Gün geçmiyor ki internet üzerinde
birşeylerin akımı başlamayagörsün.
Vaktiyle karı kız tavlama aracı olan internet -ki hala
kimi güzide insanlarımız nazarında bu kanı
değişmiş durumda değil- son zamalarda duyarlı yurdum
genci tarafından yazılan yazılarla donatılmış durumda.
Bu duyarlı gençlerimiz herşeye kızmakla
geç kalmıyor , her başarısız olgunun
üzerine atlamayı bir hak görüyorlar
kendilerinde. Lafımız elbetteki iki lafın belini
kırmayı usulüne göre yapanlara değil. Bunu
bir moda akımı haline getiren yurdum gençliği
soluğu her siteye/ bloğa ardı arkası kesilmeyen ahlak
bekçisi tadında yorumlar bırakmaya başlıyor. İşi
çığrından çıkarmak adeta bir görev
onalr için. Ve başarıyorlar da!
Son günlermizin en moda akımı internetteki
"kadın teşhirine son!" başlıklı yazıklar.
Evet internetteki her yere donatılmış kadın
resimlerinin gözümüze
gözümüze sokulmasından çok hoşnut
olmadığımı da söylemeliyim bu noktada. Çok
meraklı değilim açıkcası bir haber okurken alt
tarafta belimiş bir üstsüz yakalanmış
"Tuğba Özay" hanfendiyi görmeye.
Zaten o ve benzeri manzaraları görmek istesem
gireceğim site elbetteki haber sitesi olmayacaktır.
İlkokul çağındaki bir oğlan çocuğu bile
biliyor bunu.
devamı >
Sınıfsal ayrımları, gelir dağılımları arasındaki
uçurumları kendi çabamızla
çözmeye çalışıyoruz aklımızca. Zor
durumda olanlara para topluyoruz. Lokantada hesap
öderken bahşiş bırakıyoruz. Eski ya da
kullanmadığımız ya da modası
geçmiş kıyafetlerimizi ihtiyacı olanlara
veriyoruz. Onların hislerini, gururlarını, içine
düştükleri durumu hesap etmeden. Olsun, kendi
vicdanımızı rahatlatıyoruz ya o yeter bize.
devamı >
Geçen gün müstakbel müşterilerimden bir grupla oturmuş
Türkiye'mizin bugünü ve geleceği üzerine dış politika
ağırlıklı bir sohbet yapıyorduk.
Hepimiz başımıza neler gelecek modundayken konu döndü
dolaştı ve Türk medyasına geldi. Nam-ı değer Mütareke
basınına Türk kelimesini yakıştıramadığımdan bundan
sonra medya demekle yetineceğim.
Kimle konuşsak aynı cümleler dökülüyor ağızlarından.
Ortak akıl, orta kulaktan geçenlerle ağız birliği
aklına dönmüş. Hiç kimse farkında değil. Hatta sorsanız
hiçbiri medyaya güvenmez. Peki ama birbirini tanımayan
insanlara aynı cümleleri kurdurtan nedir?
Biz güzel bir milletiz. Ancak kulağından yönetilen
duygusal bir toplum haline gelmişiz. Kendimize o kadar
güveniyoruz ki üstelik kulağımızdan yönetildiğimizi
bile kabul edemez olmuşuz.
Baktığımızda global güç dengelerinin serbest piyasa adı
altında güç tekelleri halinde ülke medyasının üzerine
çöreklendiğini ve yanına liboş islamik cemaat
yayınlarını da alarak bi güzel zihinlerimizi
kuşattığını görüyoruz. Farkındayım uzun ve biraz
allangirli bir cümle oldu ama basitçe şöyle
diyebiliriz; ne kadar farketmesekte meydana inmiş
pehlivanlar bizleri bir o yana bir bu yana evirip
çeviriyorlar ve bu pehlivanlar birileri adına
güreşiyorlar.
Altın kemeri kimin kapacağı seçim sonrasında belli
olacak.
"Pehlivan pehlivan...Yeniyorum diye sevinme,
yeniliyorum diye yerinme...!
Yüzlerinde abartili makyajlari, üstlerinde
dekoltenin adini lekeleyen kiyafetleri ve lakayt,
gevsek ve sakiz kivamindaki üsluplariyla
"güzel"lerimiz... Egitimli, ülkenin
önemli sektörleri için gelecek vaat
eden, ancak henüz is bulamamis yeni mezun ya da is
arayan "dahi"lerimiz..
Bir araya gelis sebepleri birbirlerine
"biseyler" ögretmek. Güzellerimiz;
egitimleri sirasinda yeterince sosyallesemeyen, kendini
ifade etme güçlügü çeken,
medyaya malzeme olamayan ve tv kültürü
edinemedikleri için medyayi besleyemeyen
dahilerimize isin inceliklerini ögretirken,
dahilerimiz; güzel ancak ülkenin
geçmisi ve bugünü ile dünyada
olup biten gelismeler hakkinda yeterince bilgi sahibi
olamayan, sorgulayamayan, bilimsel bilgiye
muhtaç güzellerimize ellerinden ne gelirse
ögretecekler.
Es seçiyorlar. Güzeller en yakisikliyi
seçerken, erkekler biseyler
ögretebilecekleri birilerini seçiyor.
cazibe bugüne kadar pek umurlarinda olmamis demek
ki, zaten bu programdalar. devamı >
Biraz gecikmeli de olsa
adı 300 spartalı olarak çevrilen filmi sonunda
izledim. Beğenip beğenmediğim konusunda fazla yorum
yapmak istemiyorum , çizgiroman atmosferli
filmlere zaafım var. Beni bu nedenle fazlasıyla
etkilemiş olabilir. Hem zaten filmin eleştirisini
yapmak için de baya geç kaldım zaten.
Fazlasıyla kan , şiddet ve aksiyon var, tıpkı her
iyi filmde olması gerektiği gibi :) Hem zaten zaten
filmi izlerken başka birşey dikkatimi çekti.
Leonidas komutasındaki 300 kişilik ordunun modern
dünya insanına biraz fazlaca abartılı gelen
kahramanlığı. Bu kahramanlık öyle bir seviyeye
gelmiş ki adama hepimiz öleceğiz diyorsun keh keh
gülüyor. Filmin sonunda da "önce
kahramanlar ölür" tezini doğrulamak
istercesine mutlu mutlu ölüyor. Hem de
üçyüz kişi ile perslilere o kadar
zarar vermiş ve arkada daha onbin kişilik ordu
beklerken. devamı >
Nedense demokrasiye olan güvenimi en
çok seçim zamanlarında kaybediyorum.
İnsanlar koşuşturmaya başlıyor, bayraklar pankartlar
arasında kürsüden bakıp beni oy pusulası
olarak gören insanlara beni yönetsinler diye
oy vermeyi bekliyorum. Kahve köşelerinde , berber
dükkanlarında bu güne kadar duymadığım
görmediğim belgerden , gizli projelerden
bahsediyor herkes. Gizli dosyalar açığa
çıkıyor, herkes araştırmacı gazeteci oluveriyor
bir anda. Bu süreç ilerledikçe insan
milletvekili olmak ile boksör olmak , ya da
seçim kazanmakla maç kazanmak arasındaki
farkı kaybediyor yavaş yavaş kendi bakış
açısında.
Bütün bu hengamenin içinde biz
seçmenler ordusu bilmediğimiz görmediğimiz
pazarlıkların arasında neyi niye seçtiğimizden
bile emin olamadan birşeyleri seçmeye
zorlanıyoruz sanki. Ben biraz da kendim başbakanlık
yapmak istiyorum, izin var mı ?
Bir site için ne kadar klasik bir giriş Merhaba
Dünya" değil mi, hatta bu bile
elestirel.com için kendi başına eleştirilmeye
değer bir konu. Evet adı üstünde eleştirmek
fiilinin belirsiz bir şekilde bir taraflara
çekilmesi ile oluşmuş bir kelimeden ibaret olan
eleştirel.com bu güne kadar kendi
bloglarında ya da sağda solda yazı yazar bir grup
insanın hayata eleştirel hatta belki biraz da agresif
bir gözle baktıkları yazılarını
yayınlandıkları bir yer olmak için
açıldı.
Böyle bir girizgah üzerine fazla cümle
kurmaya gerek yok aslında . Şimdilik aklımızda şunu
eleştirelim , şunun yazalım gibi net fikirler yok
, Zamanla sitemiz yazarlarının keyfi
doğrultusunda gelişip kendi tarzına oturacaktır. Bu
konuda kendimize kesin çizgiler çizmedik
, zaten çizmiş olsaydık bu yapmak ya da yazmak
istediklerimizle tezat oluşturabilirdi , ki çoğu
zaman da bu kendi kendimize olan çekişmelerimizi
de yazmak istiyoruz, bu nedenle kategorilerimiz arasına
"Özeleştirel" diye bir bölüm
bile ekledik. Bir de "Kısa Kısa"
diye bölüm ekledik ki zaman zaman aklımıza
gelen bir ya da birkaç cümleden oluşan
eleştirileri de burada arşivleyebilelim. Öte
yandan, İnternet , Medya, Siyaset, Sinema ve Yaşam
bölümlerinde yazarlarımızın bu konularla
ilgili yazılarını takip edebilirsiniz.
Gelelim yazarlarımıza... Her birinin kendi profil
sayfasından kim olduklarını öğrenebilir, hayranı
olduğunuz yazarımıza ulaşmak için ne gibi yollar
izlemeniz gerektiğini öğrenebilirsiniz. Eğer
ki " ben de bunlar gibi yazarım , hatta daha
güzel yazarım!" diyorsanız lütfen sizi
tanımadığımız için bize kızmayın. Yan
taraftaki daktiloyu kullanarak yazınızı bize
ulaştırabilir, yazarlık başvurusunda bulunabilirsiniz.
Şimdilik biraz kontrol ettikten sonra valiyi falan
çağırıp kurdele keserek siteyi açmamız
gerekiyor, artık kurban falan da kesermiyiz onu
bilmiyorum.
Ne eserse yazalım , önce yazalım sonra
düşünelim !
Eleştirel.com yazarı iseniz buradan giriş yapabilirsiniz, değilseniz yazarlığa başvurmak için lütfen formu doldurun.