Abdullatif Şener pek de
sürpriz olmayan bir kararla AKP'den istifa edip
yeni bir oluşum hazırlığında olduğunu
açıkladı.
Şayet olur da AKP kapatılırsa "kapatılmış"
bir oluşumun içinden biri olarak
görülmek istemedi kendisi anlaşılan. Ve bu
hususta AKP sonrası yapılanmak isteyen diğer kitleye de
önden bir kapı açarak ne kadar ince bir
zekanın ürünü olduğunun altını
çizdi.
Kafamdan geçen bir diğer olasılık ise, zaten
"battı balık yan gider" kıvamına gelmiş
AKP'nin kendi içlerinde aldıkları bir kararla
buldukları en ılımlı insana "Sen önden git,
ortamı yap geliyoruz" demiş olacakları. Bu ılımlı
insanın Abdullatif Şener oluşu ortama nasıl bir hava
katacak bunu da ileriki günlerde öğreneceğiz
şüphesiz.
İlk düşündüğümüz gibi ise
durum, Abdullatif Şener'in bu tavrını batmak üzere
olan gemilerden ilk kaçan farelerle
ilişkilendirmek mümkün. Bu tavrı da
genel itibari ile seviyeli ve düzgün bir
siyasetçi izlenimi veren Abdullatif Şener'e
yakıştırmadığımı belirtmeliyim.
Geçenlerde Okan Bayülgen'in konuk olduğu bir programın
bir bölümünü izledim. Zaman zaman toplumsal bazı
haykırışlarını ve magazin "ko"medyası ile verdiği
amansız mücadeleyi takdirle karşıladığım Okan Bayülgen
televizyon Yapımcısı olmuş. Sanırım Gülben Ergen'in
programı ile gerçekleştirdiği bu adımla kendi ifadesi
ile "Show business" olduğunu düşündüğü TV dünyasına
farklı bir kanadından bodozlama bir dalış
gerçekleştirmiş Okan Bayülgen. Yolu açık olsun.
Gelelim işin şof biznıs kısmına... Bu ülkede herşeyin
şof, her işin biznıss olduğunu kabul edelim. Etmeyecek
değiliz. Gelgelelim buna mahkum edilmek zorunda olan
kitleler gün geçtikçe zavallılaşıyor bunu farketmiyor
mu Okan Bayülgen anlayamadım. Her fırsatta toplumsal
hareketlere destek veren Bayülgen; o program senin bu
program benim oraya okul, buraya kitap, lösemiliye kan,
doğuluya okul, kızlara gelecek dağıtırken salt ticari
bir kimlik edindi diye yaptığı "seviyesiz" programlara
böylesine bir kılıf uydurmak zorunda kaldıysa vay
halimize...
Gerçi kendime sanane be adam demiyor da değilim. Ancak
insanımızı küçük gördükçe küçülten tüm davranış
şekillerine ve kavramlara karşı derin bir karşıtlık
içinde olduğumdan yazayım istedim. Yazdım. İyi oldu.
16.06.2008… AKP, Anayasa Mahkemesi'ne
sunulmak üzere bir savunma hazırladı. Ta
m metnine şuradan erişilebilecek bu savunmada,
haklarında açılan kapatma davasının hukuki
gerekçelere değil önyargılara dayandığını
öne sürdüler.
Başsavcılığın laiklik anlayışı baştan sona
problemlidir.
Laiklik bir “yaşam
biçimi” olamaz.
"Laikliği “yaşam
biçimi” olarak tanımlamak, beraberinde
çok ciddi siyasi ve toplumsal sorunlar
doğurabilecektir." diyor AKP savunmasında.
Laikliğin ana hatlarından bu kadar uzağa
düşmüş bir yapının savunucularından da farklı
bir söz beklemek yersizdi zaten. Esasen, laiklik
karşısında bu kadar dirençle durabilen bir
partinin kapatılma davasının savunma metninde laiklik
üzerine yazılmış bu kadar çok söz
sarfiyatı beni şaşırtmadı. Neyi saklamak isterseniz,
o kadar göz önüne çıkar
zaten. Bu dava savunmasında dikkatler en çok
"laiklik" üzerine çekilmiş
diyebiliriz.
devamı >
Reklam son derece normal ilerleyen bir Digiturk
reklamı. Amcamızın biri Acun kardeşimizle pazarlığa
tutuşuyor. Kurulum ücreti verilmeden, aylık 10 YTLden
az bir miktarla Digiturk sahibi olacağımızı öğreniyoruz
reklam sayesinde. Reklamın sonunda amcamız cozutuyor ve
o talihsiz soruyu soruyor. - Erotik var mı?
Şimdi bu nedir?
Evet bizler bir pil reklamındaki ayıcıklar aracılığıyla
bile cinselliğin çağrıştırılmasına alışık insanlarız.
Evet bu ülkede erotizm hiç birşeyin olmadığı kadar çok
sattı. Ama işin içinde dedemizi görmemiştik doğrusu.
Sizi bilmem ama beni çok rahatsız etti o dedenin
"Seviyorum n'apayım" demesi.
Doğruluk payını tartışmayacağım, erkek olmak hangi
yaşta olunursa olunsun ayrı bir cumhuriyet olmak
demektir zira. Bunu öğrenecek kadar büyüğüm. Kaldı ki
hiç bir zaman bunu yadsımadım. Ancak bunun gözümüze
sokulması çok rahatsızlık verici. Ben bu dedenin, bu
arzusunu milyonlarla paylaşmasını BÜYÜK BİR AYIP olarak
görüyorum. Geri kafalıyım belki, ama en azından böyle
olmasını dileyerek sokakta daha rahat adımlarla
yürüyebileceğim. DEDEM YAŞINDAKİ ADAMIN bana bakarken
neler düşündüğünü bilmek istemiyorum. Kendinize
saklayın bu bilgilerinizi.
"Kutu" açtırma meraklısı Acun Ilıcalı'nın kendi kendini
bitirme kampanyasına en büyük desteği bu reklam vermiş.
Hayrını görsünler, ne diyeyim.
Malum, hükümetimiz malumu ilam etti.
Üstüne başka derdimiz kalmamış gibi sigara
yasakları getirildi. Sigara içmemiş bir insan
evladı olarak bu kararın arkasında durup, tüm
yaptıklarıyla hükümeti eleştiren biriyken
birden hükümet destekçisi
kesilebilirdim. Ama kesilmiyorum. Beni iyiden
iyiye rahatsız eden bir kaç husus var bu
sigara yasakları konusunda.
Yasak olarak addedilen mevzu sigara olunca toplumun her
kesiminde ufaktan kıpırdanmalar sezinlendi
şüphesiz. Mahalle teyzelerimiz yolda
gördükleri sigara içen
"gençlere" artık doğru yola sevketmeye
yönelik beyanatlarda bulunmak yerine artık
yasa ile tehdit ediyor! Eline tüm kozları almış
durumdalar artık. Hayır yani, sigara dediğin nedir ki,
içsen zararı olmaz içersen DEVLETE KARŞI
GELMİŞ OLURSUN! ve biz bunu siz gençlerimize
hiç yakıştıramayız. Bu işin bir sonraki aşaması
ise SİGARA İÇMEK DİNEN CAİZ DEĞİLDİR! devamı >

Her yeni güne okuyarak başladığım Radikal Gazetesi
ne zaman ki internet sitesini değiştirdi o zaman benim
nazarımdaki yerinde de hafiften değişimler başladı.
Teknik olarak baktığımda eski web sitesinden daha
kullanışlı olduğu açık. 5 sutunlu bir yapıyı bu
kadar yerli yerinde sunmak herkesin yapabileceği birşey
değildir. Bu açıdan incelersem siteyi çok
küçük kusurlar bulabilirdim ve bu ufak
kusurlar da benim gözümdeki yerinden
hiç birşey değiştirmezdi.
Ancak, her sabah ısrarla aldığım, ofise girdiğimde
sayfasını açtığım, "radikal" olduğu
için okuduğum gazetem bana adeta
Hürriyet-Milliyet kardeşlerin web sayfasındaymışım
gibi hissettirmeye başladı.
Radikal'in en kısa sürede "BİLMEM KİMİN
FOTOGRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ"
mantalitesinden uzaklaşmasını diliyorum. Neyseki yazar
sayfalarındaki yalınlık ve güzellik beni teselli
ediyor.
efenim üye olduğum forum sitelerinden birinde, ki
esasında bu, sözlük formatında işleyen ve
çoğunluğunu eli kalem tutan
üniversitelilerin ya da mezunların işgal ettiği
bir sitedir, çok afedersiniz hayvanın biri
"türk kızını alacağıma eşekle sevişirim daha
iyi" şeklinde kendini bilmez bir başlık
açmış. herkes de elinden ve dilinden geleni
yazmış yanıtlamış, çok güzel. ha bu başlığı
açanı muhatab alıp da ona yanıt yazmak doğru
mudur değil midir, bunu tartışmadan, birtakım
tespitlerde bulunarak şahsi
görüşümü bildirdim ben de.
öncelikle diyeyim ki, bütün mesele ait
olunan kültür ile başka kültürlerin
çakışmasından, çatışmasından, kendi
kültürünü anlamlandıramamaktan
kaynaklanmaktadır esasen.
-------sosyal mesaj kaygısı ve yüksek dozajlı
tespit içerir-------
devamı >
Toplumun engellilere bakışını saptamaya
çalışan ankette katılımcıların yüzde
40.58’i bir engelliyle ‘duygusal bir ilişki
yaşardım ama evlenmezdim’ dedi.
İSTANBUL - Toplumun engellilere bakışını saptamayı
amaçlayan araştırmada erkek katılımcılar
‘engelli bir kadınla ilişkiniz nasıl olur?’
sorusuna yüzde 21.72 oranında ‘duygusal bir
ilişki yaşamazdım’ cevabı verdi. Katılımcıların
yüzde 40.58’i ise ‘duygusal bir ilişki
yaşardım, evlenmezdim’ dedi.
Rehabcenter ve Pi Grup Araştırma şirketinin, toplumun
engellilere karşı tutum ve davranışlarını
ölçmek için
yürüttüğü anket çalışmasında
714 erkek ve 507 kadın, toplam 1221 katılımcıyla
görüşüldü
Toplumumuzca kabul görmüş engelli sayısı bir
elin parmaklarını geçmez. Engellilere karşı
bırakın saygılı olmayı, bıyık altından gülerek
bakıyoruz. Yaptığımız ayıbı çocuklarımıza
örnek ediyoruz. Geçen gün daha yeni
yürümeye başlamış ufak bir erkek
çocuğu (kendisine yazının devamında velet
diyeceğim) karşıdan karşıya geçmeye
çalışan bir engelliye bakıp
"yürümeyii bilmiyooo" şeklinde alay
edebiliyor. Annesi ise veledin elini bırakıp
"Aferin anneme, bak sen ondan güzel
yürüyorsun" diyor. Bu velet
büyüdüğünde kendi veledine bunu
öğretecek, bu şekilde toplumumuzdaki
engelliyle dalga geçme hali gelecek nesillere
aktarılacak!
devamı >
Sunucu: Yeni kasetinizden dolayı size çok
ağır eleştirilerde bulunuluyor ….. Bey.
Hattâ bir izleyicimiz olaya annenizi de katarak
(!) bize yeni kasetiniz hakkında bir eleştiri
yollamış.
Şarkıcı: Bütün eleştirilere, o arkadaşa
da “Sayyygı duyuyorum” …
diyerek başlıyor şarkıcı
lafına. Tabi haklı. Neden? E adam demokrat düzeni
yemiş yutmuş. Kraldan faza kralcı denir ya,
“demokraksi” nin özüne
öz katmış bu adam. “Her şeye
saygılıyım” diyor. Her şeye saygılıyım ne demek
şimdi? Ben her dine eşit uzaklıktayım gibi bir şey. Her
şeye saygı duyuyorsan hem adilsin hem zalim, hem
haklısın hem haksız, hem kibarsın hem kaba…
Gerekli tanımı yapılmadan
televizyonlardan bas bas bağırılan
“Demokrasi ve
Özgürlük”, işte
böyle anlaşılıyor ve anlatılıyor.
Özgürlük, bir başkasının
özgürlüğünün başladığı yerde
biten haklardır. Demokrası ise,
özgürlükler ile
sınırlı, halkın egemenliğine dayanan
yönetim biçimidir.
“Herkese acıma, acınacak
duruma gelirsin” diyorlar ya, “herkese
saygı duyma ……”
Bir elektrik-elektronik mühendisine “Bence
akım ile direncin çarpımı volta eşit
değildir” demek, veya bir doktora “bence
kanser grip kadar önemsiz,gelip geçici bir
hastalık” demek, veya bir mimara “Taşıyıcı
sistemin binada hiçbir önemi yoktur, hesabı
gereksizdir” demek, veya veya veya ….
demek ne kadar anlamsız ve absürt değil mi?
Bu meslek dallarının hepsi muhakkak ki başlı başına bir
OLAY bir ilim. Belki bunlardan birine
bir değil iki ömür bile yetmez. Hepsi
insanoğlunun rahatı için yapılan şeyler. Fakat
toplumdan bağımsız sürdürülmeyen şu
hayatımızda bu rahatlıkları yaşayacak da bir ortam
lazım. İnsanlarla beraber bir hayat. Pek tabi ilk
insandan beri olduğu ve olması gerektiği gibi
kurallı bir hayat.
Kuralları kendi kafasında bitirip “Bence
bu caiz aaaaabi” diyerek bitiren insan
işte bu kurallı hayatı kuralsız hale getiren en
önemli insandır.
Kuralların insanın kafasında değil vicdanında
bitmesinin gerekliliğinin herkes tarafın ayan beyan
görüldüğü kanaatindeyim.
Çünkü insanı yalnızken bile
frenleyebilecek kural insanın vicdanında biten
kuraldır. Akıllı insan kurallarda duygularına göre
değil aklına göre hareket eder. Fakat akıldaki
sınırlayıcı, frenleyici etken vicdandır.
“Vicdansız” diye tabir
ettiğimiz kişilerin hayatlarına bir göz atın.
Hiç birinin yaptıkları “akla”
sığmaz. Demek ki akıldaki sınırlayıcı etken vicdandır.
Bu vicdanla kurallara uyulur. Aklın söylediği
değişir fakat aklını yitirmemiş bir vicdan sahibinin
söyledikleri ASLA değişmez.
Onun için lütfen aklımızı
yitirmeyelim, vicdan sahibi olalım ve en az ilk
paragrafta saydığım ilimler kadar geniş olan din ilmini
hafife almadan kurallarına saygı duyalım.
(Din ilminin genişliğine örnek olarak sadece
birkaç alt başlığını söylemek gerekirse;
Kur’an-ı Kerim, Hadis, Fıkıh, Akaid, Kelam,
Siyer. Bu başlıkların hepsi alanında yüz
binlerce eser yazılmış ve en az bir o kadar da
eser yazılabilecek kadar geniş, bu üst başlıkların
yüzlerce alt başlıklarından birine bir
enstitü kurulacak kadar kapsamlı bilgi
içeren muhteviyattadır.)
Eleştirel.com yazarı iseniz buradan giriş yapabilirsiniz, değilseniz yazarlığa başvurmak için lütfen formu doldurun.