Tasavvuf ne DEĞİLDİR? Mutasavvıf ayaklarını nasıl anlarsınız?

09
05 - 2008

Eğer bu eleştiriyi 19 yy ın başlarında yazıyor olsaydım herhalde şöyle başlardım ;

"İşbu kelam, elân kezzap mutasavvıflara ve dahi tasavvufun nüvesini fehmden yoksun zevatadır. Umulur ki eyice okuyup anlayalar, mucibince amel edeler…

Tasavvuf saçma sapan yere herkese sempati beslemek değildir, aşk teması adı altında eserlerle bir albümün %90 ını doldurmak değildir, "…bana dandik neyzen deseler hiç kızmam" demek hiç değildir (bkz:Benlik [enaniyet, yani kendini beğenmek] nedir?), "yok canım estağfirullah" desinler diye bekleyerek mütavazilik yapmak değildir.

Bütün bu ayaklar ise mutasavvıf ayaklarıdır. Kişisel muhakemeden yoksun, çıkarcı zihniyetini terk edememiş, dünyada KENDİ için yaşayan, tasavvufu ve sözde mutasavvıfığını, yükselmek için bir basamak addeden, AŞAĞILIK özellikleri ile de bilinirler. Tasavvufa yeni bir açılım (!) getirmek adına (çok biliyor ya) yaptıkları işlerde muhakkak kendi imzalarınıda işin bir kısmına koyup kişisel çıkar elde etmekten geri kalmazlar. İşin özünden maalesef yoksundurlar.



Otostopçunun Tecavüz Rehberi

14
04 - 2008

Otostopla bütün Avrupa'yı dolaştıktan sonra Türkiye'ye uğrayan PİPPA, Gebze'de aracına bindiği şöför tarafından önce tecavüze uğradı, sonra katledildi.

Ne kadar tanıdık öyle değil mi?

Çocukluğumun bir Türk Filmi düştü hemen hafızama. Ayşecikli bir filmi yanılmıyorsam. İki genç kız bisikletleriyle tatile gidiyorlardı. Köylerden kasabalardan geçip eğleniyorlardı. Sonra başlarına olmadık şeyler geldi. O günlerde kafamda "otostop ve tek başına yolculuk hiç güvenli değil" mesajı yerleşmişti. Sonra da malum klişeler, "Bir kadının ne işi var bir başına sokaklarda!" Hep bu söylemlerle büyüdük. Akşam karanlığı çöktüğünde bırakın yalnız yürümeyi arabayla bile giremez olduk ıssız sokaklara.. Yalnızdık, savunmasızdık. Çünkü biliyorduk ki bizim erkeklerimiz ancak KENDİ karıları kızları söz konusu olduğunda ERKEK kesililirlerdi! Kendi karısı sokağa adım atamaz, ama sokaktaki tüm kadınlar onundur!

Ülkesindeki kadınlara bu kadar acımasız olan ERKEKLERİMİZ nazarında yabancı uyruklu tüm kadınlar birer fahişeydi! Öyle ya, ne işleri vardı yoksa ülkelerinden binlerce kilometre uzakta? Doktor olabilirlerdi, sanatçı olabilirlerdi, ama MÜSLÜMAN değillerdi. Ve Müslüman olmayan kadınlarla her türlü şey yapılabilirdi!

İçim daraldı. Daraldıkça babamı, ağabeyimi, eşimi , arkadaşlarımı düşündüm. Onlar da bu ülkenin erkeğiydi. Bu şerefsizlerden değillerdi ama. Ya biz başka türlüydük, ya ONLAR. Onlar herneyseler bir an evvel DEFOLSUNLAR.

Ah.. Bir de bizim o HARİKA yasalarımız var öyle değil mi? Bu ülkede kollanmak için ya katil olacaksın ya tecavüzcü zaten. PEH.




Üzme beni Taraf

08
04 - 2008



Onca eleştiriye, onca inada rağmen Taraf okumayı sürdürüyorum. Gazete kisvesi adı altında önümüze sunulan kağıt parçaları arasında hatrı sayılır bir yeri var benim için. "Taraf Gazetesi hangi  tarafta?"  ana temalı bir yazı olmayacak bu. Ben gazetenin "gazete" olmak için yeterli olan tüm donanıma sahip olduğunu düşünüyor ve okuyorum. Memnunum da.

Ancak internet sitesi için aynı dilekleri beslememek son derece üzücü. Sitenin yeni açılmış olmasını bir bahane olarak göremiyorum. Madem henüz hazır değildi yayına vermemeliydiniz siteyi. Haberler arasında dolaşırken saniye başı "500 İç Sunucu Hatası" almaktan gına geldi.

Fiyatını 1 YTL den 40 Kuruşa indirmiş olmasına bağlayabilir miyim acaba bu konuyu? "Ucuzladık da artık, ne yapacaksınız interneti gidin alın okuyun" mu demek istiyorlar? 

Demeseler keşke.  Üzülüyorum.




bekle dur, otobüsokrasi geliyor

25
03 - 2008

tamamen emekli sandığı ve ssk arasındaki kan uyuşmazlığından kaynaklanan şizoid kurumlar vakasının orta yerine saplandım kaldım. iki üniversitenin rektörlüğü arasındaki kavram kargaşasının yegane sebebi konu kısmında adımın ve soyadımın yazdığı birtakım resmi yazışmalar. elimde birbirinin aynı bilgileri içeren farklı formatlarda kağıt parçacıklarıyla şehrin bir ucundan diğerine koşuyorum. devamı >



Bursa Nutku...

22
03 - 2008

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır"; demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, "demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek"

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir"

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

Mustafa Kemal Atatürk



Ergenekon Soruşturması ve İlhan Selçuk

22
03 - 2008

Çoğumuzun takip ettiği üzere , 2007 Haziran'ında Ümraniye'de bir gecekonduda el bombaları ele geçirildi. O gün başlayan Ergenekon  soruşturması kapsamında önceki gece 04:30 sularında İlhan Selçuk, Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu, Ferit İlsever,  Serhan Bolluk, Perinçek'in koruması Yusuf Beşerik,  Adnan Akfırat ve  İbrahim Benli'nin ev ve işyerlerine  operasyon yapıldı.

Soruşturmanın en can alıcı noktası 85 yaşındaki bir yazarın, İlhan Selçuk'un gecenin o saatinde evinden alınrak kötü bir muameleyle karşılaşması oldu şüphesiz. O yaştaki biri için daha "normal" bir eylem gerçekleştirilebilirken bu yapılmadı.

Öte yandan Ergenekon soruşturması tarihin belki de en büyük soruşturmalarından birine imza atacakken sırf bu "kural ihlalleri" nedeniyle çöküntüye uğrarsa en çok üzülenlerden biri olacağım. Devletin içine sızmış örgütümsülerin en kısa sürede gün ışığına çıkartılmaları gerektiğine dair kocaman bir inanç besliyorum. Ülkemizin üzerinde 2004 yılından beri oynanan oyunlara daha ne kadar göz yumacağımızı merak ediyorum.

Çok zorlu bir süreçten geçiyoruz ülke olarak. Gerek birbiri ardına gelen "darbe tahminleri"  gerekse de AKPnin kapatılma davası korkarım ki daha büyük olaylara kapı açacak. İlhan Selçuk'un önceki gün Cumhuriyet gazetesinde yazdığı  yazı da sanki bunun habercisiydi.

"Evet, bu gidişle bir şeyler olacak... RTE 14'üncü Louis gibi 'Devlet benim' dedikçe Türkiye'nin dengeye girmesi, ortalığın sakinleşmesi ve normalleşmesi olanaksız... Ya RTE anayasaya ve yargıya 'sokaktaki adam' gibi saygı gösterecek... Ya da 14'üncü Louis olmadığını RTE'ye anımsatacak ve öğretecek bir hesaplaşmaya hazırlıklı olalım... Aklın bir başka yolu yok..." 

Evet aklın başka yolu yok. Ülke olarak daha aydınlık günlere yürümemiz dileğiyle..




TARAF OLMAK AMA NEYE? Kapatma davası üzerine bir yaklaşım...

19
03 - 2008

Dünyada bütün taşların yerinden oynandığı bir süreç geçirmekteyiz.

Gelişmiş ülkeler diye adlandırılan, süper güç diyerek bize gösterilen bütün ülkeler ve sistemleri birer birer çökme sinyali veriyorlar. Ekonomileri, sosyal düzenleri, toplumları ve bireyleri karışıklık içerisinde...

Tüm dünyada bunlar olup biterken bizler Türk milleti olarak daha çok çalışmak, daha çok üretmek, daha da çok güçlenmek zorundayız. Bunu gerçekleştirmek için birlik ve beraberliğimizden geri adım atmadan devletimize, milletimize, hukukumuza, askerimize ve bizleri yönetenlere sahip çıkmalı, bu sahipliğimizi her geçen gün artan oranda tüm dünyaya hissettirmeliyiz.

Mevcut sistemde kurumlar ve kişiler arasında tercih yapmak zorunda bırakılan bir toplum olmaktansa, Hedefinde kararlı ve iddialı bireyler olarak yüzeysel konularla uğraşmadan, koskoca bir devleti zayıflatacak her türlü hareket ve oluşumun karşısında sapasağlam durmak, herşeyden daha fazla önem taşımaktadır.

Şahsiyet eğitiminden geçmeden, insanın öz yapısına uygun bir sistem oluşmadan, ülkemizde ve dünyamızda sorunların çözülemeyeceği aşıkardır.

Şu an ülkemizin gündeminde yer alan parti kapatma davası da bu kapsamda ele alınmalı ve ülkemizin gelişim hızının kesilmesine sebep olabilecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınılmalıdır.

Tüm dünyada ekonomik krizin ayak sesleri duyulurken, ülkemizi zayıflatacak, insanlarımızı zor durumda bırakacak oluşumların ve hareketlerin karşısında yer almak durumunda olduğumuzu düşünüyorum. Bu konudaki sorumluluğumuz bütün devlet kurumları için aynı düzeydedir, hiçbirisi hakkında ayrımcılık yapamayız.

Ben ancak şahsiyetin ve şerefin tarafında olabilirim . Bunun dışındaki her türlü düşünce ve durumdan uzak değerlendirmelerle ülkemizin, insanımızın büyüklüğünü tüm dünyaya duyuracak her türlü çalışmanın ve bu çalışmaları yapanların yanında yer almak sorumluluğumuzdur bunu da unutmayalım.

Demokratlık adına hukuka saldırmanın kötü olduğu gibi, milli menfaatlerimizi unutarak ülke gerçeklerini yerinde tahlil edip çözümler sunmak yerine kaos ortamından siyasi çıkar elde etmek de doğru değildir. Mesele şu veya bu, şucu veya bucu olmak değil inasana yakışan şekilde yaşamak ve yaşatmaktır.

Üzerinde durulacak bir konu varsa budur.




AKP'nin Kapatılma Davası

19
03 - 2008

% 46.7 oyla iktidara gelen parti hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından  kapatma davası açıldı. Daha evvel benzer sahneleri Refah Partisi ve Fazilet Partisi örneklerinde gördük. İki kapatma olayında da sözkonusu partilerin reytinglerinin nasıl tavan yaptığına tanık olduk. Şimdiyse halkın ezici bir çoğunluğunun oyuyla gelen bir parti için alınan  bu karar tartışılıyor. Öncelikli olacak iki konu var bu durumda. Birincisi halkının %46sına ne derece saygı duyduğu tartışılan başsavcılık makamı diğeri ise zaten bunca oy alarak başa geçmiş bir partiye verilecek prim.

Başsavcılık makamının halkından ne derece uzakta durduğu sonucu çıkartmak mümkün. Halkının iradesine ters düşecek bir kararla AKPnin kapatılmasını istemesi belki demokrasiye uygun ancak halk iradesine aykırıdır. Parti kapatmanın uygarlık olmadığını savunan sözde demoktatikler için uygun bir zemin oluşmuş durumda. Netice itibariyle gördük ki bu tip söylemler ancak ve ancak partiye olan sempatiyi güçlendiriyor. Cumhuriyet mitingleri sonrası genel seçimlerdeki tabloyu örnek olarak sunabilirim önünüze.

İkinci konu ise tam bu noktada göz kırpıyor. Başsavcılık makamı halkın %46sının oy verdiği bir partiyi kapatma kararı alarak kalan %54ün de ilgisini bu yöne çekmek istemiş olabilir mi? Bu ülkede o kadar çok şey oldu ki olayların altında yatan gerçek sebebi bulmak çok zor olabiliyor. Mümkün gözüyle bakıyorum bu duruma üzülerek.

Öte yandan bu kapatma davaları ülke insanını kendi içinde bölmekten başka bir halta yaramıyor. Kapatıp da ne olacak yani? %46 bir anda "Ah hata etmişiz hemen doğru yola dönelim!" mi diyecek? Demeyecekler. İlk fırsatta gürül gürül yeniden gelecekler! Biz de oturduğumuz yerden ahkam keserek buna müsade edeceğiz.

Niye kapatılsın ki? Yerine daha beterleri gelsin diye mi?




Örtünme ve örtüler üzerine...

15
03 - 2008

İlkel toplumlardan beri insanların yaşamlarını incelediğimizde, inanç, eğitim, aile, ekonomi ve idare gibi beş temel çizgi üzerinde yaşamlarını sürdürebilmek için bu temel kavramlar doğrultusunda sürekli kendilerini yenileyip geliştirmekte olduklarını görürüz.

Bu kavramlar zaman zaman silik ve karışık devreler geçirmişse de insan için çok hayati beş temel çizgi oluşundan dolayı hiçbir zaman kaybolmamıştır.

Ülkemizde ise bu beş kavram ya hiç anlaşılmamış ya da bu kavramlara derinlik kazandırılıp ülkemiz insanlarına doğru yön verilememiştir. İnancın ne olduğunu, eğitimin nasıl olması gerektiğini, eğitimcinin hangi konularda varlığının hayati önemde olduğunu bilmek durumundayız. Bunu bildiğimiz takdirde bütün kavramlar "yerli yerinde" değerlendirilecek, ortak paydalar artacak bunun neticesinde de hoşgörü ortamı; bizi ulusal huzur ve mutluluğa götürecektir...

Örtünme bu hassasiyetlerin neticesinde değerlendirilmesi gereken ve "yerli yerine" oturtulması gereken bir kavram... Her bilginin ve kavramın olduğu gibi bu kavramında insana göre değerlendirilip hakettiği önemin verilmesi gerekmektedir.

devamı >



Kopyala yapıştır makalecikleri ve bilgisiz fikir sahibi olmak üzerine...

12
03 - 2008

Bu yazı bir eleştiri yazısı olarak ele alınırsa faydalı olacaktır bunu söyleyerek başlayayım yazıma.

Only-R rumuzlu sevgili yazarımızın "Türban sorununun özünde sapkınlık ve sapıklık vardır" yazısına kısa bir cevap olsun diye yazıyorum bu yazıyı. Öncelikle yazımın başlığında belirttiğim gibi sadece sahibi olduğu fikri ispat düşüncesinden bilimsel temele dayanan bir araştırma sürecinden geçmeden oradan buradan toparlanma bilgilerle kopyala yapıştır makalecikler düzerek fikir sahibi olunmayacağını belirtmek isterim. Hele ki sırf siyasi ayrışma neticesinde oluşmuş "taraf ve aidiyet" düşüncesi ile normalde bu tür zeminlerde tartışılması son derece hassas olunan bir konuda doğruluğu meçhul bilgicikleri fikirmiş gibi sunarak insanların kutsal saydıklarına saldırmak hiç hoş bir tutum değil.

Geçmiş yazılarımı okursanız nasıl bir dünya görüşüne sahibim küçükde olsa intiba oluşur buna eminim. Pek değerli kardeşime altına imza atacağını düşündüğüm bir cümleyi hatırlatmak isterim. "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak" Tarih boyunca defalarca farklı isimlerden kaydı düşülmüş bu cümleyi bizlere özümseten Uğur Mumcu'yu da rahmetle analım satırarasında.

devamı >