Düşmanını arayan savaş bizimkisi. Baltalar
elimizde, sloganlar dilimizde yürüyoruz
cepheye. Adeta ilkokul çocuğu haşinliğinde
"önümüze gelene bin tekme" ata
ata. Önümüze hergün ekmek aldığımız
bakkal amca, çocuğumuzun öğretmeni, iş
arkadaşımız çıkıyor ; acımıyoruz. Yıllardır bu
duygu ile büyütüldük
çünkü. "Terör = Kürt
Sorunu" denklemi yordu senelerdir beynimizi.
Deniz Baykal belki de tarihinin tek düzgün
lafını etti dün ; "Biz Kürtleri
değil, teröristleri sevmiyoruz"
diyerek. Yıllardır kardeşi birbirine
düşüren zihniyet nasıl olduysa bu sefer
milletin birbirine bağlılığının karşısında ezildi.
Onbinlerce insan sokaklarda tek yürek
halindeydi.
Bir yandan baktığımda insanlarımızın birbirine olan
bağlılığı beni mutlu ediyorsa da içimden bu
görüntülerin birilerinin "işine
geldiği" geçiyor, samimi bulamıyorum.
İnsanları oyalamanın bir yolu olarak
görüyorum. İnsanlar verilen şehitlerin
acısını yaşayadursunlar, sokaklara
dökülsünler, aile meclislerinde,
çarşılarda pazarlarda tek gündemleri bu
olsun , ayak altında dolaşmasınlar.
"Birileri" de kolayca işlerini halletsin.
devamı >

Kimimiz uykuya dalmak üzereyken, kimimiz felekten
bir gece çalarken hiç bilmediğimiz uzakta
bir yerde canlar yandı önceki gece yine.
Önceki gece gelen haber, günahsız
askerlerimizin can verdiğiydi.
Onlar ölürken oralarda devletimiz adeta
papatya falına döndürdükleri bir karar
vermeye çalışıyor. ırak'a
girmeli/girmemeli. Ne değişecek Irak'a
"girince"? Kimin taraf olduğunun
seçilemediği bir yerde nasıl karar verecekler
kimin ne olduğuna? Masum insanlarlarla o soyu sopu
belli olmayanlar arasındaki farkı nasıl
gözetecekler? Bırakın orada yaşayan masum
insanları, her gün ırak'a ekmek taşıyan, yolcu
taşıyan "bizden" olan insanların
günahları ne olacak?
Sorular bir biri ardına.. Dilimizde lanet var.
Sorular bitmiyor, bizler en güzel
rüyalarımızdayken birileri yine can veriyor.
Kimbilir şu anda hangisinin canı yanıyor?
Evet yastayız, ama çok sürmez. Tıpkı daha
öncekiler gibi, bu da unutulacak. Unutturulacak.
ne zamandır yazmadığım için ayrıca eşşeklik
ettim ve bütün kitlemle kucaklaşmak suretiyle
kendilerinden özür diliyorum sanki terk-i
diyar eylemişim gibi. bir zanaatkar (hı?) olarak aşkın
beni yaratıcı kıldığı gerçeğinden uzaklaşamadım
elbette: yazıyorum, as always. öyleyse, hoşgeldim
yeniden.
zeytinburnu'ndaki bıçkın mahallelilerin tavrı
gibi net ve keskin: faça! italyanca faccia
(yüz) sözcüğünden gelen bu tabir
sanki kesik ya da başka bir yara anlamına geliyormuş
gibi kullanılsa da "façanı bozarım"
aslında "suratını dağıtırım" demekten
çok da farklı diil(di). ne zaman biri
faça dese, bella italia'ya oturdum nastro azzuro
içerken caprese yiyorum sanıyorum kendimi (oh
öyle hıncal uluç'um ki).
gel gelelim artık nastro azzuro içmek
için birinin faça/faccia demesine ya da
eşe dosta pide olsun pizza olsun bişey ikram etmek
için bella italia veya aspava'ya oturmaya gerek
yok: zira faccia sözcüğü yepisyenisinden
bi anlam kazandı: evet evet, yüzlerce
yüzün içinde toplaştığı kitap olarak
bir sitemiz var: facebook! harvard'dan atılma
genç bi adamın marifetiyle anaokulundayken
gözünüze kum atıp kaçan
çocuktan eski mahalledeki fingirdek yengeye
kadar herkesi bulabiliyoruz; tanıdıklarımızı eklemekle
kalmıyor onların tanıdıklarıyla da hasbihal ediyor ve
sosyalleşme katsayımıza kantitatif değerler ekliyoruz
(kalitatif analiz diye bi kitap gördüm ben
bugün, beni benden aldı, bambaşka vizyonlar
kazandırdı gönül gözüme). şahsen
beni pek çok arkadaşıma kavuşturduğu, en azından
neler yaptıklarından haberdar ettiği ve yeniden
görüşme olanağı sağladığı için
facebook'tan pek memnunum; daha da ötesi farkına
geç vardığım ancak meraksal gıdıları tetikleyen
ve özniteliksel içbenlik yaklaşımlarını
izdüşümsel kovaladığım travertenler
ördü bana (röah!). (evet evet sana
yazdım burayı).
facebook'un tek faydası sosyalleşme diil elbette,
sosyalleşemeyen veya sosyalleşmenin dibine vurup bundan
sıkılan kişiler için de
börtü-böcek-ev
hayvanı-bulmaca-test-quiz-anket-ne idüğü
belirsiz aygıt ve devinimler geliştirmiş arkadaşlar, ki
bunların beni en çok eğlendirenleri arasında
fluff friends ve doodle yer alıyor: ne olduklarını
bilmeyenlerin acilen gidip bakmasında fayda var,
bakmamak konusunda direnenler ise daha evvelden bakmış
ve beğenmiş olanlara sorsunlar. beğenmemiş olanlara
sormanın hiçbir mantığı yok
çünkü bunlar katılım konusundaki
direncinizi kırmak yerine pekiştirecek ve pek
çok teknolojik gelişime sonradan dahil olan ya
da salt popüler olduğu için sofi'nin
dünyası'nı okumayı reddeden kitleye dahil olmaya
devam etmenize sebep olacaklardır.
ziyadesiyle uzamış bulunan bu yazının reklam niteliği
taşıdığını düşünenleriniz de olabilir tabii
ki, ben bilmez miyim kitlemi.! hemen onları da
düşündüm (bi anne şefkatiylen
yaklaştığım şu dakikanın kıymetini biliniz, her zaman
böyle yakalayamazsınız wykka'yı) ve daha evvelden
facebook'a lanet yağdırmış olan pek canciğer arkadaşım
vudu hanım'ın linkini vermeyi uygun buldum: bu da tam size göre. burda bi
yerlerde de bi killer ending lazım aslında ama şu an te
amo cuando bailas dinleyen bi kimseyim ve gayet
dikkatim dağıldı - divantare membro del faccialibro
diyor ve kaciyorum. si yu.
butun dunya nufusu bir araya gelse ve enerjilerini ayni
yone odaklasa olabilecekleri du$unun bi. tum dunya
ormanlarini yeniden ye$illendirebilecek, kuruyan suyu
geri getirebilecek (su nasil kuruyorsa sen hayal et
artik ey kitle!) ve hatta dunyayi yorungesinden
saptirabilecek guce sahibiz. ve yine de hala yerimizde
oturuyoruz!
devamı >
Cengiz Semercioğlu Hürriyet'in Kelebek ekinde
bugünkü yazısında Emre Altuğ'un Çağla
Şıkel'le çıkmaya başladığında hakkında "tek
gecelik ilişki diye görüyordum"
lafına Çağla'nın bozulması gerektiğini, Ayşe
Arman'ın dünkü yazısında kadınların
affediciliğinin gerçek bir durum olmadığını
savunmuş ve kadınlara sormuş. Bir kadın hakaret
yediğinde bunu ömrü boyunca unutmaz mı diye.
http://kelebek.hurriyet.com.tr/yazarlar
/7369136.asp?yazarid=105
İşte Cevabım:
Kadınlar tuhaftır Cengiz Bey. Tanrı vergisi mi
bilinmez, hisli yaratılmışız. İçimizde öyle
bir sevgi arayışı var ki.. Belki parçalanmış
ailelerimizin, ya da parçalanmayan ama
mükemmel olmayı başaramayan ailelerimizin sevgi
eksikliğiyle yürüyen ilişkilerinden mirastır
bize, belki de sevginin en yüce değer olduğunu
yaradılışta içimizde -biliçaltı
düzeyinde- hissettiğimiz içindir. Ne olursa
olsun, bizi besleyen şey, sadece sevgidir.
devamı >
Geçen haftaların bir çok dergisinde, bir
çok gazetede , bir çok internet sitesinde
"İnsan Diyeti"nden bahsedildi. Peki neydi
İnsan Diyeti?
"Yirminci yüzyılın en çok tartışılan
yazarlarından Ayn Rand, ‘Bencilliğin
Erdemi’ (The Virtue of Selfishness) teorisinde,
bencilliğin ahlak dışı bir şey olduğunu reddediyor ve
kişinin kendi hayatının ve mutluluğunun en
büyük değer olduğunu söylüyor.
Rand’a göre, en önemli ahlaki değer,
insanın kendi iyiliği. "

Elbetteki bu diyet "insan yiyerek" yapılan
bir zayıflama diyeti değil. İşin öğreti
kısmında "Sevmediğiniz insanlardan uzak
durun" felsefesi yatıyor.
"Hayatımın her yerinde olan bu insanlardan
kurtulmanın yolları nelerdir?" diye soracak
olursanız Ayn Rand bir yanda Erol Evgin bir yanda
sizi alacaklar karşılarına ve anlatmaya
başlayacaklar.
devamı >
Vaktiyle "Tarabya'da uşaklar Etiler'de
yumuşaklar" diyerek gündemin
orta yerine düşen Tırt İsmail , bir eksiklik
gördüğü gündeme yeniden dalış
yapma ihtiyacı hissetti birden.
Konuya vakıf olanlar bileceklerdir ki son günlerin
güzide türküsü(!)
"Plan yapmayın plan" ile
ilgili olarak İsmail Türüt ve Ozan Arif
efendilere dava açılmış durumda. İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan bu
soruşturmada türkünün altında yatan
imalar açığa çıkacak mı göreceğiz
hep beraber.
Ozan Arif Efendi kendini cin zannedip bizleri
çarpmaya çalışıyor "Sözlerimin
arkasındayım ben, Yasin bir duadır Ogün derken de
o günü kastettim , çarpıtmayınız"
diyerek. Dünya
Tatlısı isminde bir albüm yapıp bu
albümünü Ogün
Müzik'ten çıkaran Türüt
Efendi ise yurdum tombul sevimli insanı modu ile
kurtaracağını zannediyor.
Karadeniz üzerinde oynanan oyunlara
"tikkat" çekmek istemiş efendiler.
Tikkatleri üzerine çekti evet.
Velhasıl kelam, ben bu insan müsvettelerinin bu
kadar zekaya sahip olup da siyasi bir takım oyunlar
oynayabileceklerini zannetmiyorum. Toplasan bir adam
etmez bu insanları siyasi kargaşa yaratıyorlar
gerekçesiyle yargılamak onları adam yerine
koymak olacağından giydirin deli gömleğini
tikkatleri daha çok toplasınlar üzerlerine!
Gerzekler!
Gerçek dünya ile
hayal dünyası arasında gezerken seyircide her an
merak duygusu uyandırmayı başaran, komedinin
inanılmayacak kadar başarılı şekilde harmanlandığı bir
dram. Muhteşem bir seyir zevki.
Uzun süredir yavaş tempolu dram türü
filmler seyretmekten zevk almıyorum. Uzun süredir
arşivimde bekleyen bu film de henüz izlenecekler
listesine girmemişti bile. Beni izlemeye
ikan eden şey belki de çok sevdiğim Dustin
Hoffman'ı izleme isteğiydi, fakat beklentilerimin
çok ötesinde bir eğlenceyle karşılaştım.
Filmde olayla , tam bir sayı ve rakam delisi olan
Harold Crick isimli kahramanın filmi anlatan ses
de olan Karen Eiffel karakterinin sesini duymaya
başlaması gibi ilginç bir olayla başlıyor. Aynı
sesten öleceğini öğrenen ve ölümden
kurtulmak isteyen Harold Crick'in tüm
hayatı bu garip başlangıç ile değişir. devamı >
Vaktiyle kazara üye olduğum Yahoo Grouplara bu
sabah bakacağım tuttu. Birikmiş 145786 adet mailin
nedense son 15 gününe ait olanları daha
çok dini nitelik taşıyordu. Evet , Ramazan
ayı gelmek üzereydi.
Her sene olduğu gibi bu yıl yine Ramazan ayında gerek
haber bültenleri, gerek şehir sokaklarını mesken
tutan siyasi parti temsilcileri, gerek televizyon
dizileri gerekse de gazeteler tarafından bol bol
sömürüleceğiz. Herkes birlik olup
inançlarımızı eline geçirmeye
çalışacak
devamı >
Eleştirel.com yazarı iseniz buradan giriş yapabilirsiniz, değilseniz yazarlığa başvurmak için lütfen formu doldurun.