Sırlar, çekimler vs...

07
08 - 2007

"Barda"ydık.

İşkenceden uzak bir bardı; tesadüfen.

Oysa işkenceden kaçmaya çalışmamıştık. Şansımıza, işkencesiz bir "barda"ydık.

Mert yanımdaydı.

Müzik, insanın diyaframını titretecek şiddetteydi.

Ve insanlar...

Süslü kızlar... Bronz ten... Sarıya boyalı saçlar... Dekolteler... Zıp zıp zıplayan memeler...

Ve erkekler... Bir eli "barda", bir eli içki bardağını tutan... Ve iki gözü zıplayan memelerde...

Bir an sıyrılıverdim bedenimden.

"Mert, şu anda alkol alıyoruz, keyfimiz yerinde, şarkılar falan söylüyoruz. Ama bir çocuk açlıktan ölüyor, görüyor musun?" dedim.



"Aslında yok öyle bir şey. Dünya, hayal ettiğin yerdir. İstediğin şeyler olur hayatta. Aslında şu anda açlıktan ölen bir çocuk yok. Düşündüğün anda var" dedi.



Ve sonra bana çok secret bir film vereceğini söyledi.

Cevap veremedim o an...

Nasılsa harcanıp gidecekti söyleyeceklerim o kalabalık ve sesin içinde.



Ama şimdi düşünüyorum ve düşündüklerim bir cevap olarak sunulabilir o ana.

devamı >



Hasret bitiyor

04
08 - 2007

fox tv'de yeni bir yarışma var, pek yeni değil sanırım ama ben yeni tanıştım,  bir kız iki  yaşlı adam arasında hangisinin babasını olduğunu bilmeye çalışıyor, ve evet bu bir yarışma bildiğiniz insanların ünlü olmak için çıkıp türlü şaklabanlıklar yaptığı yarışmalardan biri, hatta olay o kadar dramatik ki buraya birşeyler yazmak için olayın dramatik yönlerini anlatmaya gerek yok,  olayı haber halinde yazsak bile ortaya çıkan tablo neredeyse komedi programlarından fırlamış gibi.

devamı >



BENGÜlüyorum

01
08 - 2007

Sadece 2 saatini televizyona ayırarak bile kafayı sıyırmış insanlar kervanına katılabilirsiniz. İradeniz çok güçlü ise tüm bu olan bitene gülmekten katılırsınız.  Herkesin elinde bir elmas var sanki ve onu alıp veremiyorlar bir türlü.  Sİyasetçilerimiz bir yanda bir yanda da magazin güllerimiz.
 
Aslında çok düşündüm bu sözleri sarfetmeden evvel. "Kadın kadının kurdudur" şeklindeki bir özdeyişe örnek teşkil etmek istemezdim, zira kadın milletinin en sevdiği şeylerden biridir hemcinslerine laf çarpıtmak. Bu başka bir eleştiri konusu oladursun. Ben artık dayanamıyorum!
İsmi Bengü olan bir hanım kızımız nefes alan her 10 canlıdan 5inin olduğu gibi kendisinin de bir "albümü" olsun diye şarkıcılığa soyunuyor!  Pardon , işin soyunma kısmı bir albüm sonrasına denk geliyor.  Herşey ilk albümde yerli yerinde. Evimizin kızı, hanım evladı şirin bir kız iken Bengü ikinci albümünde büyüyüp serpiliyor.  Sesiyle ilgili herhangi bir gelişme kaydetmezken gerek vucut hatları, gerekse sözleri ile bu yaza damgasını vuruyor.  "Artık başka bir kesime hitap edeceğim" diyerek salınıyor ortalıkta.
devamı >



Nerede o eski reklamlar

27
07 - 2007

Modern dünya ile gelişen reklamcılık kavramı bize hedeflenmiş reklam , şişirilmiş reklam gibi modern akımlar getirmesine rağmen son zamanlarda reklamcılığın gelişimi üzerine biraz karamsar düşüncelere kapılmaya başladım, artık izlediğimiz reklamlarda ne Ali Desidero gibi hayranlık uyandıran karizmatik tipler ver ne de on yüz bin baloncuk yutan sevimli kızlar. Garip bir iticilik var reklamlarda, mesela cocacola'nın bırrrrrrrrrr reklamı. Bu nedir yahu. Dünyada reklam işinin dünyadaki öncülerinden olan CocaCola bile reklam diye bunu yapıyorsa diğerleri ne yapsın artık.Var mı nazooo gibisi reklamları bile daha bir sempatik göründü gözüme bir anda. devamı >



Canavarlar ve insanoğlu

27
07 - 2007

Bir film vardır belki hatırlarsınız. 1990 yapımı orjinal adı " >Tremors ki biz onu yıllardır Yeraltı Canavarı olarak izler dururuz. Kevin Bacon abimizin oynadığı bence kült nitelendirilebilecek filmidir. Filmde abiler ablalar ve çinli bir adam var. Uzaklarda bir yerde çölün ortasında ne yer ne içerler bilmeyiz kasabasında bir grup insan yaşamaktadır. Birden garip olaylar başlar. Yeraltından gelen canavarlar abileri ablaları bir bir yutmaya başlar. Yürürken oluşan titreşimler bile yetmektedir canavarların insanları yutması için. Her an pusudadır ve farkettiği anda toprağı kabarta kabarta kaşık havası ile gelmektedir canavarlar.
Gelgelelim kasaba sakinleri bu canavarla savaşırlar bi kaçı akşam mezesi olur canavarlara sonunda hakkın rahmetine kavuşurlar.
Neden bu filmi hatırlattığıma geleyim.
Hepimiz farklı zamanlarda aynı şeyleri değişik şekillerde yaşar dururuz. Ama bunun farkında değilizdir. Oysa biraz dikkatlice baksak bunu görmemiz çokta zor olmayacaktır.
Bazı anlarımız vardır çok keyifliyizdir, yerimizde duramayız, hiçbirşey keyfimizi kaçıramaz gibi gelir. Olur olmaz zamanda basit bir şey bizi altüst ediverir. Bi anda duvara çarpmış gibi oluruz.
İsyan da ederiz, kaçmak ta gelir içimizden ücra bir yerlere. Suçlular ararız, suçlular
buluruz.Bizler şablonlar ve alışkanlıklardan oluşuruz. Bu şablonlar ve alışkanlıkları kişiliğimiz veya karakterimiz olarak kabul ederiz hatta zannederiz. Oysa bizi sıkıntıya sokan herşeyin altından bu şablon ve alışkanlıklar çıkar. Hayatımıza bakarsak kendimizde yüzlerce buluruz.

Bu şablon ve alışkanlıklar bizim "Yeraltı Canavarlarımız"dır.
Hep pusuda beklerler, en ufak bir gevşeme olsa, en ufak bir tereddütümüz, başıboşluğumuz olduğunda bir anda çıkarlar ortaya ve yutarlar bizi. Onların ğüç dairesine bi kere girdik mi kolay kolay çıkamayız. Büyür büyür, kimileri depresyona girdim der, kimileri hayatında hiçbirşeyi beğenmez, kendisinden uzaklaşmaya hatta kendilerinden nefret etmeyle başlarlar.

Şöyle bir bakarsak hayatımıza her an bunu yaşadığımızı görürüz. Bundan kurtulmak çok ta zor değildir ama malesef bu canavarla yaşamak bizim için alışkanlık halindedir ve bağımlılık derecesi çok yüksektir.

Tabiki bu canavarlarla yaşamaya niyetimiz yok bizim.
İllaki bir canavar istiyorsanız Susam Sokağı'nın efsane ismi Kurabiye Canavarı'nı tavsiye ediyoruz.



Seçimin arasında Hande Yener'in parmağı girdi

24
07 - 2007

Bu gün seçim ertesi haberlerini takip etmek için sık ziyaret ettiğim haber sitlerini gezerken haberturk'de gerçekten farklı bir habere rastladım, hande yener'in parmağı hakkında.

BU KADAR UZUN NORMAL Mİ? diyerek gazetecilere küfür anlamına gelen parmak işareti yapan hande yenerin orta parmağını günün ortasında manşetine taşımış sevgili haberturk.com  devamı >



Parlamenter demokrasiyi reddediyorum.

23
07 - 2007

Bırakalım tabiki eyvah nidalarını... Hiçbir sosyolojik bilgi neticeyi açıklamayacaktır. İnsanın kendisinden uzak hiçbir sistem insanları yönetmek için bir alternatif olamaz.
Nitekim sevgili yazarımız fleneur bağımsızlara bel bağladığına göre kimbilir daha neler duyacağız mazallah.
Cemaatler demokrasisi neticesini vermiştir. Ve bu netice insanları bölmek, halkını devletine düşürmek, iktidardan palazlanıp, muhalefetten nasiplenmek siyaseti güdenlerin cebimizle kısıtlanmış beyinciklerimize tahakkümünün şekli şemalidir. Uzun zamandır hissettiğim ve dün sandık başındayken kesinleşen kararım parlamenter demokrasinin tam bir saçmalık olduğudur. İnsanları madem layık oldukları yönetecek ben çok daha iyisine layığım ve onu ben seçmek istiyorum. PARTİYİ DEĞİL İNSANI!



Benim derdim sol'la..

23
07 - 2007

akıllı olmak lazımmış! gördük akıllı oyları..
verdiğiniz o çok akıllıca oylar bir şeyi daha gösterdi. bu ülkenin gerçekten boku çıkmış.
muhalefet yapmayı beceremediği bilmem kaçıncı kez kanıtlanmış bir parti yine ana muhalefet oldu. ve parti yönetimi bunu başarı olarak görüyo hala. chp'nin yapamadığı muhalefeti umuyorum ki bir avuç kadar bağımsız yapacak. o zaman anlamı bilinecek akıllı oyun.



devamı >



Ne Bekliyordunuz ?

23
07 - 2007

Dün %47 lik bir kesim kendi iradesi ile sandık başına gitti. Seçimlerini yaptı. Sonuç ortada. Tüm gece ve bu sabah itibari ile heryerde "Ülke elden gidiyor!" nidaları yükselmekte.
"Tehlikenin Farkında mısınız?" ana temalı bir yazı olmayacak bu. AKP yi ve yaptıklarını eleştiren bir yazı da olmayacak. Benim sözüm başkalarına..
Okuyorum sabahtan beri. Herkes bir "ülke elden gidiyor"culuk tutturmuş gidiyor. Nereye gidiyor bu ülke ? Kim götürüyor. %47 lik BÜYÜK bir kesim bunu destekliyorsa şayet zaten giden gitmiştir.  Peki ya mitinglerde boy gösteren zihniyete ne demeli ? TÜRK BAYRAĞInı aksesuar gibi boynuna koluna dolayan o insanların yarısı bile oyunu başka yere verselerdi bu sonuç mu çıkacaktı ?

devamı >



Kişiliksiz siyaset

19
07 - 2007

Geçen seçimlerde AKP ile başladı bu kişiliksizlik. Toplumun her kesimini biraraya getiren tek parti olma iddiasındaydı. Oldu da. Dolandırıcısı, tetikçisi, mafyası, gazetecisi, akademisyeni, şeriatçısı, sağı, solu, ev hanımı, vs vs.. en solcu kesilenler sırf bu sebepten AKP'yi destekledi. Toplumun her kesiminden milletvekili adayı ile halkın uzun yıllardır beklediği birliği sağladığını gösteriyordu! Halk bi de bunu denemek istedi. Umutlanmıştı. Yıılardır yaşanan sıkıntılar bu partiyle çözüme kavuşacaktı... ve oylar AKP'ye aktı.
Zaman içinde gördük ki, bu parti halkı gerçekten birleştirdi, ama meydanlarda! Konu bu olmadığı için daha fazla detaya girmeye gerek yok bu noktada.
devamı >