<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<!DOCTYPE rss PUBLIC "-//Netscape Communications//DTD RSS 0.91//EN"
 "http://my.netscape.com/publish/formats/rss-0.91.dtd">

<rss version="0.91">

<channel>
<title>Elestirel.com</title>
<link>http://www.elestirel.com</link>
<description>elestirel im</description>
<language>tr</language>

<item>
<title>Sayyygı duyuyorum</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=98</link>
<description>Sunucu: Yeni kasetinizden dolayı size &amp;ccedil;ok ağır eleştirilerde bulunuluyor &amp;hellip;.. Bey. Hatt&amp;acirc; bir izleyicimiz olaya annenizi de katarak (!) bize yeni kasetiniz hakkında bir eleştiri yollamış.
Şarkıcı: B&amp;uuml;t&amp;uuml;n eleştirilere, o arkadaşa da &amp;ldquo;Sayyygı duyuyorum&amp;rdquo; &amp;hellip;
 diyerek başlıyor şarkıcı lafına. Tabi haklı. Neden? E adam demokrat d&amp;uuml;zeni yemiş yutmuş. Kraldan faza kralcı denir ya, &amp;ldquo;demokraksi&amp;rdquo; nin &amp;ouml;z&amp;uuml;ne &amp;ouml;z katmış bu adam. &amp;ldquo;Her şeye saygılıyım&amp;rdquo; diyor. Her şeye saygılıyım ne demek şimdi? Ben her dine eşit uzaklıktayım gibi bir şey. Her şeye saygı duyuyorsan hem adilsin hem zalim, hem haklısın hem haksız, hem kibarsın hem kaba&amp;hellip;
 Gerekli tanımı yapılmadan televizyonlardan bas bas bağırılan &amp;ldquo;Demokrasi ve &amp;Ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;k&amp;rdquo;, işte b&amp;ouml;yle anlaşılıyor ve anlatılıyor. &amp;Ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;k, bir başkasının &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml;n başladığı yerde biten haklardır. Demokrası ise, &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;kler ile sınırlı, halkın egemenliğine dayanan y&amp;ouml;netim bi&amp;ccedil;imidir.
 &amp;ldquo;Herkese acıma, acınacak duruma gelirsin&amp;rdquo; diyorlar ya, &amp;ldquo;herkese saygı duyma &amp;hellip;&amp;hellip;&amp;rdquo;</description>
<pubDate>Sun, 11 May 2008 14:53:05 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Bence bu caiz aaaaabi (!)</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=97</link>
<description>Bir elektrik-elektronik m&amp;uuml;hendisine &amp;ldquo;Bence akım ile direncin &amp;ccedil;arpımı volta eşit değildir&amp;rdquo; demek, veya bir doktora &amp;ldquo;bence kanser grip kadar &amp;ouml;nemsiz,gelip ge&amp;ccedil;ici bir hastalık&amp;rdquo; demek, veya bir mimara &amp;ldquo;Taşıyıcı sistemin binada hi&amp;ccedil;bir &amp;ouml;nemi yoktur, hesabı gereksizdir&amp;rdquo; demek, veya veya veya &amp;hellip;. demek ne kadar anlamsız ve abs&amp;uuml;rt değil mi?
Bu meslek dallarının hepsi muhakkak ki başlı başına bir OLAY bir ilim. Belki bunlardan birine bir değil iki &amp;ouml;m&amp;uuml;r bile yetmez. Hepsi insanoğlunun rahatı i&amp;ccedil;in yapılan şeyler. Fakat toplumdan bağımsız s&amp;uuml;rd&amp;uuml;r&amp;uuml;lmeyen şu hayatımızda bu rahatlıkları yaşayacak da bir ortam lazım. İnsanlarla beraber bir hayat. Pek tabi ilk insandan beri olduğu ve olması gerektiği gibi kurallı bir hayat.
Kuralları kendi kafasında bitirip &amp;ldquo;Bence bu caiz aaaaabi&amp;rdquo; diyerek bitiren insan işte bu kurallı hayatı kuralsız hale getiren en &amp;ouml;nemli insandır.
Kuralların insanın kafasında değil vicdanında bitmesinin gerekliliğinin herkes tarafın ayan beyan g&amp;ouml;r&amp;uuml;ld&amp;uuml;ğ&amp;uuml; kanaatindeyim. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; insanı yalnızken bile frenleyebilecek kural insanın vicdanında biten kuraldır. Akıllı insan kurallarda duygularına g&amp;ouml;re değil aklına g&amp;ouml;re hareket eder. Fakat akıldaki sınırlayıcı, frenleyici etken vicdandır. &amp;ldquo;Vicdansız&amp;rdquo; diye tabir ettiğimiz kişilerin hayatlarına bir g&amp;ouml;z atın. Hi&amp;ccedil; birinin yaptıkları &amp;ldquo;akla&amp;rdquo; sığmaz. Demek ki akıldaki sınırlayıcı etken vicdandır. Bu vicdanla kurallara uyulur. Aklın s&amp;ouml;ylediği değişir fakat aklını yitirmemiş bir vicdan sahibinin s&amp;ouml;yledikleri ASLA değişmez.
Onun i&amp;ccedil;in l&amp;uuml;tfen aklımızı yitirmeyelim, vicdan sahibi olalım ve en az ilk paragrafta saydığım ilimler kadar geniş olan din ilmini hafife almadan kurallarına saygı duyalım.
(Din ilminin genişliğine &amp;ouml;rnek olarak sadece birka&amp;ccedil; alt başlığını s&amp;ouml;ylemek gerekirse; Kur&amp;rsquo;an-ı Kerim, Hadis, Fıkıh, Akaid, Kelam, Siyer. Bu başlıkların hepsi alanında y&amp;uuml;z binlerce eser yazılmış ve en az bir o kadar da eser yazılabilecek kadar geniş, bu &amp;uuml;st başlıkların y&amp;uuml;zlerce alt başlıklarından birine bir enstit&amp;uuml; kurulacak kadar kapsamlı bilgi i&amp;ccedil;eren muhteviyattadır.)</description>
<pubDate>Sat, 10 May 2008 13:06:09 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Tasavvuf ne DEĞİLDİR? Mutasavvıf ayaklarını nasıl anlarsınız?</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=96</link>
<description>Eğer bu eleştiriyi 19 yy ın başlarında yazıyor olsaydım herhalde ş&amp;ouml;yle başlardım ; 
&amp;quot;İşbu kelam, el&amp;acirc;n kezzap mutasavvıflara ve dahi tasavvufun n&amp;uuml;vesini fehmden yoksun zevatadır. Umulur ki eyice okuyup anlayalar, mucibince amel edeler&amp;hellip;
Tasavvuf sa&amp;ccedil;ma sapan yere herkese sempati beslemek değildir, aşk teması adı altında eserlerle bir alb&amp;uuml;m&amp;uuml;n %90 ını doldurmak değildir, &amp;quot;&amp;hellip;bana dandik neyzen deseler hi&amp;ccedil; kızmam&amp;quot; demek hi&amp;ccedil; değildir (bkz:Benlik [enaniyet, yani kendini beğenmek] nedir?), &amp;quot;yok canım estağfirullah&amp;quot; desinler diye bekleyerek m&amp;uuml;tavazilik yapmak değildir.
B&amp;uuml;t&amp;uuml;n bu ayaklar ise mutasavvıf ayaklarıdır. Kişisel muhakemeden yoksun, &amp;ccedil;ıkarcı zihniyetini terk edememiş, d&amp;uuml;nyada KENDİ i&amp;ccedil;in yaşayan, tasavvufu ve s&amp;ouml;zde mutasavvıfığını, y&amp;uuml;kselmek i&amp;ccedil;in bir basamak addeden, AŞAĞILIK &amp;ouml;zellikleri ile de bilinirler. Tasavvufa yeni bir a&amp;ccedil;ılım (!) getirmek adına (&amp;ccedil;ok biliyor ya) yaptıkları işlerde muhakkak kendi imzalarınıda işin bir kısmına koyup kişisel &amp;ccedil;ıkar elde etmekten geri kalmazlar. İşin &amp;ouml;z&amp;uuml;nden maalesef yoksundurlar.</description>
<pubDate>Fri, 09 May 2008 04:56:52 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Otostopçunun Tecavüz Rehberi</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=95</link>
<description>Otostopla b&amp;uuml;t&amp;uuml;n Avrupa'yı dolaştıktan sonra T&amp;uuml;rkiye'ye uğrayan PİPPA, Gebze'de aracına bindiği ş&amp;ouml;f&amp;ouml;r tarafından &amp;ouml;nce tecav&amp;uuml;ze uğradı, sonra katledildi.
Ne kadar tanıdık &amp;ouml;yle değil mi?
&amp;Ccedil;ocukluğumun bir T&amp;uuml;rk Filmi d&amp;uuml;şt&amp;uuml; hemen hafızama. Ayşecikli bir filmi yanılmıyorsam. İki gen&amp;ccedil; kız bisikletleriyle tatile gidiyorlardı. K&amp;ouml;ylerden kasabalardan ge&amp;ccedil;ip eğleniyorlardı. Sonra başlarına olmadık şeyler geldi. O g&amp;uuml;nlerde kafamda &amp;quot;otostop ve tek başına yolculuk hi&amp;ccedil; g&amp;uuml;venli değil&amp;quot; mesajı yerleşmişti. Sonra da malum klişeler, &amp;quot;Bir kadının ne işi var bir başına sokaklarda!&amp;quot; Hep bu s&amp;ouml;ylemlerle b&amp;uuml;y&amp;uuml;d&amp;uuml;k. Akşam karanlığı &amp;ccedil;&amp;ouml;kt&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nde bırakın yalnız y&amp;uuml;r&amp;uuml;meyi arabayla bile giremez olduk ıssız sokaklara.. Yalnızdık, savunmasızdık. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; biliyorduk ki bizim erkeklerimiz ancak KENDİ karıları kızları s&amp;ouml;z konusu olduğunda ERKEK kesililirlerdi! Kendi karısı sokağa adım atamaz, ama sokaktaki t&amp;uuml;m kadınlar onundur!
&amp;Uuml;lkesindeki kadınlara bu kadar acımasız olan ERKEKLERİMİZ nazarında yabancı uyruklu t&amp;uuml;m kadınlar birer fahişeydi! &amp;Ouml;yle ya, ne işleri vardı yoksa &amp;uuml;lkelerinden binlerce kilometre uzakta? Doktor olabilirlerdi, sanat&amp;ccedil;ı olabilirlerdi, ama M&amp;Uuml;SL&amp;Uuml;MAN değillerdi. Ve M&amp;uuml;sl&amp;uuml;man olmayan kadınlarla her t&amp;uuml;rl&amp;uuml; şey yapılabilirdi! 
İ&amp;ccedil;im daraldı. Daraldık&amp;ccedil;a babamı, ağabeyimi, eşimi , arkadaşlarımı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;m. Onlar da bu &amp;uuml;lkenin erkeğiydi. Bu şerefsizlerden değillerdi ama. Ya biz başka t&amp;uuml;rl&amp;uuml;yd&amp;uuml;k, ya ONLAR. Onlar herneyseler bir an evvel DEFOLSUNLAR.
Ah.. Bir de bizim o HARİKA yasalarımız var &amp;ouml;yle değil mi? Bu &amp;uuml;lkede kollanmak i&amp;ccedil;in ya katil olacaksın ya tecav&amp;uuml;zc&amp;uuml; zaten. PEH. 
</description>
<pubDate>Mon, 14 Apr 2008 07:56:22 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Üzme beni Taraf</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=94</link>
<description>
Onca eleştiriye, onca inada rağmen Taraf okumayı s&amp;uuml;rd&amp;uuml;r&amp;uuml;yorum. Gazete kisvesi adı altında &amp;ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;ze sunulan kağıt par&amp;ccedil;aları arasında hatrı sayılır bir yeri var benim i&amp;ccedil;in. &amp;quot;Taraf Gazetesi hangi tarafta?&amp;quot; ana temalı bir yazı olmayacak bu. Ben gazetenin &amp;quot;gazete&amp;quot; olmak i&amp;ccedil;in yeterli olan t&amp;uuml;mdonanıma sahip olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yor ve okuyorum. Memnunum da. 
Ancak internet sitesi i&amp;ccedil;in aynı dilekleri beslememek son derece &amp;uuml;z&amp;uuml;c&amp;uuml;. Sitenin yeni a&amp;ccedil;ılmış olmasını bir bahane olarak g&amp;ouml;remiyorum. Madem hen&amp;uuml;z hazır değildi yayına vermemeliydiniz siteyi. Haberler arasında dolaşırken saniye başı &amp;quot;500 İ&amp;ccedil; Sunucu Hatası&amp;quot; almaktan gına geldi.
Fiyatını 1 YTL den 40 Kuruşa indirmiş olmasına bağlayabilir miyim acaba bu konuyu?&amp;quot;Ucuzladık da artık, ne yapacaksınız interneti gidin alın okuyun&amp;quot; mu demek istiyorlar?
Demeseler keşke. &amp;Uuml;z&amp;uuml;l&amp;uuml;yorum. 
</description>
<pubDate>Tue, 08 Apr 2008 07:24:43 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>bekle dur, otobüsokrasi geliyor</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=93</link>
<description>tamamen emekli sandığı ve ssk arasındaki kan uyuşmazlığından kaynaklanan şizoid kurumlar vakasının orta yerine saplandım kaldım. iki &amp;uuml;niversitenin rekt&amp;ouml;rl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; arasındaki kavram kargaşasının yegane sebebi konu kısmında adımın ve soyadımın yazdığı birtakım resmi yazışmalar. elimde birbirinin aynı bilgileri i&amp;ccedil;eren farklı formatlarda kağıt par&amp;ccedil;acıklarıyla şehrin bir ucundan diğerine koşuyorum. {more} bunları tarayıp kendime mail olarak g&amp;ouml;ndermek ve hatta zip olsun rar olsun bişeyler yapıp kitlemle de paylaşmak isterim de, yasal olarak b&amp;ouml;yle bir hakkım yok sanırım. ancak bu hadiseler silsilesinden &amp;ccedil;ıkardığım bazı dersler var: kurumlar arası ge&amp;ccedil;işler s&amp;ouml;zkonusu olduğunda herkesin dikkat etmesi gereken şeylerden biri yatırılan prim g&amp;uuml;nleri ile bunların kağıda aktarılan d&amp;ouml;k&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml;n arasında bir tutarsızlık olup olmaması. diğeri ise, hepimizin bildiği ancak uygulamada başarısızlıkla sonu&amp;ccedil;lanan bir durum ki, bunu moron insanlarla muhatap olmaktan şiddetle ka&amp;ccedil;ınılması olarak &amp;ouml;zetleyebiliriz. hal b&amp;ouml;yleyken insan d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yor, &amp;quot;hani bunlar birleştirilmişti de sosyal g&amp;uuml;venlik ş&amp;ouml;yle de olacaktı b&amp;ouml;yle de olacaktı?&amp;quot; işte aziz okuyucu, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n sorun zaten bu ikisinin birleştirilmeye kalkışılmasından kaynaklanıyor. &amp;quot;bırakın efenim birleştirmeyin benim hizmetimi ben kendim toplar &amp;ccedil;ıkartırım g&amp;uuml;n sayısını, prim skorunu, bordro katalogunu, hedesini&amp;quot; de denmiyor haliyle, zira karşınızdakiler &amp;ouml;zel değil t&amp;uuml;zel kişiler. kısaca laf anlatacak adam yok. son &amp;ccedil;are olarak iki &amp;uuml;niversitenin konuyla ilgili g&amp;ouml;revlilerini telefonda g&amp;ouml;r&amp;uuml;şt&amp;uuml;rmeme rağmen yine manasız bir kısırd&amp;ouml;ng&amp;uuml;den &amp;ouml;teye gidemedim, yarın yine sabahtan yollara d&amp;uuml;şmek zorundayım. sokayım b&amp;ouml;yle b&amp;uuml;rokrasiye. 


sabahtan d&amp;uuml;şeceğim bu yolun tersinde ise bir başka &amp;uuml;niversitenin g&amp;uuml;zergahı uzanıyor. &amp;ouml;ğleden sonra bu &amp;quot;bir başka &amp;uuml;niversite&amp;quot;nin bu kez hastanesi ile m&amp;uuml;cadele edeceğim. doktorumdan yana sıkıntım yok, şen şakrak olmasının yanı sıra aynı zamanda ilgili &amp;uuml;niversitenin &amp;ouml;ğretim &amp;uuml;yesi olan bu amcamız &amp;ouml;zel muayenehane yerine hastalarını hastanedeki odasında kabul ediyor. g&amp;uuml;zel. sabahtan derslere girdiğini ya da ameliyatları olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;rsek, yalnızca &amp;ouml;ğleden sonra orada bulunmasını da anlamlandırabiliriz. cuma g&amp;uuml;nleri ise tamamen minik tefek operasyonlara ayrılmış olduğundan amcamız haftanın d&amp;ouml;rt g&amp;uuml;n&amp;uuml; hizmet veriyor. yine sorun yok. ve fakat saat &amp;uuml;&amp;ccedil;te verilen randevu (ki s&amp;uuml;rekli meşgul olan, meşgul olmadığı 0.005 saniye gibi s&amp;uuml;reler i&amp;ccedil;erisinde de asla cevaplanmayan telefonlar aracılığıyla kanırtarak alınabiliyor) i&amp;ccedil;in yine en az d&amp;ouml;rt bu&amp;ccedil;uğa kadar beklememiz gerekeceğini hissedebiliyorum. neden? &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; toplantılar, akademik hayat vb. durumlardan kaynaklı olarak doktor amca asla saat bir bu&amp;ccedil;ukta olması gereken yerde olamıyor. ikincisi, hastalara on-onbeşer dakika arayla verilen randevu &amp;ccedil;er&amp;ccedil;evesi son derece mantıksız, zira bir g&amp;ouml;r&amp;uuml;şme asla onbeş dakikada sonlanmıyor. muayenesi, kontrol&amp;uuml;, test incelemesi, doktorun tavsiye ve konuşmaları derken bir hastaya ayrılan s&amp;uuml;renin yirmibeş dakikayı aşabiliyor olması sonucunda, hele de benim gibi gergin ruhlu dişiler i&amp;ccedil;in beklemek bir cehennem azabına d&amp;ouml;n&amp;uuml;şebiliyor.


şimdi oturup b&amp;uuml;t&amp;uuml;n o gerginliği polyannacı yaklaşımlarla y&amp;uuml;z&amp;uuml;mden ve ruhumdan silmeye &amp;ccedil;alışıyorum, ancak nafile. monit&amp;ouml;re boş boş bakıp zaman ge&amp;ccedil;irebileceğim rahatlıkta bir g&amp;uuml;n olmasını diliyorum kendim ve herkes i&amp;ccedil;in. yine de bu kez &amp;quot;ders patlar mı acaba?&amp;quot; huzursuzluğu bastırdık&amp;ccedil;a bastırıyor. &amp;quot;hayırlısı olsun demekten i&amp;ccedil;im şişti&amp;quot; s&amp;ouml;z &amp;ouml;beğiyle g&amp;ouml;n&amp;uuml;lleri fetheden dostum desalvo'yu nasssııll &amp;ouml;zlediğimi de şu sıkıntılı durumlarda bir kez daha hatırlıyor ve selam ediyorum. sevgi seli.</description>
<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 04:41:56 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Bursa Nutku...</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=92</link>
<description>      Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, &quot;Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır&quot;; demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

  Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, &quot;Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir&quot; diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, &quot;demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek&quot;

  Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, &quot;ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir&quot;

  İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

Mustafa Kemal Atatürk</description>
<pubDate>Sat, 22 Mar 2008 06:16:51 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Ergenekon Soruşturması ve İlhan Selçuk</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=91</link>
<description>&amp;Ccedil;oğumuzun takip ettiği &amp;uuml;zere , 2007 Haziran'ında &amp;Uuml;mraniye'de bir gecekonduda el bombaları ele ge&amp;ccedil;irildi. O g&amp;uuml;n başlayan Ergenekonsoruşturması kapsamında &amp;ouml;nceki gece 04:30 sularında İlhan Sel&amp;ccedil;uk, Doğu Perin&amp;ccedil;ek, Kemal Alemdaroğlu, Ferit İlsever, Serhan Bolluk, Perin&amp;ccedil;ek'in koruması Yusuf Beşerik, Adnan Akfırat ve İbrahim Benli'nin ev ve işyerlerine operasyon yapıldı. 
Soruşturmanın en can alıcı noktası 85 yaşındaki bir yazarın, İlhan Sel&amp;ccedil;uk'un gecenin o saatinde evinden alınrak k&amp;ouml;t&amp;uuml; bir muameleyle karşılaşması oldu ş&amp;uuml;phesiz. O yaştaki biri i&amp;ccedil;in daha &amp;quot;normal&amp;quot; bir eylem ger&amp;ccedil;ekleştirilebilirken bu yapılmadı. 
&amp;Ouml;te yandan Ergenekon soruşturması tarihin belki de en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k soruşturmalarından birine imza atacakken sırf bu &amp;quot;kural ihlalleri&amp;quot; nedeniyle &amp;ccedil;&amp;ouml;k&amp;uuml;nt&amp;uuml;ye uğrarsa en &amp;ccedil;ok &amp;uuml;z&amp;uuml;lenlerden biri olacağım. Devletin i&amp;ccedil;ine sızmış &amp;ouml;rg&amp;uuml;t&amp;uuml;ms&amp;uuml;lerin en kısa s&amp;uuml;rede g&amp;uuml;n ışığına &amp;ccedil;ıkartılmaları gerektiğine dair kocaman bir inan&amp;ccedil; besliyorum. &amp;Uuml;lkemizin &amp;uuml;zerinde 2004 yılından beri oynanan oyunlara daha ne kadar g&amp;ouml;z yumacağımızı merak ediyorum. 
&amp;Ccedil;ok zorlu bir s&amp;uuml;re&amp;ccedil;ten ge&amp;ccedil;iyoruz &amp;uuml;lke olarak. Gerekbirbiri ardına gelen &amp;quot;darbe tahminleri&amp;quot; gerekse de AKPnin kapatılma davası korkarım ki daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k olaylara kapı a&amp;ccedil;acak. İlhan Sel&amp;ccedil;uk'un &amp;ouml;nceki g&amp;uuml;n Cumhuriyet gazetesinde yazdığı yazı da sanki bunun habercisiydi.
&amp;quot;Evet, bu gidişle bir şeyler olacak... RTE 14'&amp;uuml;nc&amp;uuml; Louis gibi 'Devlet benim' dedik&amp;ccedil;e T&amp;uuml;rkiye'nin dengeye girmesi, ortalığın sakinleşmesi ve normalleşmesi olanaksız... Ya RTE anayasaya ve yargıya 'sokaktaki adam' gibi saygı g&amp;ouml;sterecek... Ya da 14'&amp;uuml;nc&amp;uuml; Louis olmadığını RTE'ye anımsatacak ve &amp;ouml;ğretecek bir hesaplaşmaya hazırlıklı olalım... Aklın bir başka yolu yok...&amp;quot; 
Evet aklın başka yolu yok. &amp;Uuml;lke olarak daha aydınlık g&amp;uuml;nlere y&amp;uuml;r&amp;uuml;memiz dileğiyle.. 
</description>
<pubDate>Sat, 22 Mar 2008 04:13:13 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>TARAF OLMAK AMA NEYE? Kapatma davası üzerine bir yaklaşım...</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=90</link>
<description>Dünyada bütün taşların yerinden oynandığı bir süreç geçirmekteyiz. 

Gelişmiş ülkeler diye adlandırılan, süper güç diyerek bize gösterilen bütün ülkeler ve sistemleri birer birer çökme sinyali veriyorlar. Ekonomileri, sosyal düzenleri, toplumları ve bireyleri karışıklık içerisinde... 

Tüm dünyada bunlar olup biterken bizler Türk milleti olarak daha çok çalışmak, daha çok üretmek, daha da çok güçlenmek zorundayız. Bunu gerçekleştirmek için birlik ve beraberliğimizden geri adım atmadan devletimize, milletimize, hukukumuza, askerimize ve bizleri yönetenlere sahip çıkmalı, bu sahipliğimizi her geçen gün artan oranda tüm dünyaya hissettirmeliyiz.

Mevcut sistemde kurumlar ve kişiler arasında tercih yapmak zorunda bırakılan bir toplum olmaktansa, Hedefinde kararlı ve iddialı bireyler olarak yüzeysel konularla uğraşmadan, koskoca bir devleti zayıflatacak her türlü hareket ve oluşumun karşısında sapasağlam durmak, herşeyden daha fazla önem taşımaktadır.

Şahsiyet eğitiminden geçmeden, insanın öz yapısına uygun bir sistem oluşmadan, ülkemizde ve dünyamızda sorunların çözülemeyeceği aşıkardır.

Şu an ülkemizin gündeminde yer alan parti kapatma davası da bu kapsamda ele alınmalı ve ülkemizin gelişim hızının kesilmesine sebep olabilecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınılmalıdır. 

Tüm dünyada ekonomik krizin ayak sesleri duyulurken, ülkemizi zayıflatacak, insanlarımızı zor durumda bırakacak oluşumların ve hareketlerin karşısında yer almak durumunda olduğumuzu düşünüyorum. Bu konudaki sorumluluğumuz bütün devlet kurumları için aynı düzeydedir, hiçbirisi hakkında ayrımcılık yapamayız.

Ben ancak şahsiyetin ve şerefin tarafında olabilirim . Bunun dışındaki her türlü düşünce ve durumdan uzak değerlendirmelerle ülkemizin, insanımızın büyüklüğünü tüm dünyaya duyuracak her türlü çalışmanın ve bu çalışmaları yapanların yanında yer almak sorumluluğumuzdur bunu da unutmayalım.

Demokratlık adına hukuka saldırmanın kötü olduğu gibi, milli menfaatlerimizi unutarak ülke gerçeklerini yerinde tahlil edip çözümler sunmak yerine kaos ortamından siyasi çıkar elde etmek de doğru değildir. Mesele şu veya bu, şucu veya bucu olmak değil inasana yakışan şekilde yaşamak ve yaşatmaktır.

Üzerinde durulacak bir konu varsa budur.

</description>
<pubDate>Wed, 19 Mar 2008 12:34:37 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>AKP'nin Kapatılma Davası </title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=89</link>
<description>%46.7 oyla iktidara gelen parti hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafındankapatma davası a&amp;ccedil;ıldı. Daha evvel benzer sahneleri Refah Partisi ve Fazilet Partisi &amp;ouml;rneklerinde g&amp;ouml;rd&amp;uuml;k. İki kapatma olayında da s&amp;ouml;zkonusu partilerin reytinglerinin nasıl tavan yaptığına tanık olduk. Şimdiyse halkın ezici bir &amp;ccedil;oğunluğunun oyuyla gelen bir parti i&amp;ccedil;in alınan bu karar tartışılıyor. &amp;Ouml;ncelikli olacak iki konu var bu durumda. Birincisi halkının %46sına ne derece saygı duyduğu tartışılan başsavcılık makamı diğeri ise zaten bunca oy alarak başa ge&amp;ccedil;miş bir partiye verilecek prim. 
Başsavcılık makamının halkından ne derece uzakta durduğu sonucu &amp;ccedil;ıkartmak m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n. Halkının iradesine ters d&amp;uuml;şecek bir kararla AKPnin kapatılmasını istemesi belki demokrasiye uygun ancak halk iradesine aykırıdır. Parti kapatmanın uygarlık olmadığını savunan s&amp;ouml;zde demoktatikler i&amp;ccedil;in uygun bir zemin oluşmuş durumda. Netice itibariyle g&amp;ouml;rd&amp;uuml;k ki bu tip s&amp;ouml;ylemler ancak ve ancak partiye olan sempatiyi g&amp;uuml;&amp;ccedil;lendiriyor. Cumhuriyet mitingleri sonrası genel se&amp;ccedil;imlerdeki tabloyu &amp;ouml;rnek olarak sunabilirim &amp;ouml;n&amp;uuml;n&amp;uuml;ze. 
İkinci konu ise tam bu noktada g&amp;ouml;z kırpıyor. Başsavcılık makamı halkın %46sının oy verdiği bir partiyi kapatma kararı alarak kalan %54&amp;uuml;n de ilgisini bu y&amp;ouml;ne &amp;ccedil;ekmek istemiş olabilir mi? Bu &amp;uuml;lkede o kadar &amp;ccedil;ok şey oldu ki olayların altında yatan ger&amp;ccedil;ek sebebi bulmak &amp;ccedil;ok zor olabiliyor. M&amp;uuml;mk&amp;uuml;n g&amp;ouml;z&amp;uuml;yle bakıyorum bu duruma &amp;uuml;z&amp;uuml;lerek. 
&amp;Ouml;te yandan bu kapatma davaları &amp;uuml;lke insanını kendi i&amp;ccedil;inde b&amp;ouml;lmekten başkabir halta yaramıyor. Kapatıp da ne olacak yani? %46 bir anda &amp;quot;Ah hata etmişiz hemen doğru yola d&amp;ouml;nelim!&amp;quot; mi diyecek? Demeyecekler. İlk fırsatta g&amp;uuml;r&amp;uuml;l g&amp;uuml;r&amp;uuml;l yeniden gelecekler! Biz de oturduğumuz yerden ahkam keserek buna m&amp;uuml;sade edeceğiz.
Niye kapatılsın ki? Yerine daha beterleri gelsin diye mi? 
</description>
<pubDate>Wed, 19 Mar 2008 05:42:52 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Örtünme ve örtüler üzerine...</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=88</link>
<description>İlkel toplumlardan beri insanların yaşamlarını incelediğimizde, inan&amp;ccedil;, eğitim, aile, ekonomi ve idare gibi beş temel &amp;ccedil;izgi &amp;uuml;zerinde yaşamlarını s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rebilmek i&amp;ccedil;in bu temel kavramlar doğrultusunda s&amp;uuml;rekli kendilerini yenileyip geliştirmekte olduklarını g&amp;ouml;r&amp;uuml;r&amp;uuml;z. 
Bu kavramlar zaman zaman silik ve karışık devreler ge&amp;ccedil;irmişse de insan i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ok hayati beş temel &amp;ccedil;izgi oluşundan dolayı hi&amp;ccedil;bir zaman kaybolmamıştır. 
&amp;Uuml;lkemizde ise bu beş kavram ya hi&amp;ccedil; anlaşılmamış ya da bu kavramlara derinlik kazandırılıp &amp;uuml;lkemiz insanlarına doğru y&amp;ouml;n verilememiştir. İnancın ne olduğunu, eğitimin nasıl olması gerektiğini, eğitimcinin hangi konularda varlığının hayati &amp;ouml;nemde olduğunu bilmek durumundayız. Bunu bildiğimiz takdirde b&amp;uuml;t&amp;uuml;n kavramlar &amp;quot;yerli yerinde&amp;quot; değerlendirilecek, ortak paydalar artacak bunun neticesinde de hoşg&amp;ouml;r&amp;uuml; ortamı; bizi ulusal huzur ve mutluluğa g&amp;ouml;t&amp;uuml;recektir... 
&amp;Ouml;rt&amp;uuml;nme bu hassasiyetlerin neticesinde değerlendirilmesi gereken ve &amp;quot;yerli yerine&amp;quot; oturtulması gereken bir kavram... Her bilginin ve kavramın olduğu gibi bu kavramında insana g&amp;ouml;re değerlendirilip hakettiği &amp;ouml;nemin verilmesi gerekmektedir. 
{more} Sığ g&amp;uuml;ndemlerle insanımızı birlik ve beraberlikten uzaklaştıracak, yıkıcı hedeflerinin tuzağına d&amp;uuml;ş&amp;uuml;recek suni yaklaşımlara kıymet vermemek hayati bir &amp;ouml;nem taşımaktadır. &amp;Ouml;rt&amp;uuml;nme konusu bu &amp;ouml;zelliği ile ayrı bir g&amp;uuml;ndem konusudur. Geleneksel veya inan&amp;ccedil; temelli &amp;ouml;rt&amp;uuml; bir ger&amp;ccedil;ek olarak bu topraklarda her zaman var. 
Peki ama sadece tek bir y&amp;ouml;n&amp;uuml;yle mi? Başka &amp;ouml;rt&amp;uuml; yok mu? Esas &amp;ouml;rt&amp;uuml;ler neler? Anadolu insanının insanlık tarihine kazandırdığı &amp;ccedil;ocuk eğitimi &amp;ouml;rt&amp;uuml;s&amp;uuml; var, eşini &amp;ouml;ne &amp;ccedil;ıkartma &amp;ouml;rt&amp;uuml;s&amp;uuml; var, misafirperverlik &amp;ouml;rt&amp;uuml;s&amp;uuml; var, ikram severlik &amp;ouml;rt&amp;uuml;s&amp;uuml; var... Daha bir&amp;ccedil;ok &amp;ouml;rt&amp;uuml; var. Bu toprakların her karışını kaplamış mertlik yiğitlik, d&amp;uuml;r&amp;uuml;stl&amp;uuml;k, &amp;ccedil;alışkanlık, ahl&amp;acirc;k &amp;ouml;rt&amp;uuml;s&amp;uuml; var. SEVGİ &amp;ouml;rt&amp;uuml;s&amp;uuml; var herbir karışında bu toprakların... 
Bunların dışındaki &amp;ouml;rt&amp;uuml;ler olsa olsa bize yutturulmak istenen anlayışın pis, karanlık ve yıkıcı &amp;ouml;rt&amp;uuml;s&amp;uuml;d&amp;uuml;r. 
Ne derece farkındayız, ne derece &amp;ouml;nemsiyoruz? İnsanımızın devamiyetle artacak ahl&amp;acirc;kının temelleneceği binbir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; g&amp;uuml;zellik, yenilik ve kavramlar nasıl oluyor da birlik ve beraberliğin, huzur ortamının bozulması i&amp;ccedil;in bir ara&amp;ccedil; durumuna geliyor? İyice bir d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nelim.</description>
<pubDate>Sat, 15 Mar 2008 03:52:09 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Kopyala yapıştır makalecikleri ve bilgisiz fikir sahibi olmak üzerine...</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=87</link>
<description>Bu yazı bir eleştiri yazısı olarak ele alınırsa faydalı olacaktır bunu s&amp;ouml;yleyerek başlayayım yazıma. 
Only-R rumuzlu sevgili yazarımızın &amp;quot;T&amp;uuml;rban sorununun &amp;ouml;z&amp;uuml;nde sapkınlık ve sapıklık vardır&amp;quot; yazısına kısa bir cevap olsun diye yazıyorum bu yazıyı. &amp;Ouml;ncelikle yazımın başlığında belirttiğim gibi sadece sahibi olduğu fikri ispat d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncesinden bilimsel temele dayanan bir araştırma s&amp;uuml;recinden ge&amp;ccedil;meden oradan buradan toparlanma bilgilerle kopyala yapıştır makalecikler d&amp;uuml;zerek fikir sahibi olunmayacağını belirtmek isterim. Hele ki sırf siyasi ayrışma neticesinde oluşmuş &amp;quot;taraf ve aidiyet&amp;quot; d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncesi ile normalde bu t&amp;uuml;r zeminlerde tartışılması son derece hassas olunan bir konuda doğruluğu me&amp;ccedil;hul bilgicikleri fikirmiş gibi sunarak insanların kutsal saydıklarına saldırmak hi&amp;ccedil; hoş bir tutum değil. 
Ge&amp;ccedil;miş yazılarımı okursanız nasıl bir d&amp;uuml;nya g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml;ne sahibim k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;kde olsa intiba oluşur buna eminim. Pek değerli kardeşime altına imza atacağını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m bir c&amp;uuml;mleyi hatırlatmak isterim. &amp;quot;Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak&amp;quot; Tarih boyunca defalarca farklı isimlerden kaydı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;lm&amp;uuml;ş bu c&amp;uuml;mleyi bizlere &amp;ouml;z&amp;uuml;mseten Uğur Mumcu'yu da rahmetle analım satırarasında. 
{more}
Şunu unutmayalım bilgi kaygan zemindedir. Her d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncenin, her inanışın bilgi kabul ettiği bir s&amp;uuml;r&amp;uuml; varsayım mevcuttur. Bu nedenle kaynağı sabit, dile getirilen tarafından m&amp;uuml;sbetlenmemiş ve bir adım daha &amp;ouml;teye getirerek &amp;quot;yaşanmamış&amp;quot; hi&amp;ccedil; bir bilgi fikir sahibi etmez insanı... Ancak taklit&amp;ccedil;i, şekilci ve kopyacı olmak m&amp;uuml;mk&amp;uuml;nd&amp;uuml;r bu y&amp;ouml;ntemle. 
Only-R'a komşu yazar olarak tavsiyem; b&amp;ouml;ylesi hassas konularda sağlam, derinlemesine araştırmadan, kulaktan dolma bilgilerle fikir y&amp;uuml;r&amp;uuml;tmeden &amp;ouml;nce iyi bir araştırma yapması ve &amp;ouml;zellikle insanların &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nemli kabul ettiği ve kutsal saydığı kavram ve isimlerle b&amp;ouml;ylesine f&amp;uuml;tursuzca oynamamasıdır. 
Kaynak g&amp;ouml;sterdiği yazar, altına imzasını attığı bilgiler &amp;ccedil;ok sağlıklı bilgiler değildir. Ger&amp;ccedil;ek bir insan &amp;uuml;zerine giydiği zayıf bilgilerden oluşan elbisesi ile değil o elbisenin sardığı v&amp;uuml;cudun i&amp;ccedil;indeki vicdan ve akılla fikir sahibi olmaya gayret g&amp;ouml;stermelidir. 
Site yazarlarından bu konuya ayrı bir &amp;ouml;nem g&amp;ouml;sterilmesini rica ediyorum.
</description>
<pubDate>Wed, 12 Mar 2008 07:57:22 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>ROCK NEDİR? NE DEĞİLDİR?</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=84</link>
<description>G&amp;uuml;ndemden bunalan arkadaşlar i&amp;ccedil;in,
G&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zde olduk&amp;ccedil;a &amp;ccedil;oğalan,90 lı yılların pop furyasını anımsatan bir şekilde biraz daha piyasaya yakın şekilde listelerimizde yer bulan,kollektif yadabireysel sunulanbu eserlerin kulaklarımızda epeyce yer barındırdığı bir ger&amp;ccedil;ek son zamanlar.
Peki rock sadece bi m&amp;uuml;zik t&amp;uuml;r&amp;uuml; m&amp;uuml;?;yoksa bi yaşam tarzı mı?.Elbette ilk akla gelenler siyah ve sıklık&amp;ccedil;a giyilenderi giysiler,abartılı metal takılar,uzun sa&amp;ccedil; ve sakal,koyu makyajve daha nice betimsel arayışlar hem ge&amp;ccedil;mişte hem de g&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zde metalci formu olarak akıllarımızda belirmekte.
İş şekilde bitiyor mu?
{more}
Rock m&amp;uuml;ziğin doğasında aykırılık asilik &amp;ccedil;oğunluğun dışında yer alma i&amp;ccedil;ine kapanıklık g&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zde kapitalizmin getirdiği ve bize yaşamak zorundaymışız gibidiretilen yaşamı reddetme gibi,s&amp;uuml;regelmiş gelişmiş &amp;ouml;zellikleri olsa darockın enazındang&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zde piyasaya sunulmuş bir avmalzemesi olduğunu g&amp;ouml;rmekteyiz.Bu y&amp;uuml;zdendir ki;&amp;ouml;zellikle yerli piyasada bulunan icraat&amp;ccedil;ılar sahnede sarhoş numarası yaparak,sigara i&amp;ccedil;erek taklit saundlarla veya m&amp;uuml;zikten uzak,karşıolduklarını s&amp;ouml;yleyip topluma magazin malzemesi yaratarakgazeteci d&amp;ouml;verek bu felsefeye yakınlıklarını da(!) g&amp;ouml;stermiş oluyorlar.
Rock bir yaşam felsefesidir. Sa&amp;ccedil; uzatıp rock&amp;ccedil;ı takılmak değildir. &amp;Ouml;zg&amp;uuml;r olmak, &amp;ouml;zg&amp;uuml;n olmaktır.

</description>
<pubDate>Sun, 02 Mar 2008 05:30:55 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Bir yaşam koçu olarak, Çekim Yasası</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=83</link>
<description>Kuantum, derin bir d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nme tekniğidir. Bu sayede hayatınıza istediğiniz şeyleri dahil edebilir, rahatsızlıklarınızdan arınabilirsiniz. Peki o kadar kolay mı? Elbette ki değil. Herşeyin başında bunu sağlayabilmemiz i&amp;ccedil;in uygun bir zemine ihtiya&amp;ccedil; duymaktayız. Nedir bu? Rahat bir yaşam, huzurlu bir ev, daha az stresli bir iş. Bu durumda diyebilir miyiz ki kuantum yasası bize iyi bir yaşantı sağlayabilsin.
Hayatınızı zora sokan &amp;ldquo;şeyleri&amp;rdquo; y&amp;uuml;ksek bir enerji dahilinde d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;p bunların yerine sizi rahatlatacak etmenleri koyduğunuzda devreye girdiği s&amp;ouml;ylenir &amp;ldquo;&amp;ccedil;ekim yasası&amp;rdquo;nın. Asli g&amp;ouml;revi bize her istediğimizi bulup getirmek olan bu yasayla bolluk i&amp;ccedil;inde yaşayan insanların varlığını okuyoruz, &amp;ouml;ğreniyoruz. Peki bu ger&amp;ccedil;ekten m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n m&amp;uuml;?
{more}
Kuantum ve &amp;ccedil;ekim yasası konulu bir &amp;ccedil;ok kitap okudum. Ger&amp;ccedil;ek olanın ne olduğunu &amp;ouml;ğrendiğimde bunu zaten senelerdir yaptığımı farkettim. İşin en kolay yolu da buydu sanırım. Buna inandıktan sonra gerisi &amp;ccedil;orap s&amp;ouml;k&amp;uuml;ğ&amp;uuml; gibi gelir diyordu bu kitaplarda. Seneler &amp;ouml;nce farkedip hala korumaya aldığım i&amp;ccedil;imdeki o 5 yaşındaki kızdan hi&amp;ccedil; bir farkı yoktu bunların. Kızı bir kenarda unutup hayatımdan uzaklaştırdığımda olaylar karmaşık bir hal alırken, onunla beraber uyuyup uyandığımda herşey yoluna giriyordu! İşi teknik detaylarla s&amp;uuml;slemek yerine bu tarz kitapların i&amp;ccedil;imizdeki o &amp;ccedil;ocuğu anlatmasını beklerdim.
Bu tekniklerin kabul ve takdir ettiğim y&amp;ouml;n&amp;uuml; ise olumlama. Pozitif d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncenin hayatın her alanını g&amp;uuml;zelleştirebildiğine dair inancım her zaman vardır. Ondandır hafif gergin ortamlarda kendimi depresyonda hissedişim!
Hayatınıza t&amp;uuml;m g&amp;uuml;zellikleri &amp;ccedil;ekebilirsiniz, yeter ki stessiz bir g&amp;uuml;n&amp;uuml;n sonunda , sıcacık evinizde oturup yaşamınıza katabileceğiniz başka g&amp;uuml;zellikleri d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;n! &amp;Uuml;zg&amp;uuml;n&amp;uuml;m, bu kitaplarda, aksi yazmıyor. &amp;Ouml;n koşul olarak bunlar sunulmuş. 
G&amp;uuml;zel &amp;ccedil;ekimler dilerim.
 -bu yazı ilk olarak merush hanım'ın bloğunda yayınlanmıştır-
</description>
<pubDate>Thu, 28 Feb 2008 06:25:00 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Medyada Vuku Bulan Kara Harekatı</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=82</link>
<description>B&amp;uuml;lent Ersoy hakkında BOKSTAR yarışmasında s&amp;ouml;ylediği s&amp;ouml;zler y&amp;uuml;z&amp;uuml;nden soruşturma a&amp;ccedil;ılmış. &amp;quot;Halkımızı askerlikten soğutmuş&amp;quot; &amp;uuml;nl&amp;uuml; diva(!)mız. 
Bahaneyle medyamızın g&amp;ouml;z&amp;uuml; bir az olsun &amp;uuml;lkede olan bitenlere kaydı. 
Hanfendi diva &amp;quot;oğlum olsa askere yollamaaaaaaaaaaaaammm&amp;quot; diye h&amp;ouml;nk&amp;uuml;rd&amp;uuml;k&amp;ccedil;e saftirik kızımız Ebru G&amp;uuml;ndeş evde kalmış ve doğuramamış olmanın verdiği eziklikle &amp;quot;innşallah Allah bana bir oğul verir de askere g&amp;ouml;nderirim&amp;quot; diye geri vokal yapadursun &amp;uuml;lkenin kendilerinin hi&amp;ccedil; bilmediği yerlerinde canlar veriliyor, anneler ağlıyor. 
BUNLAR da geviş getirerek yayıldıkları yerden &amp;quot;milletimizin sesiyiz&amp;quot; nidalarıyla keselerini yine dolduruyor, hep dolduruyor. 
Medyadaki g&amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml;z Merush bildirdi. </description>
<pubDate>Tue, 26 Feb 2008 04:04:36 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Fidel Castro'nun Vedası!</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=81</link>
<description>
D&amp;uuml;nya tarihinin son yarım y&amp;uuml;zyılına damgasını vurmuş bir siyaset&amp;ccedil;i olan Fidel Castro, &amp;ouml;nceki g&amp;uuml;n K&amp;uuml;ba yeni parlementoya başkanlık edecek ismi se&amp;ccedil;ecekken verdiği deme&amp;ccedil;le siyaseti bırakacağını s&amp;ouml;yledi. ABD'nin yarım y&amp;uuml;zyıl boyunca devirmeye &amp;ccedil;alışmasına , onlarca saldırıya rağmen dimdik ayakta kalmasına rağmen kendi &amp;ouml;z iradesiyle siyaseti bırakacağını a&amp;ccedil;ıkladı. 
1959 devriminin hemen ardından &amp;uuml;lkeyi y&amp;ouml;netmeye başlayan Castro, t&amp;uuml;m bu 49 yıl boyunca hi&amp;ccedil; ara vermeden vazifesini s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rd&amp;uuml;. &amp;quot;Beni devrimimizin kaderi i&amp;ccedil;in son derece &amp;ouml;nemli anlaşmaların kabul edileceği parlamentonun &amp;uuml;yesi se&amp;ccedil;erek bana muazzam bir onur bahşeden değerli yurttaşlarım, sizlere, meclis başkanlığı ve başkomutanlık pozisyonunu istemeyeceğimi ya da kabul etmeyeceğimi bildiririm.&amp;quot; s&amp;ouml;zleri ile halkına veda eden Fidel Castro, peki ger&amp;ccedil;ekten kendi isteğiyle ayrılmamış olabilir mi? ABDnin bir oyunu muydu bu?
{more} Hayır. Sanmıyorum ki Fidel Castro halkının kendisine y&amp;uuml;klediği misyonun farkında olmasın. 49 yıldır t&amp;uuml;m d&amp;uuml;nyaya kafa tutan bir lider, Che Guevera'nın en yakın arkadaşı olan Fidel Castro halkının ve t&amp;uuml;m d&amp;uuml;nyanın &amp;ouml;n&amp;uuml;nde eriyerek &amp;ouml;ld&amp;uuml;kten sonra hafızalarda &amp;quot;g&amp;uuml;&amp;ccedil;s&amp;uuml;z yaşlı adam&amp;quot; olarak anılsın istemezdi. Bundan dolayıdır ki 81 yaşında t&amp;uuml;m bu g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;lere izin vermeden siyasetten ve halkından ayrıldı. 
2006 yılında ge&amp;ccedil;irdiği rahatsızlık sonrası t&amp;uuml;m yetkilerini kardeşi Raul'a devrederek adeta halkını ve d&amp;uuml;nyayı &amp;quot;yokluğuna&amp;quot; alıştırdı. 
&amp;quot;Yol, her zaman zor olacak ve herkesin &amp;ccedil;abasını gerektirecektir. Hep en k&amp;ouml;t&amp;uuml;s&amp;uuml;ne hazırlıklı olmalıyız. Başarı da ihtiyatlı olma, sıkıntıda sağlam durma ilkesini unutamayız. Yenilmesi gereken d&amp;uuml;şman son derece g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml;, ama yarım y&amp;uuml;zyıldır onu uzak tutabildik. Bu size vedam değil. Tek dileğim, d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nceleri i&amp;ccedil;in savaşan bir asker olmak. 'Yoldaş Fidel'den Yansımalar' başlığı altında bunu s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rebilirim. G&amp;uuml;venebileceğiniz m&amp;uuml;himmattaki bir diğer silah olacağım. Belki sesim duyulur.&amp;quot;
&amp;Ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zdeki yıllar K&amp;uuml;ba i&amp;ccedil;in nasıl şekillecek hep beraber g&amp;ouml;receğiz.
</description>
<pubDate>Thu, 21 Feb 2008 03:18:42 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Kosovada İlkSabah</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=80</link>
<description>... ve avrupanın 49. &amp;uuml;lkesi,ABD nin son g&amp;ouml;zdesi,RUSYA nın bir yer de mat edilişi......Hoşgeldin Kosova.
Bug&amp;uuml;n(18.02.08.)ilk kez bağımsız! uyandı Kosovalılar k&amp;ouml;ylerinde,şehirlerinde.ABD nin desteklediği bu ileri u&amp;ccedil; elemanı,bir halkın uyanışı,kazanılmış &amp;ouml;rg&amp;uuml;tl&amp;uuml; bir zafer gibi gelebilir kimilerine ABD bayrakları ile kutlanan bağımsızlık,sevin&amp;ccedil; g&amp;ouml;sterileri ırak ta bye bye saddam, hoşgeldin ABD,yaşasın &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;k g&amp;ouml;sterilerini hatırlatmadı mı size de?.sistemli bi ilerleyiş sonucu bir halk daha bağımsızlaştırılarak(!)emperyalizmin emri altına girmiş oldu. şimdi soralım hem bağımsızlık hem emperyal ikisi bir arada nasıl olur? diye.
D&amp;uuml;nyanın t&amp;uuml;m ideolojilerinin i&amp;ccedil;inde mutlak bi sol yan vardır.sol siyasetin terimleri i&amp;ccedil;inde kaybolan nutuk yarışları yapılan siyasetin en g&amp;uuml;zel &amp;ouml;rneğidir.&amp;uuml;lkemizde de hemen t&amp;uuml;m iktidarlar sol yanlarını işin i&amp;ccedil;ine katarak hedefe ulaşmışlardır erdoğanın mazlum sevdasına k&amp;ouml;m&amp;uuml;r dağıtması,madur olanı koruma hevesi i&amp;ccedil;indeki t&amp;uuml;rban m&amp;uuml;cadelesi hep sol d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;p sağ oynamanın &amp;ouml;rneklerinden şu an aklıma gelenleridir sadece.
Bu kural &amp;ouml;rnek aldığımız ABD nin de en g&amp;uuml;venilir kozlarından biridir bu y&amp;uuml;zdendir ki &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;k isteği g&amp;ouml;stermiş,petrole konmuş savaşı sonlardırmak isteyip ter&amp;ouml;r &amp;ouml;rg&amp;uuml;tleri imal etmiştir. silahla ya da silahsız son model taktiklerle ele ge&amp;ccedil;irebiliyor bir halkın beynini sol d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;p sağ oynatan siyaset.... Kosova da işgalin silahsız olması bi yerde sevindirici olsa da,avrupanın ortasına &amp;ccedil;arkın bir dişi daha eklenmiş oldu.

Rusyanın dikkatine ABD:1 RUSYA:0 </description>
<pubDate>Mon, 18 Feb 2008 13:56:29 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Hata</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=79</link>
<description>T&amp;uuml;m alışkanlıklardan &amp;ouml;te,bir zorlamadır gider,usul usul sokulur yanı başımıza,aniden olur,geri d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml; &amp;ccedil;oğu zaman yoktur. 
Bir pişmanlık,bir su&amp;ccedil;lululuk duygusu sarıverir insanı.elde olan ne bir kayıp ne bi kalp kırıklığı ne de g&amp;ouml;zyaşı olsada,kabul olunmayacak &amp;ouml;z&amp;uuml;rler dilese de insan,kimimizi &amp;ccedil;ok yorar hatalar.
Her an olabilecek kadar sinsi,i&amp;ccedil;imizde yaşayan bi yeti,olmazsa olmaz...bi bakıma &amp;ouml;l&amp;uuml;m gibi deva gibi...
Ama olmalıdır her yolun d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;,insan nasıl &amp;ouml;zlemine yenik d&amp;uuml;şerde bi kenarda hazır tutarsa d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş biletini &amp;ouml;yle geri gelmeli sevenler arasında zaman.Yakınlaşmalı uzaklar mesafeler kısalmalı.deniz ise deniz olunmalı dağlar tepeler yollar vız gelmeli g&amp;ouml;ky&amp;uuml;z&amp;uuml; kırlar...
A&amp;ccedil;ıkta yorulmuş,terkedilmiş,kıyıya vurmuş bir sandal gibi d&amp;ouml;nmeli giden sevgili.... Kimi zaman batık olur sandallar 
asla kullanamazsın,bir daha onarılmaz,y&amp;uuml;zmez ama genede tutmak istersin kıyıda,g&amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml;n &amp;ouml;n&amp;uuml;nde,belki de hemen şuracıkta, kaldırıp atmaya elin varmaz y&amp;uuml;zemeyen sandallar hurdalığına o kıyıda bekler sen ona bakarsın o sana...tepende g&amp;uuml;neş bi elinde yalnızlıkların aklında geride kalma korkusu.kum taneleri sıvazlarken yorgun ahşap bedenini suya hasret insana uzak,denize toprağa suya hasret... .koşup koşup itmekte gelir belki batacağını bile bile ama yapazsın iştebatık ta olsa kırık da olsa...
i&amp;ccedil;imizden biridir hata birbirinin aynısı iki zaman arası s&amp;ouml;z her an olabilecek kadar sinsi i&amp;ccedil;imizde yaşayan bi yeti olmazsa olmaz bi bakıma &amp;ouml;l&amp;uuml;m gibi deva gibi...
Hata yapılır elbet sevgiliye,lakin bazen ta kendisidir hatanın sevgili...</description>
<pubDate>Mon, 18 Feb 2008 13:53:05 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>MSNde rahip kelimesi kullanılamıyor!</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=78</link>
<description>G&amp;uuml;n&amp;uuml;n en verimli haberi bir &amp;ccedil;ok internet &amp;quot;haber&amp;quot; sitesinin baş sayfalarında yer aldığı &amp;uuml;zere MSN &amp;uuml;zerinde &amp;quot;rahip&amp;quot; kelimesinin karşı tarafa iletilemiyor oluşuydu. Hepimizin kullandığı iletişim aracı MSN &amp;uuml;zerinde i&amp;ccedil;inde rahip ge&amp;ccedil;en c&amp;uuml;mleler kurmamız engellenmiş. 
Sebebi ne olabilir peki bunun?
İletilemeyen başka hangi kelimeler var  diye karşımızdakine bi ton k&amp;uuml;f&amp;uuml;r yazıp g&amp;ouml;ndermemizi bir yana bırakıyorum, rahip kelimesine benzer kelimeleri (misal papaz, imam..) kullanabiliyoruz. MSN bize ne demeye &amp;ccedil;alışıyor olabilir? Rahip muhabbeti yapamadığını &amp;ouml;ğrenen bu insanların aklına bunu sokmak değil de nedir bu?
Son olarak rahipleri sevelim ama MSNde arkalarından konuşmayalım. Herhangi bir rahip arkadaşla husumeti olanlar l&amp;uuml;tfen gitsin y&amp;uuml;z&amp;uuml;ne s&amp;ouml;ylesin. 
</description>
<pubDate>Sun, 17 Feb 2008 16:49:33 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Öpüşen Türbanlı</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=77</link>
<description>İnternetin yeni modası birbirine, parkta bah&amp;ccedil;ede gizlice sevgilisiyle &amp;ouml;p&amp;uuml;şen t&amp;uuml;rbanlı kız fotoğrafları yollamak. Ne eğlence ama!
T&amp;uuml;rbanlılar da &amp;ouml;p&amp;uuml;ş&amp;uuml;r arkadaşlar, sizin yaptığınız her şeyi onlar da yaparlar. Sizden hi&amp;ccedil; farkları yoktur. Parklarda sevgilileriyle &amp;ouml;p&amp;uuml;şebilirler onlar da!
Fazla uzadı bu konu artık. T&amp;uuml;rbanla değil i&amp;ccedil;indeki beyinle ilgileneceğimiz g&amp;uuml;nleri de g&amp;ouml;r&amp;uuml;r&amp;uuml;z umarım. 


</description>
<pubDate>Fri, 15 Feb 2008 03:58:35 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Ulak</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=72</link>
<description>
Ulak filmi.. B&amp;uuml;y&amp;uuml;k beklentilerin, olumlu &amp;ouml;nyargıyla gidildiği halde b&amp;uuml;y&amp;uuml;k hayalkırıklığı yarattığı bir &amp;Ccedil;ağan Irmak filmi.
İzlemediyseniz, bu yazıdan hi&amp;ccedil;birşey anlamazsınız.

Fragman, sloganlar, yapılan ilk eleştiriler, hepsi &amp;quot;zaman ve mekandan bağımsız&amp;quot; bir film iddasında. Doğru, mekandan bağımsız, herhangi bir şehir, herhangi bir &amp;uuml;lke yok. Hatta &amp;ouml;yle ki, biri bir ağızla konuşuyor, diğeri farklı bir ağız ile cevap veriyor (bkn. Nevşehir-K&amp;uuml;tahya ağzı)

Enfes makyajlar, kost&amp;uuml;mler hazırlanmış. K&amp;ouml;y, kendi halinde, bağımsız. Dekor s&amp;uuml;per. Kamera ge&amp;ccedil;işleri ve ses tonları, insanı kaliteli birşeylerle karşılacağı &amp;uuml;midini veriyor ve &amp;Ccedil;ağan'ın filmi başlıyor.

Aman, bir film izledikten sonra damağımda ucuz bir tad kalmasından nefret ediyorum. Hayaletlerin dile geldiği filmin ilk yarısındaki o komik sahneye kadar, hakikaten heyecanla bekliyordum. Ama beş kişinin beyazlara bulanmış ve &amp;ccedil;ok az silikleştirilerek (bari azıcık uğraşsalardı) ortaya &amp;ccedil;ıkıp aynı ağızdan &amp;ccedil;ok etkili olduğunu sandıkları c&amp;uuml;mleleri k&amp;ouml;t&amp;uuml; bir senkronla tekrar etmeleri ne yazık ki t&amp;uuml;m heyecanımı tatsız bir şaşkınlığa &amp;ccedil;evirdi. Sonu&amp;ccedil;ta T&amp;uuml;rk filmidir, efekt kaygım olmamalı diye devam ettim izlemeye,
{more}
senkronu da yok sayarak. Ardından 2. yarıda t&amp;uuml;m gizem &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;ld&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nde, aslında ortada ne tutarlı bir hikaye, ne masal, ne rivayet, ne hakikat olduğu ortaya &amp;ccedil;ıktı. Ağır ifadelerle ağırca s&amp;ouml;ylenen boş c&amp;uuml;mlelerden tutun da, basit oyunculuğa kadar, herşey BERBATtı. 

Amansız bir illete kapılıp ayakları tutmadığı ve arkadaşlarıyla koşup oynayamadığı i&amp;ccedil;in kendisini okumaya veren Ahmet'e gelen komik vahiy mi, yoksa yazdığı &amp;quot;kutsal&amp;quot; kitabı &amp;ccedil;oğaltırken &amp;quot;kitabın tamamını okumaya cesaret edemediği i&amp;ccedil;in&amp;quot; yazmayı yarım bırakıp ihanet eden 6.kişinin sebep sa&amp;ccedil;malığı mı daha akıldan uzaktı, karar veremedim. Zamanında hastalık ge&amp;ccedil;irip sağlıklı şekilde iletişim kurmak nedir asla &amp;ouml;ğrenemeyen ve hasetle ge&amp;ccedil;en &amp;ouml;mr&amp;uuml;n&amp;uuml;n sıkıntılarını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmeye zamanı kalmasın diye kitap okurken sağlıklı insanlara diş bileyen her &amp;ccedil;ocuğa vahiy gelse, durum vahim olurdu b&amp;uuml;y&amp;uuml;k ihtimalle. Bu insanlar d&amp;uuml;nyayı ne zannediyorlar Allah aşkına?

Diğeri de ucuz bir Yehuda g&amp;ouml;ndermesiydi, ama filme sindirememişler mevzuyu, can sıkıcı.
Bu film nasıl bu kadar abartıldı, anlayamıyorum. Ucuz yapımların &amp;uuml;st&amp;uuml;n&amp;uuml; parlatıp yedirilmeye &amp;ccedil;alışılmasına, &amp;uuml;z&amp;uuml;l&amp;uuml;yorum.

Bir sahnede masalın kalanını hasta olduğu i&amp;ccedil;in dinleyemeyen ve kardeşinden ilgiyle anlatmasını bekleyen kız &amp;ccedil;ocuğu yataktan &amp;ouml;yle bir d&amp;uuml;ş&amp;uuml;yor ki, avu&amp;ccedil;ları kan i&amp;ccedil;inde, kollar iki yana a&amp;ccedil;ık, beden sopa gibi. İsa'nın burada işi ne?

Gereksiz bir film, &amp;ccedil;ok gereksiz. Demedi demeyin.

Tek bir oscar var elimde, onu da b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir i&amp;ccedil;tenlikle neredeyse oyunculuk yapmayıp kendilerine tekrar edilen her c&amp;uuml;mleye inanmış &amp;ccedil;ocuk oyunculara verdim gitti.


Hoho'dan Ek: Masalcının &amp;ccedil;ocuklara anlattığı hikaye aşırı şiddet i&amp;ccedil;eriyor, bu mudur?</description>
<pubDate>Fri, 08 Feb 2008 15:44:14 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Tanrı'nın Senaryosu Heroes</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=68</link>
<description>Evrim.. Hastasıyız. Hem canavarlar, hem mutanlar, hem de her ge&amp;ccedil;en g&amp;uuml;n yeni &amp;ouml;zelliklerini keşfettiğim yeni canlı t&amp;uuml;rleri geliştiriyor, insan başlığı altında. İlgin&amp;ccedil; olan, aslında kendi sonunu hazırladığı.
Heroes'un 2. sezonunu ge&amp;ccedil;en sezondan daha az bir heyecanla izlemeyi s&amp;uuml;rd&amp;uuml;r&amp;uuml;yorum. Ge&amp;ccedil;en sezonda NewYork'un patlamasını ve milyonlarca insanın &amp;ouml;lmesini durdurabilmişler, &amp;quot;kahramanlar&amp;quot; olmuşlardı. &amp;Uuml;stelik geleceği resmedebilen ve &amp;ccedil;izdiği b&amp;uuml;t&amp;uuml;n tablolar ger&amp;ccedil;ek olan Isaac Mendez patlamayı da resmettiği halde.
Bu noktada sevgili Hiro'nun birinci sezonda aşık olduğu bir kızı kurtarmak i&amp;ccedil;in ge&amp;ccedil;mişe gittiği b&amp;ouml;l&amp;uuml;m geliyor aklıma. Hiro kızın &amp;ccedil;alıştığı yere gidip kızın katillerce &amp;ouml;ld&amp;uuml;r&amp;uuml;lmesini, onu o anda orada kurtarak engellemişti. Fakat bu defa kızcağız beyin t&amp;uuml;m&amp;ouml;r&amp;uuml;nden &amp;ouml;lm&amp;uuml;şt&amp;uuml;. Hiro ka&amp;ccedil; defa kızı kurtardıysa da, &amp;quot;kader&amp;quot;in, yani o insanın &amp;ouml;lme ger&amp;ccedil;eğinin &amp;ouml;n&amp;uuml;ne ge&amp;ccedil;ememişti. Peki. Bu sezonda ise, Hiro'nun babası Kaito Nakamura, intikam almak i&amp;ccedil;in şirket kurucularını teker teker &amp;ouml;ld&amp;uuml;ren Adam tarafından, binanın &amp;uuml;st katından itilerek &amp;ouml;ld&amp;uuml;r&amp;uuml;l&amp;uuml;yor. Hiro yine h&amp;uuml;z&amp;uuml;nle o zamana d&amp;ouml;n&amp;uuml;yor ve babayı kurtarmak istiyor. Baba, oğluyla yaptığı anlamlı konuşmanın sonunda eğer &amp;ouml;lme zamanı geldiyse &amp;ouml;lmesi gerekir d&amp;uuml;sturundan &amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;ne engel olmamasını istiyor ve Hiro babayı &amp;ouml;l&amp;uuml;m zamanına geri g&amp;ouml;t&amp;uuml;r&amp;uuml;p &amp;ouml;lmesine m&amp;uuml;dahale etmiyor. Bu da peki.
{more}

O zaman ilk sorum şu: NewYork'un patlamasıyla &amp;ouml;lmesi gereken milyonlarca insanın yaşamasına pek muhterem Kader neden izin verdi? Sonu&amp;ccedil;ta hayat i&amp;ccedil;in bir ya da 1 milyon insanın &amp;ouml;lmesi kişi bazında aynı oranda ciddi. Kaito da aynı o diğer kız gibi bu sefer kaderin kendisine hazırladığı başka bir &amp;ouml;l&amp;uuml;m snaryosuyla &amp;ouml;lecekti, Hiro onu kurtarsaydı.
Devam edelim.. Bu sezonda da yine NewYork'ta, bu defa vir&amp;uuml;s salgını y&amp;uuml;z&amp;uuml;nden milyonlar &amp;ouml;lecek. Ve bizim kahramanlar yine buna engel olmaya &amp;ccedil;alışıyor. Dizinin tutarlılığı a&amp;ccedil;ısından anlıyorum ki, kader bu &amp;ouml;lmesi gereken milyonlar i&amp;ccedil;in gecikmiş bir &amp;ouml;l&amp;uuml;m senaryosunu devreye sokuyor. (Aynı Final Destination filmindeki mantıkla.) &amp;Ouml;lmesi gereken herkes mutlaka &amp;ouml;lecek.
İnsanı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;r&amp;uuml;yor... Kahramanlara kahraman &amp;ouml;zellikleri veren s&amp;uuml;per g&amp;uuml;&amp;ccedil;leri onlara bahşeden evrim, doğa. Yine bu insanları kullanarak, d&amp;uuml;nyadaki bozulan dengeyi sağlamak i&amp;ccedil;in, insanları azaltma yoluna gidiyor. (ilk sezonda soğurduğu g&amp;uuml;&amp;ccedil;lerle baş edemeyen peter'ın patlaması sonucu sıradan insanlar &amp;ouml;lecekti, bu sezonda ise shanti adlı bir kızın -sıradan olmayan- kanının &amp;uuml;rettiği bir vir&amp;uuml;s&amp;uuml; yine s&amp;uuml;per g&amp;uuml;c&amp;uuml; olan Adam'ın yayması sonucu &amp;ouml;lecek insanlar)
Doğa evrimi kullanarak kendi eliyle başkalaştırdığı insanlar aracıyla, artık eskimeye başlayan evrimleşmemiş insanları ortadan kaldırıyor, yavaş yavaş. Milyon milyon. Amacı belki de t&amp;uuml;m sıradan insanları ortadan kaldırıp, s&amp;uuml;per g&amp;uuml;&amp;ccedil;lere sahip s&amp;uuml;per bir ırk oluşturmak. B&amp;ouml;ylece gereksiz fazlalıklardan da kurtulmuş olacak..
Ge&amp;ccedil;en g&amp;uuml;n kaliteli genlerin oluşumuyla ilgili bir arkadaşımla tartışıyordum. En kaliteli genlerin, birbirine en uzak ırkların birleşmesiyle oluşan melezlerde olduğunu konuştuk. Aynı ırktan gelen iki insanın &amp;ccedil;ocuğunun, farklı ırksal k&amp;ouml;keni olan insanların genlerinin &amp;ccedil;arpışmasıyla oluşan &amp;ccedil;ocuktan &amp;ccedil;ok daha g&amp;uuml;&amp;ccedil;s&amp;uuml;z, savunma sisteminin &amp;ccedil;ok daha zayıf, hastalıklarla başetme g&amp;uuml;c&amp;uuml;n&amp;uuml;n &amp;ccedil;ok daha az olduğu bug&amp;uuml;n bilimsel bir ger&amp;ccedil;ek. Melezler daha g&amp;uuml;zel, daha akıllı, daha g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml;, daha dayanıklı. İzlediğim bir belgeselde, A ırkından gelen bir insana kendi ırkından gelen 5 erkeğin ve bir de tamamen farklı ırktan gelen bir erkeğin ter kokuları koklatılıyor ve en arzu uyandıran kokunun hangisi olduğu soruluyor. Kadın kendi ırkından gelen erkeklerin kokusunu hi&amp;ccedil; &amp;ccedil;ekici bulmazken, kendisinden t&amp;uuml;m&amp;uuml;yle farklı genetik &amp;ouml;zelliklere sahip erkeğin kokusunu se&amp;ccedil;iyor.
Buradan şunu anlayabiliyoruz, doğa bizim kaliteli geni oluşturmamızı teşvik edici i&amp;ccedil; g&amp;uuml;d&amp;uuml;ler vermiş bize, demek ki en sağlıklı olanın yaşamasını istiyor. Mantıklı.
Ama bu mantık, biraz d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;nce beni &amp;uuml;rpertti. Tanrı d&amp;uuml;nyanın farklı noktalarında birbirinden t&amp;uuml;m&amp;uuml;yle farklı genetik &amp;ouml;zelliklerde insanlar yaratmış. Sonra da bu insanların birbirleriyle temasa ge&amp;ccedil;mesi i&amp;ccedil;in i&amp;ccedil;g&amp;uuml;d&amp;uuml; vermiş. Demek ki planı zaman i&amp;ccedil;erisinde en kaliteli genler oluşana kadar insanları birbirleriyle temas halinde bırakmak, ve ardından da -zamanla yaşlanıp bizler &amp;ouml;leceğimize g&amp;ouml;re- d&amp;uuml;nyada m&amp;uuml;kemmel olan kendisine en yakın insan ırkının oluşması. B&amp;ouml;ylece ne ırksal savaşlar kalacak, ne katliamlar.
Tek bir &amp;quot;m&amp;uuml;kemmel ırk&amp;quot; tek bir sistem,
D&amp;uuml;nyanın efendileri.
Heroes dizisi Tanrı'nın planını eğlenceli şekilde ele almış, bu a&amp;ccedil;ıdan bakıldığında orjinalliğini g&amp;ouml;z&amp;uuml;mde yitirmiş bir dizi.</description>
<pubDate>Mon, 21 Jan 2008 09:10:26 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Medeniyet dediğin...</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=67</link>
<description>Tarih &amp;ouml;ncesi d&amp;ouml;nemden kalma bir teknoloji dikiş iğnesi.. 
bir metalin ucunda a&amp;ccedil;ılan, bir ipin ge&amp;ccedil;ebileceği b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;kte bir delik.. 
d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nsene, bug&amp;uuml;n hala kullandığın ve hi&amp;ccedil;bir şekilde değiştirmeden geliştirmeden kullandığın bi alet..
bi de şunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n, bunu bulan da insan zekası, bilgisayarı icat eden de..
ve bilgisayar defalarca ve defalarca geliştirildi; bir dikiş iğnesi ilk nasıl icat edildiyse halen &amp;ouml;yle.. bir kase, bir kaşık, bir makas, bir tarak da..

{more} bir kase ne kadar geliştirilebilirse, bir deterjan, bir diş macunu, bir sabun da o kadar geliştirilebilir ayrıca. 
sonra &amp;ccedil;ıkıp da kimse deterjanlar ihtiya&amp;ccedil; y&amp;uuml;z&amp;uuml;nden sabahtan akşama gelişiyo demesin bana. yemiyorum. 
&amp;ouml;rnek olarak bilgisayarı vereecektim de bi taraflarım yemedi :) bilişmcileri karşıma alacak cesaretim yok zira.. 

sistem, bak gelişiyorum, g&amp;ouml;rd&amp;uuml;n m&amp;uuml; daha iyiyim, daha g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml;y&amp;uuml;m deyip de aynı &amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml; bana farklı ambalajla, adını sanını bilmediğim molek&amp;uuml;ller ve tanecikler ve vırt zırtı zikredip beynimi bulandırıp benden daha fazla para talep etmesin.
bir kase, bir tarak, bir dikiş iğnesi kadar gururlu olsunlar l&amp;uuml;tfen..

ayrıca niye g&amp;uuml;n&amp;uuml;n en anlamsız saatinde, reklam bile izlememişken aklıma deterjan geldi hi&amp;ccedil; bilmiyorum..
oysa ki ben m&amp;uuml;zelerin milliyet&amp;ccedil;ilik &amp;uuml;zerindeki etkisinden bahsedecektim..
yazıya girişimdeki mevzu ise bir m&amp;uuml;zenin bendeki ilk intibasıdır; tarih &amp;ouml;ncesi d&amp;ouml;nemden kalma bir teknolojiyi hala kullanıyorsak kimsenin bir &amp;ouml;nceki toplumdan daha &amp;uuml;st&amp;uuml;n olduğunu iddia etme hakkı yok. o medeniyet nasıl m&amp;uuml;zede sergileniyorsa ve sen bug&amp;uuml;n ağzın a&amp;ccedil;ık izliyorsan ilkelliğine şaşırıp, bir g&amp;uuml;n senin dantel &amp;ouml;rt&amp;uuml;lerinin de sergilenmeyeceğini kim s&amp;ouml;yleyebilir..

arz ederim..</description>
<pubDate>Mon, 21 Jan 2008 08:38:27 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Mevzu -yine- Türban</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=66</link>
<description>

Recep Tayyip Erdoğan ge&amp;ccedil;en akşam haberlerde ne de g&amp;uuml;zel sıralıyordu h&amp;uuml;k&amp;uuml;metin &amp;ouml;nceliklerini. &amp;Ouml;nce Eğitim diyordu. Bu yıl i&amp;ccedil;inde eğitime yapacakları yatırımları bir g&amp;uuml;zel anlatıyordu. Sağolsun. Sonra konuşacak birşey bulamadı olsa gerek yine bir t&amp;uuml;rban mevzusu giriverdi araya. 
Ve İspanya'da bir basın toplantısında şu s&amp;ouml;zler d&amp;ouml;k&amp;uuml;l&amp;uuml;verdi dilinden , &amp;quot;T&amp;uuml;rban siyasi simge olsa ne olur, olmasa ne olur?&amp;quot;
{more}
Kendisine tam hak verecektim ki milletvekilcikleri toplu halde yaramazlık yapıp tek tek sorguya &amp;ccedil;ekilen &amp;ccedil;ocuklar gibi afalladılar. Bari s&amp;ouml;z birliği etseydiniz! &amp;quot;-ee şeey , bilmem, &amp;ouml;yle dediyse haklı tabii ki&amp;quot; Bu kadar mı ? Yıllarca annelerimizin başındaki &amp;ouml;rt&amp;uuml;yle &amp;quot;bazılarının&amp;quot; kurcaladıkları şeyin apayrı şeyler olduğunu anlasınlar diye bekledik. Sanki kendini bilmez birisi hunharca elini atıyordu annelerimizin &amp;ouml;rt&amp;uuml;s&amp;uuml;ne. T&amp;uuml;rban diye adlandırdıkları &amp;quot;şey&amp;quot;i dayatmaya &amp;ccedil;alıştılar bize. T&amp;uuml;m toplumu, dininin gereklerini yerine getirmeye &amp;ccedil;alışan insanları bir tuttular kendileriyle. Sonu&amp;ccedil;ta ne oldu laf dolandı dolandı &amp;quot;siyasi simge olsa ne olur olmasa ne olur&amp;quot; a geldi. 
Evet bence de, olsa ne olmasa ne? Bir başbakan bunu dememeli ama. Siyasetin g&amp;ouml;beğinde kendini bilmez ahkamlar kesilebiliyorsa başı &amp;ouml;rt&amp;uuml;l&amp;uuml; olan herkesi bir &amp;quot;siyasi parti temsilcisi&amp;quot; olarak mı g&amp;ouml;receğiz? Kimisi g&amp;ouml;sterişten -ki bunlar yeni t&amp;uuml;redi- kimisi baskıdan, kimisi dininin gereklerini yerine getrimek istediğinden, kimisi de &amp;quot;normal&amp;quot; olanın bu olduğuna inandığından başını kapattı &amp;uuml;lkemizde. Bug&amp;uuml;ne kadar kimse bu konuları dert etmezken birisi geldi &amp;quot;t&amp;uuml;rban&amp;quot; diye bir &amp;quot;şey&amp;quot; ortaya attı , yer yerinden oynadı. &amp;Ouml;yle bir &amp;quot;şey&amp;quot; oldu ki bu artık onunla yatıp onunla kalkar olduk. İnsanlarımıza &amp;quot;ayrımcılık&amp;quot; fikrini aşıladınığınız yetmedi mi? Başı a&amp;ccedil;ıklar- başı kapalılar olarak ikiye ayırdınız kadınları. Erkeklerse t&amp;uuml;rbanı savunanlar/ savunmayanlar olarak ayrıldılar. 
Yapmayın, dinden soğutmayın insanları. 

</description>
<pubDate>Wed, 16 Jan 2008 09:34:26 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Yeni nesil şöhretler..</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=65</link>
<description>Hatırlarsanız bir zamanlar meşhur olmak için bir takım ablalar şov tivilerde orda burda çıkarlardı soyunurlardı. Cumhurbaşkanına kadar arz-ı endam etmişler zamanla da yok olup gitmişlerdir. Bir çoğumuzun hala hafızalarında yer etmiştir bu kareler.
Az gittik uz gittik gördük ki ekranları başında bizler izlerken onları abiler ablalar saç saça baş başa birbirlerine girmeye başladılar ve böylesine bir şöhretler güruhu mantarlar gibi çoğaldılar.
Sevgilisini aldatanlar, orasını burasını açanlar derken bir de baktık ki popüler kültürün yeni sevgilileri biraz entellektüelleşti. Ampul akımından yükledikleri voltajları ve yaklaşmayın çarparım güçleri ile cumhuriyete atıp tutarak, milliyetçiliği yererek, Atatürk'le hesaplaşmaya giderek kendilerine köşe kaptıklarını izliyoruz.
Vahdettin'in yöntemleri, Adnan Menderes özentileri ile bana dokunan yılanı ezerim bakışları atan ampulcülerden ödü patlayan mütareke basını ne yazık ki bu çenesi düşük takkesizlere her köşeyi açmış durumdalar.
Ben kendilerine sağlık mutluluk ve esenlik dilerken reytinginiz bol olsun, köşelere gelesiniz diyorum.
Yesin sizi Mehmet Altan'lar, Murat Belge'ler, Fehmi Koru'lar....</description>
<pubDate>Mon, 14 Jan 2008 02:18:15 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Yaşama Hakkı</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=64</link>
<description>Beyin &amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml; ger&amp;ccedil;ekleşen ve aynı zamanda hamile olan bir kadın, ismi Yıldız Al&amp;ccedil;ı. Adının hi&amp;ccedil; bir &amp;ouml;nemi yok aslında. Kendisini gazetelere &amp;ccedil;ıkaran mevzu karnındaki bebeği. Eşi &amp;quot;bebeği istemediğini&amp;quot; s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yor &amp;quot;bakacak g&amp;uuml;c&amp;uuml;m yok&amp;quot; gerek&amp;ccedil;esiyle.. Daha 26 yaşında olan gen&amp;ccedil; bir kadının &amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml; yeterince acıyken &amp;ccedil;arpıtılmış detaylarıyla karnındaki bebeğin yaşayıp yaşamaması gerektiği sorgulanıyor. 
Babanın &amp;ccedil;ocuğun doğmasını istememe gibi bir hakkı var mı? Cahillik, d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncesizlik belki de insaniyet duygusundan yoksunluk sebep g&amp;ouml;sterilebilir mi bu duruma? G&amp;ouml;sterilemez! 
Sormazlar mı adama &amp;quot;Aklın nerdeydi o &amp;ccedil;ocuğu anne karnına d&amp;uuml;ş&amp;uuml;rmeden &amp;ouml;nce?&amp;quot; Nasıl bir hakla yaşama hakkını elinden alabilirsin ki sen o bebeğin? Evet kendisi se&amp;ccedil;medi anne karnına d&amp;uuml;şmeyi, ama yaşamak ister misin sorusuna &amp;quot;evet!&amp;quot; diyeceği aşikar. Kaldı ki hangi canlıya &amp;quot;Yaşamak ister misin?&amp;quot; diye sorulabilir
Cahillik... D&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncesizlik.. Milletimiz daha ka&amp;ccedil; kere bunları bahane edip insanlık dışı şeyler yapacak. &amp;Ccedil;ocuğu yaparenki akılları şimdi ne yapacağım diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmez mi? &amp;quot;İmkanım yok, &amp;ouml;ls&amp;uuml;n!&amp;quot; bu nasıl bir insanlıktır?
Kabulenemem. B&amp;ouml;yle kadın olmayı da, b&amp;ouml;yle insanlarla yaşamayı da. Beyni sadece &amp;ccedil;ocuk yapma zamanında &amp;ccedil;alışan bir erkeğe değil kucağına bebek vermek y&amp;uuml;z&amp;uuml;ne bile bakmayacak kadın dediğin. İmkanın yoksa o &amp;ccedil;ocuğu anne karnına d&amp;uuml;ş&amp;uuml;rmeyeceksin.. &amp;Ouml;lm&amp;uuml;ş karını pişman ettirmeyeceksin, k&amp;uuml;frettirtmeyeceksin kendine! Erkek olacaksın!
</description>
<pubDate>Sat, 12 Jan 2008 07:22:05 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Şimdi Haberler</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=63</link>
<description>Ana Haber b&amp;uuml;ltenleri kendilerinden beklenilen t&amp;uuml;m yapaylığıyla bu akşam da karşımızdaydı.Benazir Butto'nun &amp;ouml;ld&amp;uuml;r&amp;uuml;lmesi ve sınır &amp;ouml;tesi harekat arasına serpiştirilmiş bazı haberler ş&amp;ouml;yleydi.
Efendim bildiğiniz &amp;uuml;zere asgari &amp;uuml;crete zam yapıldı. Yapılan bu zammın ne kadar tatminkar olduğu tartışılır. Ancak bunu duygu s&amp;ouml;m&amp;uuml;r&amp;uuml;s&amp;uuml; halinde ekrana taşıyan haberciği hi&amp;ccedil; doğru bulmuyorum. Yapılan bu zammı 30a b&amp;ouml;ld&amp;uuml;klerinde g&amp;uuml;nl&amp;uuml;k 0.56 kuruşluk bir zam olduğu sonucuna varılmış. Ve efendim habercimiz elinde sepetle &amp;ccedil;arşı pazar dolaşıp bu 0.56 kuruşla neler alınabileceğini araştırıyor. Araştırmacı gazeteci! Zannerdesin ki asgari &amp;uuml;cretle &amp;ccedil;alışan kişinin eline g&amp;uuml;nde sadece o kadar para ge&amp;ccedil;iyor. Evet ben de memnun değilim bu kadar komik bir zam yapılmasından ancak bunu bu şekilde ifade edilmesine g&amp;uuml;l&amp;uuml;p ge&amp;ccedil;iyorum.
****
Cihan &amp;Ouml;ld&amp;uuml;!
Evet bizim Cihan. Hani kosssskoca Başbakanımızı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ren AT CİHAN! Başımızın bakanını tepetaklak eden at b&amp;ouml;breklerinden rahatsızlanıp hayata g&amp;ouml;zlerini yummuş. E bize ne? Eşekten d&amp;uuml;şm&amp;uuml;ş karpuzlara da haber yapılmasını talep ederek ayrılıyorum bu konudan.
****
Ge&amp;ccedil;enlerde yapılan yarışma, İstiklal Marşını en g&amp;uuml;zel okuma yarışması idi. Mini mini birler ve bir ka&amp;ccedil; &amp;uuml;st sınıf &amp;ccedil;ocuklar kendilerini par&amp;ccedil;alarcasına İstiklal Marşı okudular. &amp;Ccedil;ocukların girdiği şekli , ailelerinin verdiği gazı, kaybeden &amp;ccedil;ocukların yaşadığı travmayı izlerken en &amp;ccedil;ok bu fikri akıl eden her kimse ona sevgilerimi sundum.
****
Yayın akışımızın sonuna geldik efendim. Mutlu akşamlar t&amp;uuml;rkiye, her nerede yaşıyo ve yaşatıyorsanız, yeterki sizin havanız iyi olsun.
</description>
<pubDate>Fri, 28 Dec 2007 13:47:26 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Şimdi Reklamlar</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=62</link>
<description>
Vodafone, Telsimden aldığı bayrakla son s&amp;uuml;rat koşmaya devam ediyor. Tarifeleri olsun, kapsama alanları olsun hi&amp;ccedil; ilgimi &amp;ccedil;ekmiyor a&amp;ccedil;ıkcası, benim dikkatimi &amp;ccedil;ekenVodafone reklamlarındaki gerzeklikler! Evet ger&amp;ccedil;ekten her izlediğim reklam sonrası aklımdan ş&amp;uuml;phe ediyorum ; ben salak olmalıyım ki bana bu şekilde reklamlar izlettiriliyor.
Ben bu satırları yazarken mesela, Barış, kız arkadaşına tam da kızcağızın doğum g&amp;uuml;n&amp;uuml;nde evlenme teklifi edecekken,broş&amp;uuml;r bastıma telaşına d&amp;uuml;ş&amp;uuml;yor. Barış o kadar gerzek ki! Kızcağız &amp;ouml;n&amp;uuml;nde pastayla Barış'ı beklerken oğlumuz Barış fellik fellik ucuzmatbaa arıyor. Hayatındaki &amp;ouml;ncelikleri beliryememeyen bir gerzek olan Barış'ın kızla evlenenemesi (!) tamamen hayatında Vodafone olmamasına bağlanıyor. 
&amp;Ouml;te yandan Aslı. Garibim sinemaya gidip hayatının aşkıyla karşılaşacak. Ama o da ne? T&amp;uuml;m m&amp;uuml;şteriler birlik olmuş ofisi aramış. Ofisteki diğer insanlar cephesinde durum karışık. Birinin arabası bozuk, diğeri hasta olmuş. Sloganımızsa şu :&amp;quot; M&amp;uuml;şterileriniz aradığında o sırada hattı m&amp;uuml;sait olan elemana telefon d&amp;uuml;şse ne hoş olmaz mı&amp;quot; Olur tabi şekerim de, bunu Aslı'nın bu sebeple hayatının aşkıyla tanışamamasına nasıl bağlıyorsunuz! Zaten biri yolda kalmış diğeri de hasta. Nasıl g&amp;ouml;r&amp;uuml;şs&amp;uuml;nler m&amp;uuml;şteriyle. Evet biz seyirciler gerzeğiz. 
{more} Bir yanda da &amp;ouml;ğrencimizin biri babasından dil okulu i&amp;ccedil;in para istiyor. Ama babacığının &amp;ouml;deme g&amp;uuml;n&amp;uuml; o g&amp;uuml;n! Vah vah , şayet hayatlarında Vodofone olmuş olsaydı babası &amp;ouml;demelerini ayarlayabilecek ve evladını dil okuluna yollayabilecekti. Vodafone olunca elemanları telefonda daha az geyik yapacaklardı sanki! 
Sonra Can.. Patronuna bulduğu s&amp;uuml;per bir keşifi dinletecek. Ama patronu o kadar cimri ki, dinlemiyor bile. G&amp;uuml;zelim yetenek harcanıveriyor oracıkta. Halbuki hayatlarında Vodofone olsa o yetenekli &amp;ccedil;ocuğumuz kitleleri yerinden oynatacaktı! O patronla bu iş y&amp;uuml;r&amp;uuml;mez bi kere, hangi hat olursa olsun elinde her telefonu &amp;ouml;yle cart diye kapatırsa ne yetenekler harcanır bu memlekette. 
Vodafone b&amp;ouml;yle tuhaf reklamlar &amp;ccedil;ekedursun Turkcell t&amp;uuml;m zamanların en iyi reklam oyuncusuyla g&amp;ouml;z dolduruyor. Seni seviyorum tarife yumurtlayan tavuk! İiuuv!
</description>
<pubDate>Mon, 26 Nov 2007 14:51:46 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>sttrln</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=61</link>
<description>bindik bi kıyamete gidiyoz alamete miydi, neydi. tam tersi de olabilir. durum ve koşullar itibariyle neye bindiğimizin bi &amp;ouml;nemi de olmayabilir tabi. bu yazı, sadece yazdıklarımla beni tanıyanlar i&amp;ccedil;in. uzun s&amp;uuml;re beni tanıdıktan sonra yazdıklarımı okuyanlardan bazılarına g&amp;ouml;re, bu yazılarla benim hi&amp;ccedil;bi al&amp;acirc;kam yokmuş. al&amp;acirc;ka yazarken sadece ikinci a'da mı şapka var, bundan emin olmadığım gibi, bu s&amp;ouml;ylenenin de doğruluğundan emin diilim. tabii ki bu, bunun bir yalan olduğu ya da bunu s&amp;ouml;yleyenin doğruyu s&amp;ouml;ylemediği anlamına gelmiyo. aksine, herkesin kendi doğruluğunda ve doğrultusunda d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; anlamına geliyo. yani gramerdekinin tersine, s&amp;ouml;zkonusu insan olduğunda hep birden fazla doğru var ve hi&amp;ccedil;biri genelge&amp;ccedil;er olamıyo.

bunun bi yandan g&amp;uuml;zel bişi olması, tam da beklendiği &amp;uuml;zere, sadece g&amp;uuml;zel olması demek de diil &amp;uuml;stelik. sa&amp;ccedil;masapan beklenti boşluklarına yol a&amp;ccedil;abilecek şekilde, ya da karşılığı gelmeyen iyi niyet g&amp;ouml;stergeleri gibi, genelge&amp;ccedil;er doğruların - en azından bu konuda - varolmaması - b.ktan bi sonuca da ulaşabiliyo.

&amp;ccedil;ok yorucu olan ve eminim benimle birlikte başkalarının da daralmasına sebep olan insan davranışlarından biri de, işte bu noktada ortaya &amp;ccedil;ıkan ve bu genelge&amp;ccedil;er doğruların yokluğuna sığınıp kendinin en az zararı g&amp;ouml;receği bi&amp;ccedil;imde, bencilce, s&amp;ouml;zlerinin arkasında duramamaktır. elbette, burada bahsettiğim şey her zaman tasvip ettiğim bir yaklaşım olan chaotic neutral davranış modeli diil. bilin&amp;ccedil;li bi şekilde ne yaptığını bilen insan rollerine b&amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;p, insan doğası, aşkın kanunu falan gibi s&amp;ouml;ylemlerle g.t kesen, sonradan da bilerek ve isteyerek s&amp;ouml;ylediği s&amp;ouml;z&amp;uuml; hi&amp;ccedil;e sayan insan, aslında hi&amp;ccedil; varolmaması gereken ve hatta nazarımda o harekette bulunduğu andan itibaren hi&amp;ccedil; varolmayan insandır.

aa bak ne &amp;ccedil;alıo. ismini felan bilmiyorum ama seviyorum bu şarkıyı, ritm ve s&amp;ouml;zler (duyup anlayamasam da) şahane. vokal de &amp;ccedil;ok artis. artis demişken bir başka ayar olduğum insan modeli de haybeye artislenen kişilerdir. dışı allı pullu kabartmalı i&amp;ccedil;i fıs insanlardan bahsediyorum, evet: tiskiniyom kendilerinden, &amp;ouml;le b&amp;ouml;le diil. bi de bunlara kıymet verince şımarır tepenize &amp;ccedil;ıkarlar, burda kendilerine adam sandık eşşeği, altına serdik d&amp;ouml;şşeği adlı &amp;ouml;zl&amp;uuml; s&amp;ouml;z&amp;uuml;m&amp;uuml;z&amp;uuml; armaan ediyorum.

bak yarım saat ge&amp;ccedil;ti bile, kaldı yarım saat daha. ne de g&amp;uuml;zel eğlendirdi - oyaladı beni bu yazı. sanki bir yere varacakmış gibi yapıp kandırdım sizi. tam bi ayarsızlık &amp;ouml;rneği diil mi? işte lafı toparlayamayıp hop diye &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;me kavuşturdum kendimce, deus ex machina'ya benzer bi yapı kullandım ve kendi g&amp;ouml;lgeme sığındım, shakespearean ending yaptım. oh mis. 

hadi bu yazı da &amp;quot;yaşam&amp;quot; başlığı altında yayınlansın madem. siz de okuyun ve &amp;quot;aaa bu hi&amp;ccedil; benim tanıdığım wykka diil&amp;quot; diyin.</description>
<pubDate>Tue, 20 Nov 2007 04:00:05 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Sarsılan Toplumsal Bilinç</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=60</link>
<description>
Kuzey Irak'ta rehin tutulan 8 asker.. Dinleri, milliyetleri ne olursa olsun T&amp;uuml;rkiye Cumhuriyeti i&amp;ccedil;in g&amp;ouml;rev yapan 8 asker. Ter&amp;ouml;r &amp;ouml;rg&amp;uuml;t&amp;uuml; tarafından t&amp;uuml;m d&amp;uuml;nyaya g&amp;uuml;&amp;ccedil; g&amp;ouml;sterisi yapmak maksatlı rehin alındılar. G&amp;uuml;&amp;ccedil;lerini d&amp;uuml;nyaya bu şekilde g&amp;ouml;stereceklerini zannettiler; ne kadar başarılı oldukları tartışılır. 
Askerler geri yollandı ama tartışmalar bitmedi. &amp;Uuml;st&amp;uuml;ne &amp;uuml;stl&amp;uuml;k askerler tutuklandı, bu konuda haber yasağı getirildi!
Neydi bu konu?
Askerlerin milliyeti mi? Acaba askerler K&amp;uuml;rt'e benziyorlar mıydı?Bu ağlamdavatan haini olabilirler miydi? 
Ne zamandan beri vatan haini olmak K&amp;uuml;rt'e benzeyip benzememekle değerlendirilir oldu? 
{more} Bu askerler de milliyetleri ne olursa olsun T&amp;uuml;rk Silahlı Kuvvetleri'nin askerleridir. T&amp;uuml;rk Silahlı Kuvveteleri b&amp;uuml;nyesindeki T&amp;uuml;rk olan askerleri ile milliyeti farklı ama bu &amp;uuml;lkeyi T&amp;uuml;rkler kadar savunan askerlerine farklı muamele mi g&amp;ouml;stermektedir?
Tamam, o askerler K&amp;uuml;rt olabilirler, ancak soyu sopu bir olmayanlar gibi dağlarda ter&amp;ouml;rist olmaktansa bu &amp;uuml;lke i&amp;ccedil;in askerlik yapmayı se&amp;ccedil;mişler. Bu neden g&amp;ouml;zardı edilsin?
Biz yıllardır i&amp;ccedil; i&amp;ccedil;e yaşamıyor muyuz K&amp;uuml;rtlerle? PKK nın yapmak istediği buydu.Birbirine d&amp;uuml;şman etmek istediler bizi yıllarca.Senelerdir halkımıza bunu aşıladılar. Senelerdir g&amp;ouml;rmek istedikleri manzarayı &amp;ccedil;iziyoruz &amp;ouml;nlerine. keyifle seyretmek d&amp;uuml;ş&amp;uuml;yor onlara da bunu. 
Toplumsal bilincimiz bu muydu bizim? Şimdilerde sarsılan toplumsal bilincimize sahip &amp;ccedil;ıkalım. 
L&amp;uuml;tfen bu oyuna gelmeyelim. Toplum olarak akılcı davranalım, her milletten insanla birlik ve b&amp;uuml;t&amp;uuml;nl&amp;uuml;k i&amp;ccedil;inde yaşadığımızı g&amp;ouml;sterelim. Ter&amp;ouml;rislerin kazanmasına m&amp;uuml;saade etmeyelim. 
</description>
<pubDate>Wed, 14 Nov 2007 06:03:09 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Neler Oluyor?</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=59</link>
<description>Dünya kurulalı beri insanlıkla bu kadar alay edilmedi, insanlık bu kadar rencide edilmedi. Hem Ülkemiz üzerine hem de Dünya üzerine oynanan oyunların bu denlisi tarihin hiçbir döneminde görülmedi. Gözümüzün içine baka baka zulüm etmekte ısrar ediyorlar. Hem insanları soyuyorlar, hem zulüm yapıyorlar, hem de kendilerini haklı, başkalarını suçlu gösteriyorlar.

Cumhurbaşkanlığı süresince, hiçbir devletin ayağına gitmeyen, uluslararası kuruluşlar için R20;Bizleri davet ederlerse girerizR21; diyen ama hiçbir uluslararası kurumun TürkiyeR17;yi davet etmesi için yalvarmayan Mustafa Kemal AtatürkR17;ün torunlarına ne oldu böyle? Neler oldu?

Mustafa Kemal AtatürkR17;ün inancı; vatan ve millet inancıdır. Atatürk sevgisi sözle olmaz, konuşarak olmaz, milletleri kendisinden büyük görerek, karşılarında ezilerek veya küçük görüp zulüm etmekle olmaz. Atatürk sevgisi; icraatla olur, onurla, şahsiyetle, şerefle olur, ahde vefayla, sözünde durmakla olur. Bu iş yürek meselesidir, Atatürk ü yürekten sevenlerle,  Milli Şuur deyince, vatan millet deyince yüreği kıpır kıpır olanlarla olur. 

AtatürkR17;ü gerçekten sevenleri, vatanını milletini gerçekten sevenleri, ONURLU ve ŞEREFLİ olmaya ve buna uygun icraatler göstermeye davet ediyoruz.

www.ornekinsan.biz adresinden alınmıştır.</description>
<pubDate>Tue, 06 Nov 2007 13:21:26 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Delilik</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=58</link>
<description>Ağzında tuttuğun metal kaşıkla taşıdığın ve d&amp;uuml;ş&amp;uuml;rmemek i&amp;ccedil;in harap olduğun &amp;ndash;dığın-diğin-d&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n- yumurtadan kurtul hemen şimdi. 
Tuttuğun b&amp;uuml;t&amp;uuml;n sayıları &amp;ccedil;ıkar birbirinden; kalanı ise i&amp;ccedil;inden&amp;hellip; Sıfırın sihriyle deliksiz bir uyku &amp;ccedil;ek.
Yorulmadın mı hala? Dizginlerin yaralar a&amp;ccedil;madı mı teninde? Merhemiyle gelip kanatanlara itimadın niye? &amp;Ouml;ld&amp;uuml;rsem ve tekrar diriltsem, sevecek misin yine beni? 

Erkin bir ruh, zincirinin rengini ve boyunu kendisi se&amp;ccedil;en midir? 
&amp;Ccedil;ulpan tarafından g&amp;uuml;d&amp;uuml;lmeyi bekliyorsan, yolun g&amp;uuml;neşten &amp;ccedil;ok &amp;ouml;te ; ve evet, felaket tellallığı pek sevdiğim bir iştir.
Gregor Samsa &amp;ccedil;izmelerini &amp;ccedil;ekti ayağına &amp;ndash;bir &amp;ccedil;iftten fazlasına ihtiyacı vardı- ve attı kendini sokaklara; Fil Adam&amp;rsquo;la karşılaşması gayet dokunaklı oldu. Bay ve Bayan m&amp;uuml;kemmeller şimdi evlerinden &amp;ccedil;ıkamayacak kadar kusursuzlar en nihayetinde. Kusurlarını bağışlasana sen de d&amp;uuml;nyaya!
Otuz kat şiltenin altındaki bezelye tanesinin dedikodusunu bırakıp, bezelyeyi direk muhatap alan delileriz biz. Dedemin adı Mendel&amp;rsquo;dir ve kendisi de esaslı bir delidir. Bizde delilik genetiktir. Dedeme de, kendini fasulye sanan bir bezelyeden ge&amp;ccedil;miştir.
Bir par&amp;ccedil;a akılla en fazla 3 g&amp;uuml;n delirmeden yaşayabilirsin ama eksiksiz bir delilik bir &amp;ouml;m&amp;uuml;r boyu uzak tutar seni akıldan; tercihini yap.
Elmalarla armutları toplatmadılar sana, meyve sepetlerinden mahrum kaldın ve tek y&amp;ouml;nl&amp;uuml; beslendin. Bu cılız bakışla &amp;ouml;yle dramatiksin ki, g&amp;uuml;nah bah&amp;ccedil;eme alabilirim seni.
Ne g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; nerden biliyorsun ki?
Tell me something funny and make me laugh!</description>
<pubDate>Tue, 06 Nov 2007 02:27:38 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Küstahlık!</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=57</link>
<description>
Milletimizin vekili sıfatıyla kendilerini mecliseatan DTP , 8 Kasım'da yapılacak genel kurul &amp;ouml;ncesinde Diyarbakır'da 'Demokratik Toplum Kongresi' ger&amp;ccedil;ekleştirdi. 
Sonu&amp;ccedil; bildirgesinde K&amp;uuml;rt sorununun &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m&amp;uuml; i&amp;ccedil;in 'K&amp;uuml;rtlere demokratik &amp;ouml;zerlik ve muhtariyet' istendi. Bildirgede &amp;quot;K&amp;uuml;rt Halk &amp;Ouml;nderi &amp;Ouml;calan'a y&amp;ouml;nelik İmralı uygulamaları &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m&amp;uuml;n &amp;ouml;n&amp;uuml;n&amp;uuml; kapattığı gibi tarihsel kardeşlik duygularına da b&amp;uuml;y&amp;uuml;k zarar vermiştir&amp;quot; denildi. Bildirgede &amp;ouml;zerk y&amp;ouml;netim i&amp;ccedil;in ayrı bayrak da talep edildi.
Bununla yetinmeyip bir de ter&amp;ouml;rist başı Abdullah &amp;Ouml;calan'ınsağlık sorunları giderilerek İmralı'dan alınıp halkla bağ kurabileceği bir yere nakli istendi! 
Harika! Halkla bağ kurma fikri benim &amp;ccedil;ok hoşuma gitti. Mesela İstiklal Caddesinde bir s&amp;uuml;r&amp;uuml; insan var, koyalım ter&amp;ouml;rist başını ortalarına bağ kursunlar!
{more}


Bu ne k&amp;uuml;stahlık?
Sen bir milletin vekilisin, sen Cumhuriyetle y&amp;ouml;netilen birhalkın se&amp;ccedil;ilmiş vekilisin, sen Atat&amp;uuml;rk'&amp;uuml;n kurduğu meclisin &amp;uuml;yesisin! Hangi aklınla b&amp;ouml;yle bir talepte bulunabilirsin ki? Bu ne kendini bilmezliktir
K&amp;uuml;rt sorunu diye birşeyi milletin i&amp;ccedil;ine işleten de kendileri oldukları gibi bundan kendine pay &amp;ccedil;ıkaranlar da kendileri. Yoksa kimse bakkalı olan, patronu olan, komşusu olan K&amp;uuml;rtlerle hi&amp;ccedil; bir sorun yaşamıyor bu &amp;uuml;lkede. Bu kendini bilmezlerin ortaya attıkları ile aklı karşıyor milletin. K&amp;uuml;rtlerle kimsenin bir alıp veremediği yok efendiler ; derdimiz ter&amp;ouml;ristler!
&amp;quot;K&amp;uuml;rt sorunu T&amp;uuml;rkiye Cumhuriyeti'nin demokratikleşmeme sorunudur. Bu tarihsel ve g&amp;uuml;ncel gelişmeler ışığında kongremiz; K&amp;uuml;rt Halk &amp;Ouml;nderi Abdullah &amp;Ouml;calan'ın, K&amp;uuml;rt Sorunu'na demokratik &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m yaklaşımının son derece belirleyici olduğu sonucuna varmıştır. K&amp;uuml;rt Halk &amp;Ouml;nderi Abdullah &amp;Ouml;calan'a y&amp;ouml;nelik İmralı uygulamaları &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m&amp;uuml;n &amp;ouml;n&amp;uuml;n&amp;uuml; kapattığı gibi tarihsel kardeşlik duygularına da b&amp;uuml;y&amp;uuml;k zarar vermiştir.&amp;quot;
K&amp;uuml;rt Halk &amp;Ouml;nderi!
Hangi cesaretle b&amp;ouml;yle bir sıfat koyabilirsiniz siz ter&amp;ouml;rist başına! Bu &amp;uuml;lkede bu ter&amp;ouml;rist başının marifetleri y&amp;uuml;z&amp;uuml;nden evlarından olan , canı yanan insanları temsil ettiğinizi nasıl unutursunuz? 
&amp;quot;T&amp;uuml;rkiyelilik&amp;quot; kabul edilsinmiş!
&amp;quot;Anayasadaki mevcut 'ulus' kavramının etnik vurgularla değil, demokratik uluslaşmanın bir ifadesi olarak 'T&amp;uuml;rkiye Ulusu' olması gerekir. Herkesi T&amp;uuml;rk olarak tanımlayan bir vatandaşlık tanımı yerine k&amp;uuml;lt&amp;uuml;rel kimlikleri kabul eden ve bu k&amp;uuml;lt&amp;uuml;rel kimliklere dayalı T&amp;uuml;rkiye Ulusu'nun t&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml; kapsayan 'T&amp;uuml;rkiyelilik' &amp;uuml;st kimliği &amp;ccedil;er&amp;ccedil;evesinde T&amp;uuml;rkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı esas alınmalıdır.&amp;quot;
Kendilerine siyasi parti g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml; vermiş ter&amp;ouml;r &amp;ouml;rg&amp;uuml;t&amp;uuml; DTP hakkında bu a&amp;ccedil;ıklamalar &amp;uuml;zerine soruşturma başlatılmış. Bunu okumak i&amp;ccedil;imi bir nebze olsun yatıştırsa da hala sinirden deliriyorum.
Bakalım daha neler g&amp;ouml;receğiz. 
</description>
<pubDate>Wed, 31 Oct 2007 09:24:56 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Cumhuriyetle Gelen Hafta</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=55</link>
<description>
Cumhuriyet , s&amp;ouml;zl&amp;uuml;k anlamı olarak &amp;quot;Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli s&amp;uuml;reler i&amp;ccedil;in se&amp;ccedil;tiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı y&amp;ouml;netim bi&amp;ccedil;imi&amp;quot;dir. 29 Ekim 1923'te kurulan cumhuriyetimizde ilk cumhurbaşkanı olarak Mustafa Kemal se&amp;ccedil;ilmiştir. 
Y&amp;ouml;netim bi&amp;ccedil;imleri irdelendiğinde kuşkusuz en iyi y&amp;ouml;netim bi&amp;ccedil;imdir Cumhuriyet. Kişisel hak ve &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;klere değer verilen, halkın s&amp;ouml;z sahibi olduğu bir y&amp;ouml;netim bi&amp;ccedil;imi ile yaşıyor olmaktan şahsım adına ben memnunum. Cumhuriyetin hen&amp;uuml;z anlamımı yitirmediğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml; de eklemeliyim. Cumhuriyet kolay yıkılabilen bir y&amp;ouml;netim bi&amp;ccedil;imi değildir, halkın iradesinin olduğu bir g&amp;uuml;&amp;ccedil;ten s&amp;ouml;zediyoruz, halkın tamamnının s&amp;ouml;z sahibi olduğu bir g&amp;uuml;&amp;ccedil;ten. 
Ancak,
Madalyonun &amp;ouml;te tarafına baktığımızda hi&amp;ccedil; de masum g&amp;ouml;rm&amp;uuml;yorum bizleri. Atat&amp;uuml;rk'&amp;uuml;n seneler &amp;ouml;ncesinden &amp;ccedil;izdiği &amp;uuml;lkeye ne kadar benziyoruz? &amp;Uuml;lke olarak ne kadar &amp;ccedil;aba sarfediyoruz ilerlemek i&amp;ccedil;in? Atat&amp;uuml;rk'&amp;uuml;n bize sunduğu geleceği 20 yıl geriden takip ederek mi sahip &amp;ccedil;ıkıyoruz geleceğimize? Cumhuriyet tarihimizi lise yıllarından beri ka&amp;ccedil; kere kurcaladık? 
Yapmıyoruz.
Neredeyse 29 Ekim g&amp;uuml;n&amp;uuml;n&amp;uuml; tatil olarak ge&amp;ccedil;irebildiğimiz i&amp;ccedil;in sevinir olduk cumhuriyetin ilanına. Oflayıp puflayarak giriyor &amp;ccedil;ocuklarımız okullarına. Mecbur tutuldukları i&amp;ccedil;in okuyorlar İstiklal Marşı'mızı. Bu g&amp;uuml;n&amp;uuml; bir bayram olarak &amp;ouml;ğretmedik &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; onlara. Asıl değerlerimize sahip &amp;ccedil;ıkabilmek i&amp;ccedil;in haftaya onlarca şehit vererek mi başlamamız gerek? Alın size fırsat, 29 Ekim ile başlayan t&amp;uuml;m haftayı bayram olarak ge&amp;ccedil;irmek i&amp;ccedil;in. 
Nice bayramlara... </description>
<pubDate>Mon, 29 Oct 2007 06:48:41 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Zaman çaldım...</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=54</link>
<description>kim derdi ki yeşil sahalara kendimi eleştirerek d&amp;ouml;neceğimi.. ama yeşili &amp;ccedil;ok severim ben, bi de kendimi.

boğmuşum ben meğer. t&amp;uuml;m zamanlarını &amp;ccedil;almışım onun, en değerli şeyini t&amp;uuml;ketmişim, evde ekmek bekleyen &amp;ccedil;ocuklar a&amp;ccedil; kalmış. sanıldığı gibi evdeki sab-i s&amp;uuml;byanlara &amp;uuml;z&amp;uuml;lm&amp;uuml;yorum. elbet başka birileri etle olmasa da ekmekle besler onları. a&amp;ccedil;lığa kimse sırt &amp;ccedil;eviremez, komşusu a&amp;ccedil; yatarken kimse tok uyuyamaz, benim dışımda..

bencilliğim diz boyu. kadınlığım beni boğmakta. t&amp;uuml;m zamanında g&amp;ouml;z&amp;uuml;m vardı evet, t&amp;uuml;m zamanı benim olmalıydı. bi başkasına harcanacak zamana tahamm&amp;uuml;l&amp;uuml;m yoktu. &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; ben onu &amp;ccedil;ok bekledim, bug&amp;uuml;nleri &amp;ccedil;ok bekledim, herkesten &amp;ccedil;ok bekledim. o &amp;ccedil;ocuk a&amp;ccedil;lığınıbastıracak bi&amp;ccedil;ok şey bulabilirdi &amp;ccedil;evresinde, bi&amp;ccedil;ok insan onu besleyebilirdi, ayrıca onu oyalayacak oyuncaklar vardı birs&amp;uuml;r&amp;uuml;, ama bi sevgili daha yoktu. sorun &amp;ccedil;ocuğun a&amp;ccedil;lığı değilmiş meğer, onun &amp;ccedil;ocukları besleyecek zamanını benden rica etmesiymiş, zamanını &amp;ccedil;alan hırsızdan. hırsızın hi&amp;ccedil;mi su&amp;ccedil;u yok, var tabi. bencilliği g&amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml; doyursun.

anlayamayanlar i&amp;ccedil;in not: sab-i s&amp;uuml;byan, &amp;ccedil;ocuk, oyuncak, et, ekmek, hırsız metafordur. zaman ise &amp;ccedil;ok ger&amp;ccedil;ektir.</description>
<pubDate>Sat, 27 Oct 2007 06:57:57 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Düşmanını Arayan Savaş</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=53</link>
<description>D&amp;uuml;şmanını arayan savaş bizimkisi. Baltalar elimizde, sloganlar dilimizde y&amp;uuml;r&amp;uuml;yoruz cepheye. Adeta ilkokul &amp;ccedil;ocuğu haşinliğinde &amp;quot;&amp;ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;ze gelene bin tekme&amp;quot; ata ata. &amp;Ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;ze herg&amp;uuml;n ekmek aldığımız bakkal amca, &amp;ccedil;ocuğumuzun &amp;ouml;ğretmeni, iş arkadaşımız &amp;ccedil;ıkıyor ; acımıyoruz. Yıllardır bu duygu ile b&amp;uuml;y&amp;uuml;t&amp;uuml;ld&amp;uuml;k &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml;. &amp;quot;Ter&amp;ouml;r = K&amp;uuml;rt Sorunu&amp;quot; denklemi yordu senelerdir beynimizi.
Deniz Baykal belki de tarihinin tek d&amp;uuml;zg&amp;uuml;n lafını etti d&amp;uuml;n ;&amp;quot;Biz K&amp;uuml;rtleri değil, ter&amp;ouml;ristleri sevmiyoruz&amp;quot; diyerek. Yıllardır kardeşi birbirine d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ren zihniyet nasıl olduysa bu sefer milletin birbirine bağlılığının karşısında ezildi. Onbinlerce insan sokaklarda tek y&amp;uuml;rek halindeydi.
Bir yandan baktığımda insanlarımızın birbirine olan bağlılığı beni mutlu ediyorsa da i&amp;ccedil;imden bu g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;lerin birilerinin &amp;quot;işine geldiği&amp;quot; ge&amp;ccedil;iyor, samimi bulamıyorum. İnsanları oyalamanın bir yolu olarak g&amp;ouml;r&amp;uuml;yorum. İnsanlar verilen şehitlerin acısını yaşayadursunlar, sokaklara d&amp;ouml;k&amp;uuml;ls&amp;uuml;nler, aile meclislerinde, &amp;ccedil;arşılarda pazarlarda tek g&amp;uuml;ndemleri bu olsun , ayak altında dolaşmasınlar. &amp;quot;Birileri&amp;quot; de kolayca işlerini halletsin. 
{more}
Ter&amp;ouml;r acı. Ter&amp;ouml;r insanlığın en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k utancı.
Ter&amp;ouml;r&amp;uuml; bir bahane olarak sunmak daha acı. Bu g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;ler en &amp;ccedil;ok ordunun işine yaradı. Gabar'da , Dağlıca'da verilen şehitler sanki ilk kezmiş gibi sunuldu &amp;ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;ze. Medyanın ve bizi koyunmuşuzcasına g&amp;uuml;tmenin yollarını arayan siyasetin oyuna getirildik. İnsani duygularımızı kullanarak &amp;quot;sınır &amp;ouml;tesi harekat&amp;quot; denilen savaşa g&amp;ouml;z yummamızı bekliyorlar. Ve bizler, &amp;ouml;ylesine g&amp;uuml;veniyoruz ki (!) ordumuza, evlatlarımız, abilerimiz, eşlerimiz tabutla oralardan getirildiklerinde sorgulamıyoruz bile &amp;quot;neden &amp;ouml;ld&amp;uuml;ler? neden?&amp;quot; diye. Şehit olmaları yetiyor bizi susturmaya.
Peki senelerdir neden dindirilmedi bu acılar? Tarihi biraz kurcaladığımızda bu sınır &amp;ouml;tesi harekatların 24 kere yapıldığına tanık oluyoruz. 24 defa &amp;quot;girmişiz&amp;quot;. Ka&amp;ccedil; kere &amp;ccedil;&amp;ouml;zm&amp;uuml;ş&amp;uuml;z peki ? 
Bizler d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmeyi, sorgulamayı unuturken devletimiz de &amp;quot;amerikanyalardan&amp;quot; gelecek olan haberlerle kurtacak bizi bu ter&amp;ouml;r illetinden. 
Ş&amp;uuml;kredeceğiz sonra...
</description>
<pubDate>Wed, 24 Oct 2007 05:21:34 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Lanet Var Dilimde</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=52</link>
<description>
Kimimiz uykuya dalmak &amp;uuml;zereyken, kimimiz felekten bir gece &amp;ccedil;alarken hi&amp;ccedil; bilmediğimiz uzakta bir yerde canlar yandı &amp;ouml;nceki gece yine. &amp;Ouml;nceki gece gelen haber, g&amp;uuml;nahsız askerlerimizin can verdiğiydi.
Onlar &amp;ouml;l&amp;uuml;rken oralarda devletimiz adeta papatya falına d&amp;ouml;nd&amp;uuml;rd&amp;uuml;kleri bir karar vermeye &amp;ccedil;alışıyor. ırak'a girmeli/girmemeli. Ne değişecek Irak'a &amp;quot;girince&amp;quot;? Kimin taraf olduğunun se&amp;ccedil;ilemediği bir yerde nasıl karar verecekler kimin ne olduğuna? Masum insanlarlarla o soyu sopu belli olmayanlar arasındaki farkı nasıl g&amp;ouml;zetecekler? Bırakın orada yaşayan masum insanları, her g&amp;uuml;n ırak'a ekmek taşıyan, yolcu taşıyan &amp;quot;bizden&amp;quot; olan insanların g&amp;uuml;nahları ne olacak?
Sorular bir biri ardına.. Dilimizde lanet var.
Sorular bitmiyor, bizler en g&amp;uuml;zel r&amp;uuml;yalarımızdayken birileri yine can veriyor. Kimbilir şu anda hangisinin canı yanıyor?
Evet yastayız, ama &amp;ccedil;ok s&amp;uuml;rmez. Tıpkı daha &amp;ouml;ncekiler gibi, bu da unutulacak. Unutturulacak. 

</description>
<pubDate>Sun, 21 Oct 2007 18:35:36 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>tell the guys that i'm back in town</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=51</link>
<description>ne zamandır yazmadığım i&amp;ccedil;in ayrıca eşşeklik ettim ve b&amp;uuml;t&amp;uuml;n kitlemle kucaklaşmak suretiyle kendilerinden &amp;ouml;z&amp;uuml;r diliyorum sanki terk-i diyar eylemişim gibi. bir zanaatkar (hı?) olarak aşkın beni yaratıcı kıldığı ger&amp;ccedil;eğinden uzaklaşamadım elbette: yazıyorum, as always. &amp;ouml;yleyse, hoşgeldim yeniden.</description>
<pubDate>Tue, 16 Oct 2007 15:57:23 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>faccia libro</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=50</link>
<description>zeytinburnu'ndaki bı&amp;ccedil;kın mahallelilerin tavrı gibi net ve keskin: fa&amp;ccedil;a! italyanca faccia (y&amp;uuml;z) s&amp;ouml;zc&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nden gelen bu tabir sanki kesik ya da başka bir yara anlamına geliyormuş gibi kullanılsa da &amp;quot;fa&amp;ccedil;anı bozarım&amp;quot; aslında &amp;quot;suratını dağıtırım&amp;quot; demekten &amp;ccedil;ok da farklı diil(di). ne zaman biri fa&amp;ccedil;a dese, bella italia'ya oturdum nastro azzuro i&amp;ccedil;erken caprese yiyorum sanıyorum kendimi (oh &amp;ouml;yle hıncal ulu&amp;ccedil;'um ki).

gel gelelim artık nastro azzuro i&amp;ccedil;mek i&amp;ccedil;in birinin fa&amp;ccedil;a/faccia demesine ya da eşe dosta pide olsun pizza olsun bişey ikram etmek i&amp;ccedil;in bella italia veya aspava'ya oturmaya gerek yok: zira faccia s&amp;ouml;zc&amp;uuml;ğ&amp;uuml; yepisyenisinden bi anlam kazandı: evet evet, y&amp;uuml;zlerce y&amp;uuml;z&amp;uuml;n i&amp;ccedil;inde toplaştığı kitap olarak bir sitemiz var: facebook! harvard'dan atılma gen&amp;ccedil; bi adamın marifetiyle anaokulundayken g&amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml;ze kum atıp ka&amp;ccedil;an &amp;ccedil;ocuktan eski mahalledeki fingirdek yengeye kadar herkesi bulabiliyoruz; tanıdıklarımızı eklemekle kalmıyor onların tanıdıklarıyla da hasbihal ediyor ve sosyalleşme katsayımıza kantitatif değerler ekliyoruz (kalitatif analiz diye bi kitap g&amp;ouml;rd&amp;uuml;m ben bug&amp;uuml;n, beni benden aldı, bambaşka vizyonlar kazandırdı g&amp;ouml;n&amp;uuml;l g&amp;ouml;z&amp;uuml;me). şahsen beni pek &amp;ccedil;ok arkadaşıma kavuşturduğu, en azından neler yaptıklarından haberdar ettiği ve yeniden g&amp;ouml;r&amp;uuml;şme olanağı sağladığı i&amp;ccedil;in facebook'tan pek memnunum; daha da &amp;ouml;tesi farkına ge&amp;ccedil; vardığım ancak meraksal gıdıları tetikleyen ve &amp;ouml;zniteliksel i&amp;ccedil;benlik yaklaşımlarını izd&amp;uuml;ş&amp;uuml;msel kovaladığım travertenler &amp;ouml;rd&amp;uuml; bana (r&amp;ouml;ah!). (evet evet sana yazdım burayı).

facebook'un tek faydası sosyalleşme diil elbette, sosyalleşemeyen veya sosyalleşmenin dibine vurup bundan sıkılan kişiler i&amp;ccedil;in de b&amp;ouml;rt&amp;uuml;-b&amp;ouml;cek-ev hayvanı-bulmaca-test-quiz-anket-ne id&amp;uuml;ğ&amp;uuml; belirsiz aygıt ve devinimler geliştirmiş arkadaşlar, ki bunların beni en &amp;ccedil;ok eğlendirenleri arasında fluff friends ve doodle yer alıyor: ne olduklarını bilmeyenlerin acilen gidip bakmasında fayda var, bakmamak konusunda direnenler ise daha evvelden bakmış ve beğenmiş olanlara sorsunlar. beğenmemiş olanlara sormanın hi&amp;ccedil;bir mantığı yok &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; bunlar katılım konusundaki direncinizi kırmak yerine pekiştirecek ve pek &amp;ccedil;ok teknolojik gelişime sonradan dahil olan ya da salt pop&amp;uuml;ler olduğu i&amp;ccedil;in sofi'nin d&amp;uuml;nyası'nı okumayı reddeden kitleye dahil olmaya devam etmenize sebep olacaklardır.
ziyadesiyle uzamış bulunan bu yazının reklam niteliği taşıdığını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nenleriniz de olabilir tabii ki, ben bilmez miyim kitlemi.! hemen onları da d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;m (bi anne şefkatiylen yaklaştığım şu dakikanın kıymetini biliniz, her zaman b&amp;ouml;yle yakalayamazsınız wykka'yı) ve daha evvelden facebook'a lanet yağdırmış olan pek canciğer arkadaşım vudu hanım'ın linkini vermeyi uygun buldum: bu da tam size g&amp;ouml;re. burda bi yerlerde de bi killer ending lazım aslında ama şu an te amo cuando bailas dinleyen bi kimseyim ve gayet dikkatim dağıldı - divantare membro del faccialibro diyor ve kaciyorum. si yu.</description>
<pubDate>Tue, 16 Oct 2007 15:24:17 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>karpuz cekirdegini doldurmayan cevre bilinci</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=49</link>
<description>butun dunya nufusu bir araya gelse ve enerjilerini ayni yone odaklasa olabilecekleri du$unun bi. tum dunya ormanlarini yeniden ye$illendirebilecek, kuruyan suyu geri getirebilecek (su nasil kuruyorsa sen hayal et artik ey kitle!) ve hatta dunyayi yorungesinden saptirabilecek guce sahibiz. ve yine de hala yerimizde oturuyoruz!
{more}
(turkce'de cumle &amp;quot;ve&amp;quot; ile ba$lamaz diye hoykuren cok sevgili edebi ceviri hocam halide bakirer'e burdan kokulu opucuk ve winnie the pooh kucaklamasi yolluyorum, ziyadesiyle ironigim hocam, korkmayiniz!) walter melon adli didaktik cizgi filmde de mutemadiyen vurgulandigi uzere karpuzun leziz bir meyve olmasi, hepimizin birer karpuza donu$mesi icin yeterli ve gecerli bir vesile diil. zira hepimiz karpuz olursak karpuzun guzelligini degerlendirilesi bir kriter olarak ele alacak kitlemiz kalmayacak, aramizda ne insan kalacak ne de guzel gozlu e$$ekler!! ustelik biz bunun guzel gozlu olmayanina da raziyiz ya, hic degilse sinir sistemi olan bir ya$am formu olarak karpuzun bir level yukarisinda bulunuyor kendileri...

karpuz, e$ek ve dunya halklari konu ba$likli bu uclemenin asil amaci gittikce yokolan cevre bilincini tetiklemek ve suregen bicimde alti ustune getirildiginden mutevellit e$ekten du$mu$ karpuza donen canimiz dunyamizin durumuna biraz dikkat cekmek. (ilgilenin canim cocukla, aa. bakin su yutuyor bogulacak maazallah!) bogu$mamiz gereken milyonlarca sorun arasinda kyoto'yu du$unecek durumda olmayabiliriz (ya da i$imize gelmiyor olabilir ama ben yine de iyimser bakarak &amp;quot;ay unutmu$lardir&amp;quot; demek istiyorum) ancak imzalamayan butun ulkelerin enerjisi bir araya geldiginde butun karpuz tarlalarini yok edecek kadar kuvvetli bir power tu$u cikabilir ortaya (10 kaplan gucunde). in short, the aim of this essay is to point out the certain facts that change the environment into a modernity disaster due to the malevolent acts of human beings. (bu kisim tamamen gecmi$in etkisi altinda istemsizce kaleme / klavyeye alinmi$tir, es geciniz).

son gunlerde artmakta olan konsantrasyon eksikligim nedeniyle yazidan son derece bunaldim ve burda bi yerde bitirmek taraftariyim; sozun ozu, kyoto imzalansin, kutup ayilari olmesin $eker de yiyebilsinler; bir de hepimiz e$$egiz.</description>
<pubDate>Tue, 16 Oct 2007 04:27:58 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Cengiz Bey, Kadınlar Gerçekten Sever</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=47</link>
<description>Cengiz Semercioğlu H&amp;uuml;rriyet'in Kelebek ekinde bug&amp;uuml;nk&amp;uuml; yazısında Emre Altuğ'un &amp;Ccedil;ağla Şıkel'le &amp;ccedil;ıkmaya başladığında hakkında &amp;quot;tek gecelik ilişki diye g&amp;ouml;r&amp;uuml;yordum&amp;quot; lafına &amp;Ccedil;ağla'nın bozulması gerektiğini, Ayşe Arman'ın d&amp;uuml;nk&amp;uuml; yazısında kadınların affediciliğinin ger&amp;ccedil;ek bir durum olmadığını savunmuş ve kadınlara sormuş. Bir kadın hakaret yediğinde bunu &amp;ouml;mr&amp;uuml; boyunca unutmaz mı diye. 
http://kelebek.hurriyet.com.tr/yazarlar/7369136.asp?yazarid=105
İşte Cevabım:
Kadınlar tuhaftır Cengiz Bey. Tanrı vergisi mi bilinmez, hisli yaratılmışız. İ&amp;ccedil;imizde &amp;ouml;yle bir sevgi arayışı var ki.. Belki par&amp;ccedil;alanmış ailelerimizin, ya da par&amp;ccedil;alanmayan ama m&amp;uuml;kemmel olmayı başaramayan ailelerimizin sevgi eksikliğiyle y&amp;uuml;r&amp;uuml;yen ilişkilerinden mirastır bize, belki de sevginin en y&amp;uuml;ce değer olduğunu yaradılışta i&amp;ccedil;imizde -bili&amp;ccedil;altı d&amp;uuml;zeyinde- hissettiğimiz i&amp;ccedil;indir. Ne olursa olsun, bizi besleyen şey, sadece sevgidir.
{more}

&amp;Ouml;yle hastalıklı birşey ki bu, eğer ger&amp;ccedil;ekten seversek, ger&amp;ccedil;ekten; sevdiğimiz adamdanhakaret yediğimizde canımızdan can kopar. Bizi &amp;quot;kendi ger&amp;ccedil;eğimize yakınlaştırabileceğine&amp;quot; inanıp bağlandığımız adam, varlığımızı değersizleştirip, &amp;ouml;zel olduğumuzu bir zamanlar hissettirdiği benliğimizi sıradanlaştırıyordur. Bunun ağırlığını duyumsayabiliyor musunuz? Par&amp;ccedil;alamıştır artık, nasıl tekrar affedelim, değil mi? 
Ama &amp;ouml;yle olmuyor işte. 
İ&amp;ccedil;imizdeki, bizi b&amp;ouml;ylesine sevgiye iten g&amp;uuml;&amp;ccedil;, değerli bir şeyle karşılaştığında aynı &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;de onarıcı, kendini yenileyiverici oluyor. Burada değerli olan, sevdiğimiz adam. Bizi keyfiyetle par&amp;ccedil;alarken g&amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml; kırpmayan adam, sadece bir mahzun bakışla dahi geri d&amp;ouml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nde i&amp;ccedil;imiz eriyor, hep o istediğimiz &amp;quot;sevgi dolu adam&amp;quot; karşımızda bitiveriyor. Canımız yandığı i&amp;ccedil;in g&amp;ouml;zlerimiz doluyor, fakat ona arkasını d&amp;ouml;n&amp;uuml;p gitmesini mi s&amp;ouml;yleyelim? Muhtemel t&amp;uuml;m paylaşımların &amp;ouml;n&amp;uuml;n&amp;uuml; kesip, densizce ettiği laflar y&amp;uuml;z&amp;uuml;nden kadınlık gururu pelerinimizi takıp, o kişi i&amp;ccedil;in g&amp;ouml;r&amp;uuml;nmez mi olalım? 
Hayır, Cengiz Bey, biz kadınız. 
Bu &amp;ouml;yle b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir ger&amp;ccedil;eklik ki...
Kadınlığımızla, ve doğuştan getirdiğimiz sevgi dolu bağışlayıcı benliğimizle barışmamız zaman alıyor belki, hatta bazılarımız &amp;quot;g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml;&amp;quot; olmanın erkek gibi davranmak olduğunu bir savunma mekanizması haline getirip hi&amp;ccedil; barışamıyor kadınlığıyla, ama bir defa kendimizi anladıktan sonra, i&amp;ccedil;imizdeki sonsuz sevgiyle bir defa barıştıktan sonra, malesef, erkeğimizi affediyoruz. 
Kadın hakları savunucuları tarafından erkekleri kadına hakaret etmeyi meşrulaştırdığım savıyla afaroz edilebilirim, farkındayım, hem de &amp;ccedil;ocukluktan genliğe ge&amp;ccedil;iş d&amp;ouml;nemlerimde feminist argumanların Nancy Fraser'ların ateşli savunucusu olarak ortalarda dolaştığım halde, evet, duygularımı yadsımamayı &amp;ouml;ğrendim. 
Bundan sonraki hayatımda hakaretleri kabul edeceğimi, ya da &amp;quot;ne yaparsa yapsın&amp;quot; mantığıyla hareket eden erkeğimin her yaptığına ezik&amp;ccedil;e boyun edeceğimi s&amp;ouml;ylemiyorum kesinlikle. Elbette ki bende yarattığı tahribatın bedelini, mutsuzluğumla yaşayacak, heyecanımı baltalamış olmak durumuyla y&amp;uuml;zleşip beni &amp;quot;tam&amp;quot; yaşayamayarak &amp;ouml;deyecek. 
Ama kadın affetmez değil, affeder diyorum.
Ha, &amp;Ccedil;ağla Hatun Emre Delikanlıyı b&amp;ouml;yle bir aşkla seviyor mu bilinmez. Bunlar medyatik işler, ne kadarı ger&amp;ccedil;ek hi&amp;ccedil; belli olmaz. Dilerim &amp;Ccedil;ağla da kendiyle barışabilmiş bir kadındır. Emre de bunun kıymetini bilir.

İyi &amp;ccedil;alışmalar,

Sevgiler...
</description>
<pubDate>Thu, 27 Sep 2007 03:39:15 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>İnsan Diyeti</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=46</link>
<description>Ge&amp;ccedil;en haftaların bir &amp;ccedil;ok dergisinde, bir &amp;ccedil;ok gazetede , bir &amp;ccedil;ok internet sitesinde &amp;quot;İnsan Diyeti&amp;quot;nden bahsedildi. Peki neydi İnsan Diyeti?
&amp;quot;Yirminci y&amp;uuml;zyılın en &amp;ccedil;ok tartışılan yazarlarından Ayn Rand, &amp;lsquo;Bencilliğin Erdemi&amp;rsquo; (The Virtue of Selfishness) teorisinde, bencilliğin ahlak dışı bir şey olduğunu reddediyor ve kişinin kendi hayatının ve mutluluğunun en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k değer olduğunu s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yor. Rand&amp;rsquo;a g&amp;ouml;re, en &amp;ouml;nemli ahlaki değer, insanın kendi iyiliği. &amp;quot;

Elbetteki bu diyet &amp;quot;insan yiyerek&amp;quot; yapılan bir zayıflama diyeti değil. İşin &amp;ouml;ğreti kısmında &amp;quot;Sevmediğiniz insanlardan uzak durun&amp;quot;felsefesi yatıyor. &amp;quot;Hayatımın her yerinde olan bu insanlardan kurtulmanın yolları nelerdir?&amp;quot; diye soracak olursanız Ayn Rand bir yanda Erol Evgin bir yanda sizi alacaklar karşılarına ve anlatmaya başlayacaklar.
{more}
Erol Evgin , bu felsefeye isim babalığı etmiş. Yavrusunu kucağına almasına sebep olansa bir m&amp;uuml;şterisi! M&amp;uuml;şteriler.. Ah.. Siz yok musunuz, meğer ben yıllardır hi&amp;ccedil; ders &amp;ccedil;ıkaramıyormuşum m&amp;uuml;şterilerimin yaptıkları &amp;quot;gerzeklikler&amp;quot;den. Halbuki yazsam yazsam roman olurmuş, o da olmazsa felsefe olurmuş.
Hayatınızda size zorluk &amp;ccedil;ıkaran bu insanlardan uzak durun! Tıpkı size zararı dokunan yiyeceklerden uzak durabildiğiniz gibi.
Sorayım o halde, 
Para kazanmak maksadıyla bir işte &amp;ccedil;alışıyoruz, patronumuz, evet evet o deli bizi herg&amp;uuml;n deli ediyor, &amp;uuml;st&amp;uuml;ne &amp;uuml;stl&amp;uuml;k işyerindeki diğer &amp;ccedil;alışanlar da cabası! Herkes birlik olmuş bizi deli etmeye uğraşıyor. Kalkmış Erol Evgin bize &amp;quot;uzak durun bu insanlardan!&amp;quot; diyor. Nasıl uzak duralım Erol Bey? Peki Doktor Erol Bey, sizin g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;z nedir konuyla ilgili olarak?
İş insanlardan uzak kalarak bunu sağlamak değildir. Uzaklaşarak sadece &amp;quot;yalnızlığı&amp;quot; se&amp;ccedil;ersiniz. Olayın &amp;ouml;z&amp;uuml; insanların i&amp;ccedil;inde iken huzura ermek ise bu konu başka. En başta &amp;ouml;zenli olacaksınız, iki kere d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;p &amp;ouml;yle laf anlatacaksınız. Dişlerinizin sağlam olması &amp;ouml;nerilir, sıklıkla fır&amp;ccedil;alayacak &amp;ouml;zen g&amp;ouml;stereceksiniz dişlerinize ki sıktık&amp;ccedil;a sorun &amp;ccedil;ıkarmasın. Alın size insan diyeti. 
Sonrasında da &amp;ccedil;ok d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmeyeceksiniz, herkesin her dediğini ciddiye almayacaksınız. Misal Erol Evgin'i canınız sadece dingin bir akşam ge&amp;ccedil;irmek istediğinde dinleyeceksiniz, insan diyeti anlatırken değil &amp;quot;işte &amp;ouml;yle bir şey....&amp;quot;i s&amp;ouml;ylerken.... Bakın, huzur da geldi oturdu yanınıza..
Boşverin diyeti, can boğazdan gelir! Boğazlayın insanları!
</description>
<pubDate>Wed, 26 Sep 2007 04:02:41 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Plan Yapmayın Efendiler</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=45</link>
<description>Vaktiyle &amp;quot;Tarabya'da uşaklar Etiler'de yumuşaklar&amp;quot; diyerek g&amp;uuml;ndemin orta yerine d&amp;uuml;şen Tırt İsmail , bir eksiklik g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; g&amp;uuml;ndemeyeniden dalış yapma ihtiyacı hissetti birden.
Konuya vakıf olanlar bileceklerdir ki son g&amp;uuml;nlerin g&amp;uuml;zide t&amp;uuml;rk&amp;uuml;s&amp;uuml;(!) &amp;quot;Plan yapmayın plan&amp;quot; ile ilgili olarak İsmail T&amp;uuml;r&amp;uuml;t ve Ozan Arif efendilere dava a&amp;ccedil;ılmış durumda. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan bu soruşturmada t&amp;uuml;rk&amp;uuml;n&amp;uuml;n altında yatan imalar a&amp;ccedil;ığa &amp;ccedil;ıkacak mı g&amp;ouml;receğiz hep beraber.
Ozan Arif Efendi kendini cin zannedip bizleri &amp;ccedil;arpmaya &amp;ccedil;alışıyor &amp;quot;S&amp;ouml;zlerimin arkasındayım ben, Yasin bir duadır Og&amp;uuml;n derken de o g&amp;uuml;n&amp;uuml; kastettim , &amp;ccedil;arpıtmayınız&amp;quot; diyerek. D&amp;uuml;nya Tatlısı isminde bir alb&amp;uuml;m yapıp bu alb&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml; Og&amp;uuml;n M&amp;uuml;zik'ten &amp;ccedil;ıkaran T&amp;uuml;r&amp;uuml;t Efendi ise yurdum tombul sevimli insanı modu ile kurtaracağını zannediyor. 
Karadeniz &amp;uuml;zerinde oynanan oyunlara &amp;quot;tikkat&amp;quot; &amp;ccedil;ekmek istemiş efendiler. Tikkatleri &amp;uuml;zerine &amp;ccedil;ekti evet.
Velhasıl kelam, ben bu insan m&amp;uuml;svettelerinin bu kadar zekaya sahip olup da siyasi bir takım oyunlar oynayabileceklerini zannetmiyorum. Toplasan bir adam etmez bu insanları siyasi kargaşa yaratıyorlar gerek&amp;ccedil;esiyle yargılamak onları adam yerine koymak olacağından giydirin deli g&amp;ouml;mleğini tikkatleri daha &amp;ccedil;ok toplasınlar &amp;uuml;zerlerine! Gerzekler!
</description>
<pubDate>Fri, 21 Sep 2007 07:41:20 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Lütfen Beni Öldürme - Stranger Than Fiction</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=44</link>
<description>Ger&amp;ccedil;ek d&amp;uuml;nya ile hayal d&amp;uuml;nyası arasında gezerken seyircide her an merak duygusu uyandırmayı başaran, komedinin inanılmayacak kadar başarılı şekilde harmanlandığı bir dram. Muhteşem bir seyir zevki.

Uzun s&amp;uuml;redir yavaş tempolu dram t&amp;uuml;r&amp;uuml; filmler seyretmekten zevk almıyorum. Uzun s&amp;uuml;redir arşivimde bekleyen bu film de hen&amp;uuml;z izlenecekler listesine girmemişti bile.Beni izlemeye ikan eden şey belki de &amp;ccedil;ok sevdiğim Dustin Hoffman'ı izleme isteğiydi, fakat beklentilerimin &amp;ccedil;ok &amp;ouml;tesinde bir eğlenceyle karşılaştım. 

Filmde olayla , tam bir sayı ve rakam delisi olan Harold Crick isimli kahramanın filmi anlatan ses de olan Karen Eiffel karakterinin sesini duymaya başlaması gibi ilgin&amp;ccedil; bir olayla başlıyor. Aynı sesten &amp;ouml;leceğini &amp;ouml;ğrenen ve &amp;ouml;l&amp;uuml;mden kurtulmak isteyenHarold Crick'in t&amp;uuml;m hayatı bu garip başlangı&amp;ccedil; ile değişir. {more} 
Film boyunca bu ger&amp;ccedil;ek olması m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olmayan olayın kurgusu &amp;uuml;zerine kurulu maceraları yaşayan karakterler bu ger&amp;ccedil;ek&amp;uuml;st&amp;uuml; olaylarda ger&amp;ccedil;eklerle başarılı şekilde birleştirilmiş, &amp;ouml;yle ki filmde sahibine birşeyler anlatmaya &amp;ccedil;alışan bir saat g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml;zde, ya da anlatıncının film kahramanın kendisine bağırması ile susması gibi abs&amp;uuml;rk olaylarla karşılaştığınızda bunları garipsemiyorsunuz. Sanki herşey sizin de başınıza gelebilecek kadar doğal.

T&amp;uuml;m olayların başarılı bir şekilde birbirine bağlandığı ve sonucun da b&amp;uuml;t&amp;uuml;n garipliklerden anlamlı bir drama &amp;ccedil;ıkan bu filmi benim gibi bekletenler varsa acilen izlemelerini &amp;ouml;neririm.

</description>
<pubDate>Wed, 12 Sep 2007 17:55:07 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Ramazan Sömürüsü</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=43</link>
<description>Vaktiyle kazara &amp;uuml;ye olduğum Yahoo Grouplara bu sabah bakacağım tuttu. Birikmiş 145786 adet mailin nedense son 15 g&amp;uuml;n&amp;uuml;ne ait olanları daha &amp;ccedil;ok dini nitelik taşıyordu. Evet , Ramazan ayı gelmek &amp;uuml;zereydi. 
Her sene olduğu gibi bu yıl yine Ramazan ayında gerek haber b&amp;uuml;ltenleri, gerek şehir sokaklarını mesken tutan siyasi parti temsilcileri, gerek televizyon dizileri gerekse de gazeteler tarafından bol bol s&amp;ouml;m&amp;uuml;r&amp;uuml;leceğiz. Herkes birlik olup inan&amp;ccedil;larımızı eline ge&amp;ccedil;irmeye &amp;ccedil;alışacak 
{more}
&amp;quot;Taş Kesilmiş İnsanlar!&amp;quot; başlığı altında sunulan bir mail mesela.. &amp;Ccedil;ok amat&amp;ouml;r bir ka&amp;ccedil; heykeltıraşın elinden &amp;ccedil;ıktığı anlaşılan bu eserler , &amp;quot;Allah'akarşı &amp;ccedil;ıkaninsanlar bakın ne hale geldiler!&amp;quot; ana teması ile lanse edilmiş. Ge&amp;ccedil;en yıl da yine &amp;ccedil;ok amat&amp;ouml;r bir Photoshop'cunun elinden &amp;ccedil;ıkan kız fotoğrafı vardı. Kızımız Kur'an okunurken son ses m&amp;uuml;ziği a&amp;ccedil;tığı i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;arpılmıştı!
Bunu neden yapıyoruz?
Her yıl Ramazan ayında inan&amp;ccedil;larımızın s&amp;ouml;m&amp;uuml;r&amp;uuml;lmesine neden m&amp;uuml;saade ediyoruz? Neden hepimiz Ramazan ayı yaklaşırken din bilimci kesiliyoruz?
Ramazan ayı, g&amp;ouml;stere g&amp;ouml;stere orucunu tutan zihniyetler i&amp;ccedil;in fırsat kapısı. Bol makyajlı &amp;uuml;nl&amp;uuml;lerimiz bu yıl yine koca &amp;ccedil;adırlarda iftar verirken bolbol dini mesaj verecekler. 
Bizse, işten apar topar &amp;ccedil;ıkıp zar zor yemeğimizi hazırlayıp orucumuzu a&amp;ccedil;arken haber b&amp;uuml;ltenlerinde bu sahneleri izliyor olacağız. 
&amp;Ouml;yleyse, Ramazan hoş geldi , sefa geldi!

</description>
<pubDate>Fri, 07 Sep 2007 03:44:49 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Bir 7 yıl daha..</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=42</link>
<description>Uyarı Ateşi niteliğinde bildiri!
Cumhurbaşkanlığı se&amp;ccedil;iminin &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; turu yapılacakken Genelkurmay Başkanı B&amp;uuml;y&amp;uuml;kanıt'ın adeta &amp;quot;uyarı ateşi&amp;quot; niteliğindeki 30 Ağustos mesajı geldi. Ne diyodu B&amp;uuml;y&amp;uuml;kanıt,
&amp;quot;Laikliğe y&amp;ouml;nelik sinsi tehditler var&amp;quot;
&amp;Ccedil;ok eski değil. Daha Nisan ayında &amp;quot;AKP'ye muhtira&amp;quot; niteliği taşıyan bildiride ne demişlerdi peki?
&amp;quot;Son g&amp;uuml;nlerde, Cumhurbaşkanlığı se&amp;ccedil;imi s&amp;uuml;recinde &amp;ouml;ne &amp;ccedil;ıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, T&amp;uuml;rk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, T&amp;uuml;rk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, T&amp;uuml;rk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz y&amp;ouml;ndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını a&amp;ccedil;ık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin ş&amp;uuml;phesinin olmaması gerekir. &amp;quot;
Laikliğin elden gitmediğini bizler zaten g&amp;ouml;rebiliyoruz. Kimse boşuna T&amp;uuml;rbanlı bir &amp;quot;first lady&amp;quot;miz oldu diye kara &amp;ccedil;arşaflara sokulacağımızı zannetmesin. Cumhuriyetin ne anlama geldiğini bilen -az da olsa- insanlar hala var. İş sadece bunu s&amp;ouml;zde bırakmak olarak mı kalmalı? G&amp;ouml;zdağı vermek maksatlı bir ka&amp;ccedil; bildiri yaparak mı kendi g&amp;uuml;c&amp;uuml;n&amp;uuml; hatırlatmaya &amp;ccedil;alışmalı ordumuz? &amp;quot;Laikliğe y&amp;ouml;nelik sinsi tehditler var&amp;quot; diyerek mi koruyoruz. Kimse korkmasın. Laiklik elden gitmeyecek. İnan&amp;ccedil;lı olmalı ve irademizi korumalıyız. Biz s&amp;uuml;rekli &amp;quot;laiklik elden gidiyor&amp;quot; &amp;ccedil;ığlığı atarsak zaten ellerimizle kovacağız laikliği. 
{more}
&amp;quot;G&amp;uuml;l gibi&amp;quot; Cumhurbaşkanı!

Gelelim 11. cumhurbaşkanımıza. Hayırlı olsun evet. Başardık! 
Laikliğin sonsuz savunucuları olan bizler &amp;ouml;nce 22 Temmuz g&amp;uuml;n&amp;uuml; kendi ellerimizle AKP'yi se&amp;ccedil;tik. Ardından yine bir s&amp;uuml;r&amp;uuml; konuştuk, bir &amp;ccedil;oğumuz sırf &amp;quot;ya yanlış birşey yaparlarsa ilerde&amp;quot; d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncesiyle AKP'ye oy verdiğimizi sakladık. Sonra yine eleştirdik. Sonra yine onay verdik. Bizler bu kaosu yaşarken kendi i&amp;ccedil;imizde, birileri herşeyi planlayıp programlayıp paket haline getirdi. 
İ&amp;ccedil;inden de 11. Cumhurbaşkanı &amp;ccedil;ıktı! 
Şimdi artık susma zamanı. Evet T&amp;uuml;rkiye laik bir &amp;uuml;lkedir, kimsenin de g&amp;uuml;c&amp;uuml; yetmez bunu değiştirmeye. Şimdi &amp;ouml;ncelikli konumuz kendi i&amp;ccedil;imizdeki g&amp;uuml;c&amp;uuml;n farkına varmak. Bunu yaparken de Abdullah G&amp;uuml;l'&amp;uuml; &amp;quot;ya yanlış yaparsa&amp;quot; diye değerlendirmek yerine ettiği yemine uyup uymamasıyla değerlendirmeliyiz. Evet okuyalım, anlayalım, değerlendirelim sonraki g&amp;uuml;nlerde de. 
Cumhurbaşkanı sıfatıyla, devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin b&amp;ouml;l&amp;uuml;nmez b&amp;uuml;t&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml;, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; Anayasa'ya, hukukun &amp;uuml;st&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;ne, demokrasiye, Atat&amp;uuml;rk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma; milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı i&amp;ccedil;inde herkesin insan haklarından ve temel h&amp;uuml;rriyetlerden yararlanması &amp;uuml;lk&amp;uuml;s&amp;uuml;nden ayrılmayacağıma; T&amp;uuml;rkiye Cumhuriyeti'nin şan ve şerefini korumak, y&amp;uuml;celtmek ve &amp;uuml;zerime aldığım g&amp;ouml;revi tarafsızlıkla yerine getirmek i&amp;ccedil;in b&amp;uuml;t&amp;uuml;n g&amp;uuml;c&amp;uuml;mle &amp;ccedil;alışacağıma b&amp;uuml;y&amp;uuml;k T&amp;uuml;rk milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim &amp;uuml;zerine ant i&amp;ccedil;erim
Abdullah G&amp;uuml;l 
T&amp;uuml;rkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı
Hayırlısı olsun. Kurtulduk en azından bu tartışmalardan bir s&amp;uuml;reliğine. </description>
<pubDate>Wed, 29 Aug 2007 06:55:40 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>&amp;quot;Hayal Ettiğin Kadar Özgürsün&amp;quot; </title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=41</link>
<description>Pixar Animasyon Studyoları, &amp;ccedil;izgifilmleri ger&amp;ccedil;ek boyuta taşıma ve hedef kitleye &amp;ccedil;ocuklarla b&amp;uuml;y&amp;uuml;kleri aynı potada eriterek taşıma başarısı a&amp;ccedil;ısından her zaman kalbimde ayrı bir yere sahip olmuştur. Ratatouille sessiz bir d&amp;ouml;nemin ardından gelen nefis mesajlara sahip bir animasyon film. 

Kısıtlı mıyız?

Filmde fare Remy, Paris&amp;rsquo;in en saygın restoranının kurucusu olan Gustou adındaki bir aş&amp;ccedil;ının yemek programlarını takip ederek yemek konusunda sınırları olmadığını &amp;ouml;ğrenen, koku alma yeteneği gelişmiş bir fare. Gustou&amp;rsquo;nun s&amp;ouml;ylediği a&amp;ccedil;ık: Herkes yemek yapabilir. Fakat sadece korkusuzlar harika yemek yapar.
Korkusuz demek, kalıpların dışına &amp;ccedil;ıkmayı denemeye cesareti olanların keşif g&amp;uuml;c&amp;uuml;ne yapılan bir g&amp;ouml;nderme. Gustou bir b&amp;ouml;l&amp;uuml;mde der ki &amp;ldquo;yemek bir m&amp;uuml;zik gibidir. Her tadın kendine ait bir ritmi vardır. Eğer iki farklı ritmi birleştirirseniz, ortaya &amp;ccedil;ok daha renkli bir melodi &amp;ccedil;ıkar. Kendinizi m&amp;uuml;ziğe bırakın&amp;hellip;&amp;rdquo; {more} 
Tam bunu s&amp;ouml;ylediği sırada remy eline bir par&amp;ccedil;a peynir alır, g&amp;ouml;zlerini kapar ve yavaş&amp;ccedil;a ısırır, tadı almaya &amp;ccedil;alışır. Arka plan simsiyahtır ve bom,tri,bom,tri diye bir ritm duyulur. Sonra remy diğer elindeki havu&amp;ccedil;tan bir par&amp;ccedil;a ısırır, bu defa yumuşak bir melodi dolaşır siyah ekranda. İkisini birden ağzına attığında ise remy, ortaya iki ritmin birleşmesinden doğan bambaşka bir şey &amp;ccedil;ıkar. Remy heyecanla g&amp;ouml;zlerini a&amp;ccedil;ar. D&amp;uuml;nyada bu ritmlerin birleşmesinden ortaya &amp;ccedil;ıkabilecek sınırsız sayıda m&amp;uuml;zik vardır!

Bir sahne de Remy&amp;rsquo;nin kapana kısıldığı kafeste, hayalindeki Gustou&amp;rsquo;yla yaptığı konuşmadan. 
Gustou ortaya &amp;ccedil;ıkar ve &amp;ldquo;remy, yoksa vaz mı ge&amp;ccedil;iyorsun?&amp;rdquo; diye sorar. Remy umutsuzdur. &amp;ldquo;Buraya kısıldım, ne yapabilirim ki. Ama SEN &amp;ouml;zg&amp;uuml;rs&amp;uuml;n. SEN bir şey yapabilirsin!&amp;rdquo;
Gustou haykırır: &amp;ldquo;Ben senin hayal g&amp;uuml;c&amp;uuml;n&amp;uuml;n bir &amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;y&amp;uuml;m remy. Ben senin beni hayal ettiğin kadar &amp;ouml;zg&amp;uuml;r&amp;uuml;m&amp;hellip;yani, sen de o kadar &amp;ouml;zg&amp;uuml;rs&amp;uuml;n!&amp;rdquo;

&amp;Ccedil;ocuklarla aramızdaki korkun&amp;ccedil; fark işte burada devreye giriyor.
Etraftaki bilgi akışını se&amp;ccedil;erek alması &amp;ouml;ğretilmiş bizler i&amp;ccedil;in her izlediğimizde farklı bir şey yakalamamız, ya da bir kitap okuduktan sonra izlediğimizde &amp;ldquo;bunu da ka&amp;ccedil;ırmışım, şimdi anlıyorum&amp;rdquo; dememiz muhtemel. &amp;Ouml;ncesinde sadece &amp;ldquo;duymaya hazır olduklarımızı&amp;rdquo; duyuyor, &amp;ldquo;g&amp;ouml;rmeyi se&amp;ccedil;tiklerimizi&amp;rdquo; g&amp;ouml;r&amp;uuml;yoruz. Fakat &amp;ccedil;ocuklar bilgiyi &amp;ndash;Tanrı&amp;rsquo;ya ş&amp;uuml;k&amp;uuml;r!- se&amp;ccedil;erek almıyorlar, bilin&amp;ccedil;altlarına t&amp;uuml;m bilgi yerleşiveriyor. Sevgili &amp;ccedil;ocuk, şu an &amp;ccedil;ok farkında olmasa da bu filmden sonra hayal g&amp;uuml;c&amp;uuml;yle ilgili bir şey konuşulduğunda aklına &amp;ldquo;insanların hayal edebildikleri kadar &amp;ouml;zg&amp;uuml;r&amp;rdquo; olduğu gelecek. Ve bir nebze daha &amp;ouml;zg&amp;uuml;r olacak. 

&amp;Ccedil;ok &amp;ccedil;izgi film izleyen insanların neden daha neşeli olduklarını anlıyorum. Sınırsızlığımızı besliyorlar. 

Kısacası, &amp;quot;hayal ettiğimiz kadar&amp;quot; &amp;ouml;zg&amp;uuml;r&amp;uuml;z..

</description>
<pubDate>Tue, 28 Aug 2007 05:57:15 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>4 Gün </title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=40</link>
<description>
4 g&amp;uuml;n&amp;uuml;n sonunda Ahmet Necdet Sezer'den &amp;quot;kurtuluyoruz&amp;quot; *
Siyasi polemiklerden uzak bir cumhurbaşkanını, Atat&amp;uuml;rk'ten sonra belki de en saygı g&amp;ouml;sterilmesi gereken şahsiyeti 4 g&amp;uuml;n sonra başımızdan atmaya hazırlanıyoruz. Bu s&amp;uuml;re zarfında elimizden gelen &amp;ccedil;irkefliği ardımıza koymuyor, kimsenin etlisine s&amp;uuml;tl&amp;uuml;s&amp;uuml;ne karışmadı diye &amp;quot;tu kaka&amp;quot; yapıyoruz gidişiyle aslında bizi &amp;ccedil;ok &amp;uuml;zecek olan insanı.... 
Ahmet Necdet Sezer, duruşuyla, tavrıyla kimse gibi olmayışıyla tam bir beyefendi idi. Cumhurbaşkanı sıfatı altında toplanan diğerlerine hi&amp;ccedil; benzemedi. Sİyasetin ona buna laf atmaktan ibaret olmadığını g&amp;ouml;stermesi yanı sıra kişiliği ve aile yapısıyla takdir topladı. 
Başımızın bakanı Recep Bey , &amp;quot;ya bu deveyi g&amp;uuml;deceksin, ya bu diyardan gideceksin&amp;quot; s&amp;ouml;ylemleri i&amp;ccedil;inde oladursun devam eden 4 g&amp;uuml;n&amp;uuml;n sonunda g&amp;ouml;receğiz bakalım Abdullah G&amp;uuml;l kimin cumhurbaşkanı olacak.. 
Benim olmayacağı kesin. Tek gerek&amp;ccedil;em de siyasi birikimim değil oysa, dayatmalara karşı olan tavrımla bunu kabullenmiyorum, kabullenemiyorum. 
G&amp;uuml;den g&amp;uuml;ts&amp;uuml;n &amp;quot;devesini&amp;quot;.
* :Yılmaz &amp;Ouml;zdil'inyazısını mutlaka okumalısınız. </description>
<pubDate>Sat, 25 Aug 2007 09:40:31 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>İnsan haddinin sınırları</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=39</link>
<description>En iyi bildiğin şey nedir hayatta; kendin, o bile yarım. Her anınkendinle ge&amp;ccedil;er, nereye gitsen seninledir. Sağa d&amp;ouml;nsen ordasındır, sola d&amp;ouml;nsen yine karşındadır. Koşsan senle gelir, uyusan da sendedir. 

Bug&amp;uuml;nk&amp;uuml; eleştiri konumuz mu? Tabi ki; beni benden daha &amp;ccedil;ok tanıdığınızanneden mr and mrs sarraf'lar. {more} 
&amp;Ccedil;evremdeki koruma bandı, i&amp;ccedil;ine saklandığım kabuğum,kendimi ele vermeyen gizemim, duygularımı hissettirmediğim ifadesizliklerim.. Hangi &amp;acirc;nımda benimlesin ki hangi&amp;quot;bana&amp;quot; bakıp beni tanıdığını idda edebilirsin? Sen kimsin? Benim neremdesin? Beynimi ne zaman g&amp;ouml;rd&amp;uuml;n? Ge&amp;ccedil;mişimi ne zaman keşfettin? Duygularımı ne zaman sana s&amp;ouml;yledim?... uzar gider..
Ben kendimi tam anlamıyla tanımıyorken, ki en iyi bildiğim şey kendimken, nasılbeni benden &amp;ccedil;ok tanıdığını iddia edip bir de benle inatlaşabiliyorsun? 
Senin en iyi bildiğin şey kendinken, ki o bile yarımken, nasıl olur da beni keşfettiğini s&amp;ouml;yleyebilirsin?
Bu nasıl birc&amp;uuml;rettir?
Edebiyata boğmaya l&amp;uuml;zum yok, sade olalım; beni yargılamak,karakterimitanımlamak,davranışlarıma ifadeler bulmak sana kalmadı. 
Senhele bikendini tanı, sonra beni.</description>
<pubDate>Thu, 23 Aug 2007 02:40:26 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Limondan Kuantuma; The Secret'a varan Yol</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=38</link>
<description> 
İki ay &amp;ouml;nce kadar, bir arkadaşımın tavsiyesiyle tanıştım onunla. İlk g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m anda ilgimi &amp;ccedil;ekmişti, &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; renkliydi, değişik bir enerjisi vardı. Her g&amp;uuml;n ona ayırdığım zamanın arttığını fark ediyordum. Referansı &amp;ccedil;ok kuvvetli olduğu i&amp;ccedil;in değil, i&amp;ccedil;imden geliyordu. Hep bildiğim şeyleri anlatıyordu, yeni bir şey yoktu. Ama &amp;ouml;yle etkileyiciydi ki, hayatla ilgili ilham almaya başladım. Her sabah g&amp;ouml;rmek istemeye başladım onu. Her akşam. Her fırsatta. 
D&amp;uuml;nya&amp;rsquo;nın ve şuan T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin en &amp;ccedil;ok satan kitapları arasında ciddi ciddi uzun s&amp;uuml;re zirvede kalacağı belli olan şu m&amp;uuml;thiş &amp;ldquo;hayatınızı değiştirmek elinizde&amp;rdquo; kitaplarından biri olan, THE SECRET&amp;rsquo; tan bahsediyorum. {more} 
Şimdiye kadar %100 D&amp;uuml;ş&amp;uuml;nce G&amp;uuml;c&amp;uuml; başta olmak &amp;uuml;zere, insanın ana yaratım kaynağı olduğunu anlatan sayısız kitap okuduk, sosyal belleğimizde kim bilir nelerin nelerin alt yapısı var. Her g&amp;uuml;n&amp;uuml;n aslında bug&amp;uuml;n olduğu ve &amp;ldquo;bug&amp;uuml;n&amp;rdquo;&amp;uuml; yaşamamız gerektiğiyle başlayıp, her alanda başarı i&amp;ccedil;in kendimize g&amp;uuml;venmemiz gerektiğiyle biten. 
Dale Carnegie&amp;rsquo;nin 1976 basımlı &amp;Uuml;z&amp;uuml;nt&amp;uuml;y&amp;uuml; Yen Şen Olmana Bak kitabındaki &amp;ndash;o zaman i&amp;ccedil;in pek &amp;ccedil;ok insana ilham kaynağı olan- &amp;ldquo;limonu g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nde ondan limonata yapmayı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nebilmelisin, t&amp;uuml;m g&amp;uuml;&amp;ccedil; sende&amp;rdquo; tarzı mesajlar insanların gelişim i&amp;ccedil;in referans noktası olarak kendilerini almayı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmeleri a&amp;ccedil;ısından ciddi bir devrim sayılabilir. Ayrıca 70lerde Hippiler ortalıkta dolaşıyor, bug&amp;uuml;n&amp;uuml;n ideal prensiplerinden sayılan insan merkezli yaklaşım, o zamanlar sadece tepkisel gen&amp;ccedil;lerin kendilerini marjinal ifade yollarından biri olarak ortaya konuluyordu. Pek &amp;ccedil;ok insan i&amp;ccedil;ine d&amp;uuml;şt&amp;uuml;ğ&amp;uuml; sıkıntılardan kendini motive etmeye &amp;ccedil;alışarak &amp;ccedil;ıkma yolunu denemeye başladı ve Carnegie de g&amp;uuml;zel bir servet sahibi oldu.
Fakat insanlarının sadece kısa s&amp;uuml;reli bir &amp;ldquo;vay be&amp;rdquo; yaşadıkları ve hayatlarını &amp;ouml;yle 7 adımda, 12 basamakta değiştiremedikleri g&amp;ouml;r&amp;uuml;ld&amp;uuml; s&amp;uuml;re&amp;ccedil; i&amp;ccedil;inde. 80lerin ikinci yarısında sayısız kişisel gelişim kitabıyla doldu taştı raflar. Yeni bir şey s&amp;ouml;ylemeyen.
Esas devrim, insanların pozitivizmin &amp;ldquo;nesnellik&amp;rdquo; sa&amp;ccedil;malığından biraz kurtulma &amp;ccedil;abalarıyla ger&amp;ccedil;ekleşti. Bu da ilk defa g&amp;ouml;r&amp;uuml;nmez boyutta bir şeylerin varlığının &amp;ndash;neredeyse- bilimsel olarak kabul etme eğilimine girilmesiyle oldu. &amp;Ouml;yle ya, insanın beyninin &amp;uuml;rettiği enerji g&amp;ouml;r&amp;uuml;lebilir bir şey değil, fakat &amp;ldquo;var&amp;rdquo;. O halde haydi beynimizi &amp;ccedil;alıştıralım! Ne d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;rsek o olur! Zaten new age insanları ele ge&amp;ccedil;irdi, herkes kendi ger&amp;ccedil;eğini yaratsın!
Bilimsellik eğilimleri 2000lerin &amp;ldquo;what the bleep do we know&amp;rdquo; filmiyle meşruiyet kazandı ve r&amp;uuml;şt&amp;uuml;n&amp;uuml; ispat etti. Viva kuantum!
İşte the secret, bu yolculukta varılan en son nokta. Post-pozitivizmin bize sağladığı &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;klere bayılıyorum.Dediği şey şu. Alaaddin&amp;rsquo;in sihirli lambası evren. Ve sayısız dilek hakkınız var. O halde, doğru şekilde istemeye başlayın!
Fazlasıyla motive edici.</description>
<pubDate>Tue, 21 Aug 2007 02:26:03 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Wordpress.com un Kapatılması </title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=37</link>
<description>Başlıkta hata yok , wordpress.com un kapatılmadığını sadece mahkeme kararı ile siteye erişimin engellendiğini biliyorum, başlıkta bu şekilde kullanmamın nedeni de ikisi arasındaki ciddi farka dikkat &amp;ccedil;ekmek zaten. Şimdi ş&amp;ouml;yle d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nelim, bir yer var ve kanunlara g&amp;ouml;re bu b&amp;ouml;lgenin kamu sağlığına zararlı olduğu tespit edilmiş, mantıken ne yapılması gerekir; bu yerin kapatılması değil mi ? Ama biz bunu yapamıyoruz &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; kapatmamız gereken yer bizim yetkimizin dışında. Bu durumda bari buraya giden yolları keselim ki insanlar oraya ulaşamasın diyoruz. Tabi DNS asresini değiştirmek gibi alternatif yollar bulanlar i&amp;ccedil;in burası yine a&amp;ccedil;ık olacak ama olsun mevzu ayda 12 milyon T&amp;uuml;rk tarafından ziyaret edilen sitenin g&amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml; biraz korkutmak.
Bu sans&amp;uuml;r vakaları internet alemimiz i&amp;ccedil;in pek de yabancı sayılmaz. Daha &amp;ouml;nce Ekşi S&amp;ouml;zl&amp;uuml;k ve Youtube de kapatılmıştı , ama wordpress.comu diğerlerinden ayıran ciddi bir &amp;ouml;zellik var , o da wordpress in kendi başına bir i&amp;ccedil;erik sitesi olmaması. Wordpress.com kendi başına sadece site ile aynı isimdeki blog yazılımını dağıtan yer , erişimi engellenen ise bu site altından yayına yapan blogların tamamı , yani etrafımızdaki insanlar, amcalarımız teyzelerimiz okul arkadaşlarımız, kendi g&amp;ouml;r&amp;uuml;şlerini bloglarında anlatan sıradan insanlar; bizler. 
Yani yapılan toplumun &amp;uuml;retiği i&amp;ccedil;eriğe ulaşmak i&amp;ccedil;in toplumun kendisine sans&amp;uuml;r konulması. 
{more}
Şahsım adına bu erişim engelleme kararlarının artarak &amp;ccedil;oğalmasını diliyorum, bunun iki nedeni var , ilki engellenen sitelerin hem T&amp;uuml;rk Hukukunun olumsuz imajı , hem de engelleme haberlerinin yayılmasının getirdiği reklam sayesinde ziyaret&amp;ccedil;i sayılarının artması, bu g&amp;uuml;n ben bile daha &amp;ouml;nce haberdar olmadığım pek &amp;ccedil;ok wordpress uzantılı blog gezdim ve &amp;ccedil;ok eğlendim. 
İkinci neden ise daha dramatik , her ne kadar kabullenmesek de demokratik bir toplumda yaşıyoruz ve her demokratik toplumda olduğu gibi şahsi iradelerimizin alınan kararları değiştirme imkanı var. Oysa biz ekşis&amp;ouml;zl&amp;uuml;k , youtube ve şimdide wordpress &amp;ouml;rneklerinde olduğu gibi ya hi&amp;ccedil; tepki vermiyoruz ya da mahkeme kararını uygulamaktan başka şansı olayan TT.net i eleştiriyoruz. Tepkimizi doğru ve toplu bir halde dile getiremiyoruz. Hatta ne gibi bir tepki vereceğimizi konusunda bile bir fikrimiz yok. Bu durumda ya &amp;ccedil;oğunlukta değiliz ya da sesimizi &amp;ccedil;ıkaramayacak kadar aciziz. Kapatma kararlarının artması bı&amp;ccedil;ağın tepkisiz kitlenin de kemiğine gelmesi ve bu kapatma kararlarının artık son bulması i&amp;ccedil;in başlatılacak toplumsal bir hareketin ilk kıvılcımı olabilir. 
</description>
<pubDate>Sat, 18 Aug 2007 10:20:17 GMT</pubDate></item>

<item>
<title>Smokin Aces  - Tehlikeli Asklar</title>
<link>http://www.elestirel.com/index.php?module=read&amp;id=36</link>
<description>Cumartesi gecelerini film izleyerek ge&amp;ccedil;irmeyi sevenler i&amp;ccedil;in bi&amp;ccedil;ilmiş kaftan bir film , ama yok ben ethernal sunshine'ı &amp;ccedil;ok sevdim diyorsanı