Gemiyi ilk önce fareler terkeder

12
07 - 2008

Abdullatif Şener pek de sürpriz olmayan bir kararla AKP'den istifa edip yeni bir oluşum hazırlığında olduğunu açıkladı.

Şayet olur da AKP kapatılırsa "kapatılmış" bir oluşumun içinden biri olarak görülmek istemedi kendisi anlaşılan. Ve bu hususta AKP sonrası yapılanmak isteyen diğer kitleye de önden bir kapı açarak ne kadar ince bir zekanın ürünü olduğunun altını çizdi.

Kafamdan geçen bir diğer olasılık ise, zaten "battı balık yan gider" kıvamına gelmiş AKP'nin kendi içlerinde aldıkları bir kararla buldukları en ılımlı insana "Sen önden git, ortamı yap geliyoruz" demiş olacakları. Bu ılımlı insanın Abdullatif Şener oluşu ortama nasıl bir hava katacak bunu da ileriki günlerde öğreneceğiz şüphesiz.

İlk düşündüğümüz gibi ise durum, Abdullatif Şener'in bu tavrını batmak üzere olan gemilerden ilk kaçan farelerle ilişkilendirmek mümkün. Bu tavrı da genel itibari ile seviyeli ve düzgün bir siyasetçi izlenimi veren Abdullatif Şener'e yakıştırmadığımı belirtmeliyim.




sof biznısss...

23
06 - 2008

Geçenlerde Okan Bayülgen'in konuk olduğu bir programın bir bölümünü izledim. Zaman zaman toplumsal bazı haykırışlarını ve magazin "ko"medyası ile verdiği amansız mücadeleyi takdirle karşıladığım Okan Bayülgen televizyon Yapımcısı olmuş. Sanırım Gülben Ergen'in programı ile gerçekleştirdiği bu adımla kendi ifadesi ile "Show business" olduğunu düşündüğü TV dünyasına farklı bir kanadından bodozlama bir dalış gerçekleştirmiş Okan Bayülgen. Yolu açık olsun.

Gelelim işin şof biznıs kısmına... Bu ülkede herşeyin şof, her işin biznıss olduğunu kabul edelim. Etmeyecek değiliz. Gelgelelim buna mahkum edilmek zorunda olan kitleler gün geçtikçe zavallılaşıyor bunu farketmiyor mu Okan Bayülgen anlayamadım. Her fırsatta toplumsal hareketlere destek veren Bayülgen; o program senin bu program benim oraya okul, buraya kitap, lösemiliye kan, doğuluya okul, kızlara gelecek dağıtırken salt ticari bir kimlik edindi diye yaptığı "seviyesiz" programlara böylesine bir kılıf uydurmak zorunda kaldıysa vay halimize...

Gerçi kendime sanane be adam demiyor da değilim. Ancak insanımızı küçük gördükçe küçülten tüm davranış şekillerine ve kavramlara karşı derin bir karşıtlık içinde olduğumdan yazayım istedim. Yazdım. İyi oldu.



Ak Parti'nin Savunma Metni

17
06 - 2008

16.06.2008…  AKP, Anayasa Mahkemesi'ne sunulmak üzere bir savunma hazırladı. Ta m metnine şuradan erişilebilecek bu savunmada, haklarında açılan kapatma davasının hukuki gerekçelere değil önyargılara dayandığını öne sürdüler.

Başsavcılığın laiklik anlayışı baştan sona problemlidir.
Laiklik bir “yaşam biçimi” olamaz.

"Laikliği “yaşam biçimi” olarak tanımlamak, beraberinde çok ciddi siyasi ve toplumsal sorunlar doğurabilecektir." diyor AKP savunmasında. Laikliğin ana hatlarından bu kadar uzağa düşmüş bir yapının savunucularından da farklı bir söz beklemek yersizdi zaten. Esasen, laiklik karşısında bu kadar dirençle durabilen bir partinin kapatılma davasının savunma metninde laiklik üzerine yazılmış bu kadar çok söz sarfiyatı beni şaşırtmadı. Neyi saklamak isterseniz,  o kadar göz önüne çıkar zaten. Bu dava savunmasında dikkatler en çok "laiklik" üzerine çekilmiş diyebiliriz.
devamı >



Digitürk reklamındaki erotik dede

14
06 - 2008

Reklam son derece normal ilerleyen bir Digiturk reklamı. Amcamızın biri Acun kardeşimizle pazarlığa tutuşuyor. Kurulum ücreti verilmeden, aylık 10 YTLden az bir miktarla Digiturk sahibi olacağımızı öğreniyoruz reklam sayesinde. Reklamın sonunda amcamız cozutuyor ve o talihsiz soruyu soruyor. - Erotik var mı?

Şimdi bu nedir?

Evet bizler bir pil reklamındaki ayıcıklar aracılığıyla bile cinselliğin çağrıştırılmasına alışık insanlarız. Evet bu ülkede erotizm hiç birşeyin olmadığı kadar çok sattı. Ama işin içinde dedemizi görmemiştik doğrusu. Sizi bilmem ama beni çok rahatsız etti o dedenin "Seviyorum n'apayım" demesi.

Doğruluk payını tartışmayacağım, erkek olmak hangi yaşta olunursa olunsun ayrı bir cumhuriyet olmak demektir zira. Bunu öğrenecek kadar büyüğüm. Kaldı ki hiç bir zaman bunu yadsımadım. Ancak bunun gözümüze sokulması çok rahatsızlık verici. Ben bu dedenin, bu arzusunu milyonlarla paylaşmasını BÜYÜK BİR AYIP olarak görüyorum. Geri kafalıyım belki, ama en azından böyle olmasını dileyerek sokakta daha rahat adımlarla yürüyebileceğim. DEDEM YAŞINDAKİ ADAMIN bana bakarken neler düşündüğünü bilmek istemiyorum. Kendinize saklayın bu bilgilerinizi.

"Kutu" açtırma meraklısı Acun Ilıcalı'nın kendi kendini bitirme kampanyasına en büyük desteği bu reklam vermiş. Hayrını görsünler, ne diyeyim.



Dumansız Hava Sahasını Destekliyoruz (mu?)

13
06 - 2008

Malum, hükümetimiz malumu ilam etti. Üstüne başka derdimiz kalmamış gibi sigara yasakları getirildi. Sigara içmemiş bir insan evladı olarak bu kararın arkasında durup, tüm yaptıklarıyla hükümeti eleştiren biriyken birden hükümet destekçisi kesilebilirdim. Ama kesilmiyorum. Beni iyiden iyiye rahatsız eden bir kaç husus var bu sigara yasakları konusunda.

Yasak olarak addedilen mevzu sigara olunca toplumun her kesiminde ufaktan kıpırdanmalar sezinlendi şüphesiz. Mahalle teyzelerimiz yolda gördükleri sigara içen "gençlere" artık doğru yola sevketmeye yönelik beyanatlarda bulunmak  yerine artık yasa ile tehdit ediyor! Eline tüm kozları almış durumdalar artık. Hayır yani, sigara dediğin nedir ki, içsen zararı olmaz içersen DEVLETE KARŞI GELMİŞ OLURSUN! ve biz bunu siz gençlerimize hiç yakıştıramayız. Bu işin bir sonraki aşaması ise SİGARA İÇMEK DİNEN CAİZ DEĞİLDİR! devamı >



Radikalde esen rüzgarlar

03
06 - 2008



Her yeni güne okuyarak başladığım Radikal Gazetesi ne zaman ki internet sitesini değiştirdi o zaman benim nazarımdaki yerinde de hafiften değişimler başladı. Teknik olarak baktığımda eski web sitesinden daha kullanışlı olduğu açık. 5 sutunlu bir yapıyı bu kadar yerli yerinde sunmak herkesin yapabileceği birşey değildir. Bu açıdan incelersem siteyi çok küçük kusurlar bulabilirdim ve bu ufak kusurlar da benim gözümdeki yerinden hiç birşey değiştirmezdi.

Ancak, her sabah ısrarla aldığım, ofise girdiğimde sayfasını açtığım, "radikal" olduğu için okuduğum gazetem bana adeta Hürriyet-Milliyet kardeşlerin web sayfasındaymışım gibi hissettirmeye başladı.

Radikal'in en kısa sürede "BİLMEM KİMİN FOTOGRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ" mantalitesinden uzaklaşmasını diliyorum. Neyseki yazar sayfalarındaki yalınlık ve güzellik beni teselli ediyor.



türk kadını üzerine...

25
05 - 2008

efenim üye olduğum forum sitelerinden birinde, ki esasında bu, sözlük formatında işleyen ve çoğunluğunu eli kalem tutan üniversitelilerin ya da mezunların işgal ettiği bir sitedir, çok afedersiniz hayvanın biri "türk kızını alacağıma eşekle sevişirim daha iyi" şeklinde kendini bilmez bir başlık açmış. herkes de elinden ve dilinden geleni yazmış yanıtlamış, çok güzel. ha bu başlığı açanı muhatab alıp da ona yanıt yazmak doğru mudur değil midir, bunu tartışmadan, birtakım tespitlerde bulunarak şahsi görüşümü bildirdim ben de.

öncelikle diyeyim ki, bütün mesele ait olunan kültür ile başka kültürlerin çakışmasından, çatışmasından, kendi kültürünü anlamlandıramamaktan kaynaklanmaktadır esasen.

-------sosyal mesaj kaygısı ve yüksek dozajlı tespit içerir-------
devamı >



Engelliye Bakışımız Üzerine

15
05 - 2008

Toplumun engellilere bakışını saptamaya çalışan ankette katılımcıların yüzde 40.58’i bir engelliyle ‘duygusal bir ilişki yaşardım ama evlenmezdim’ dedi.

İSTANBUL - Toplumun engellilere bakışını saptamayı amaçlayan araştırmada erkek katılımcılar ‘engelli bir kadınla ilişkiniz nasıl olur?’ sorusuna yüzde 21.72 oranında ‘duygusal bir ilişki yaşamazdım’ cevabı verdi. Katılımcıların yüzde 40.58’i ise ‘duygusal bir ilişki yaşardım, evlenmezdim’ dedi.

Rehabcenter ve Pi Grup Araştırma şirketinin, toplumun engellilere karşı tutum ve davranışlarını ölçmek için yürüttüğü anket çalışmasında 714 erkek ve 507 kadın, toplam 1221 katılımcıyla görüşüldü

Toplumumuzca kabul görmüş engelli sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Engellilere karşı bırakın saygılı olmayı, bıyık altından gülerek bakıyoruz. Yaptığımız ayıbı çocuklarımıza örnek ediyoruz. Geçen gün daha yeni yürümeye başlamış ufak bir erkek çocuğu (kendisine yazının devamında velet diyeceğim) karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir engelliye bakıp "yürümeyii bilmiyooo" şeklinde alay edebiliyor. Annesi ise veledin elini bırakıp "Aferin anneme, bak sen ondan güzel yürüyorsun" diyor. Bu velet büyüdüğünde kendi veledine bunu öğretecek, bu şekilde toplumumuzdaki engelliyle dalga geçme hali gelecek nesillere aktarılacak!

devamı >



Sayyygı duyuyorum

11
05 - 2008

Sunucu:  Yeni kasetinizden dolayı size çok ağır eleştirilerde bulunuluyor ….. Bey. Hattâ bir izleyicimiz olaya annenizi de katarak (!) bize yeni kasetiniz hakkında bir eleştiri yollamış.
Şarkıcı:  Bütün eleştirilere, o arkadaşa da “Sayyygı duyuyorum” …
     diyerek başlıyor şarkıcı lafına. Tabi haklı. Neden? E adam demokrat düzeni yemiş yutmuş. Kraldan faza kralcı denir ya,  “demokraksi” nin özüne öz katmış bu adam. “Her şeye saygılıyım” diyor. Her şeye saygılıyım ne demek şimdi? Ben her dine eşit uzaklıktayım gibi bir şey. Her şeye saygı duyuyorsan hem adilsin hem zalim, hem haklısın hem haksız, hem kibarsın hem kaba…
     Gerekli tanımı yapılmadan televizyonlardan bas bas bağırılan “Demokrasi ve Özgürlük”, işte böyle anlaşılıyor ve anlatılıyor. Özgürlük, bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biten haklardır. Demokrası ise, özgürlükler ile sınırlı, halkın egemenliğine dayanan yönetim biçimidir.
     “Herkese acıma, acınacak duruma gelirsin” diyorlar ya, “herkese saygı duyma ……”



Bence bu caiz aaaaabi (!)

10
05 - 2008

Bir elektrik-elektronik mühendisine “Bence akım ile direncin çarpımı volta eşit değildir” demek, veya bir doktora “bence kanser grip kadar önemsiz,gelip geçici bir hastalık” demek, veya bir mimara “Taşıyıcı sistemin binada hiçbir önemi yoktur, hesabı gereksizdir” demek, veya veya veya …. demek ne kadar anlamsız ve absürt değil mi?
Bu meslek dallarının hepsi muhakkak ki başlı başına bir OLAY bir ilim. Belki bunlardan birine bir değil iki ömür bile yetmez. Hepsi insanoğlunun rahatı için yapılan şeyler. Fakat toplumdan bağımsız sürdürülmeyen şu hayatımızda bu rahatlıkları yaşayacak da bir ortam lazım. İnsanlarla beraber bir hayat. Pek tabi ilk insandan beri olduğu ve  olması gerektiği gibi kurallı bir hayat.
Kuralları kendi kafasında bitirip “Bence bu caiz aaaaabi” diyerek bitiren insan işte bu kurallı hayatı kuralsız hale getiren en önemli insandır.
Kuralların insanın kafasında değil vicdanında bitmesinin gerekliliğinin herkes tarafın ayan beyan görüldüğü kanaatindeyim. Çünkü insanı yalnızken bile frenleyebilecek kural insanın vicdanında biten kuraldır. Akıllı insan kurallarda duygularına göre değil aklına göre hareket eder. Fakat akıldaki sınırlayıcı, frenleyici etken vicdandır. “Vicdansız” diye tabir ettiğimiz kişilerin hayatlarına bir göz atın. Hiç birinin yaptıkları “akla” sığmaz. Demek ki akıldaki sınırlayıcı etken vicdandır. Bu vicdanla kurallara uyulur. Aklın söylediği değişir fakat aklını yitirmemiş bir vicdan sahibinin söyledikleri ASLA değişmez.
Onun için lütfen aklımızı yitirmeyelim, vicdan sahibi olalım ve en az ilk paragrafta saydığım ilimler kadar geniş olan din ilmini hafife almadan kurallarına saygı duyalım.
(Din ilminin genişliğine örnek olarak sadece birkaç alt başlığını söylemek gerekirse; Kur’an-ı Kerim, Hadis, Fıkıh, Akaid, Kelam, Siyer. Bu başlıkların hepsi alanında yüz binlerce eser yazılmış ve en az bir o kadar da eser yazılabilecek kadar geniş, bu üst başlıkların yüzlerce alt başlıklarından birine bir enstitü kurulacak kadar kapsamlı bilgi içeren muhteviyattadır.)