Yaşama Hakkı

12
01 - 2008

Beyin ölümü gerçekleşen ve aynı zamanda hamile olan bir kadın, ismi Yıldız Alçı. Adının hiç bir önemi yok aslında. Kendisini gazetelere çıkaran mevzu karnındaki bebeği. Eşi "bebeği istemediğini" söylüyor "bakacak gücüm yok" gerekçesiyle..  Daha 26 yaşında olan genç bir kadının ölümü yeterince acıyken çarpıtılmış detaylarıyla karnındaki bebeğin yaşayıp yaşamaması gerektiği sorgulanıyor.

Babanın çocuğun doğmasını istememe gibi bir hakkı var mı? Cahillik, düşüncesizlik belki de insaniyet duygusundan yoksunluk sebep gösterilebilir mi bu duruma?  Gösterilemez!

Sormazlar mı adama "Aklın nerdeydi o çocuğu anne karnına düşürmeden önce?" Nasıl bir hakla yaşama hakkını elinden alabilirsin ki sen o bebeğin? Evet kendisi seçmedi anne karnına düşmeyi, ama yaşamak ister misin sorusuna "evet!" diyeceği aşikar. Kaldı ki hangi canlıya "Yaşamak ister misin?" diye sorulabilir

Cahillik... Düşüncesizlik.. Milletimiz daha kaç kere bunları bahane edip insanlık dışı şeyler yapacak. Çocuğu yaparenki akılları şimdi ne yapacağım diye düşünmez mi? "İmkanım yok, ölsün!" bu nasıl bir insanlıktır?

Kabulenemem. Böyle kadın olmayı da, böyle insanlarla yaşamayı da. Beyni sadece çocuk yapma zamanında çalışan bir erkeğe değil kucağına bebek vermek yüzüne bile bakmayacak kadın dediğin. İmkanın yoksa o çocuğu anne karnına düşürmeyeceksin.. Ölmüş karını pişman ettirmeyeceksin, küfrettirtmeyeceksin kendine! Erkek olacaksın!




Şimdi Haberler

28
12 - 2007

Ana Haber bültenleri kendilerinden beklenilen tüm yapaylığıyla bu akşam da karşımızdaydı.Benazir Butto'nun öldürülmesi ve sınır ötesi harekat arasına serpiştirilmiş bazı haberler şöyleydi.

Efendim bildiğiniz üzere asgari ücrete zam yapıldı. Yapılan bu zammın ne kadar tatminkar olduğu tartışılır. Ancak bunu duygu sömürüsü halinde ekrana taşıyan haberciği hiç doğru bulmuyorum. Yapılan bu zammı 30a böldüklerinde günlük 0.56 kuruşluk bir zam olduğu sonucuna varılmış. Ve efendim habercimiz elinde sepetle çarşı pazar dolaşıp bu 0.56 kuruşla neler alınabileceğini araştırıyor. Araştırmacı gazeteci! Zannerdesin ki asgari ücretle çalışan kişinin eline günde sadece o kadar para geçiyor. Evet ben de memnun değilim bu kadar komik bir zam yapılmasından ancak bunu bu şekilde ifade edilmesine gülüp geçiyorum.

****

Cihan Öldü!

Evet bizim Cihan. Hani kosssskoca Başbakanımızı düşüren AT CİHAN! Başımızın bakanını tepetaklak eden at böbreklerinden rahatsızlanıp hayata gözlerini yummuş. E bize ne? Eşekten düşmüş karpuzlara da haber yapılmasını talep ederek ayrılıyorum bu konudan. 

****

Geçenlerde yapılan yarışma, İstiklal Marşını en güzel okuma yarışması idi. Mini mini birler ve bir kaç üst sınıf çocuklar kendilerini parçalarcasına İstiklal Marşı okudular. Çocukların girdiği şekli , ailelerinin verdiği gazı, kaybeden çocukların yaşadığı travmayı izlerken en çok bu fikri akıl eden her kimse ona sevgilerimi sundum.

****

Yayın akışımızın sonuna geldik efendim. Mutlu akşamlar türkiye, her nerede yaşıyo ve yaşatıyorsanız, yeterki sizin havanız iyi olsun.




Şimdi Reklamlar

26
11 - 2007


 Vodafone, Telsimden aldığı bayrakla son sürat koşmaya devam ediyor. Tarifeleri olsun, kapsama alanları olsun hiç ilgimi çekmiyor açıkcası, benim dikkatimi çeken Vodafone reklamlarındaki gerzeklikler! Evet gerçekten her izlediğim reklam sonrası aklımdan şüphe ediyorum ; ben salak olmalıyım ki bana bu şekilde reklamlar izlettiriliyor. 

Ben bu satırları yazarken mesela, Barış, kız arkadaşına tam da kızcağızın doğum gününde  evlenme teklifi edecekken,  broşür bastıma telaşına düşüyor. Barış o kadar gerzek ki! Kızcağız önünde pastayla Barış'ı beklerken oğlumuz Barış fellik fellik ucuz matbaa arıyor. Hayatındaki öncelikleri beliryememeyen bir gerzek olan Barış'ın kızla evlenenemesi (!) tamamen hayatında Vodafone olmamasına bağlanıyor.

Öte yandan Aslı. Garibim sinemaya gidip hayatının aşkıyla karşılaşacak. Ama o da ne? Tüm müşteriler birlik olmuş ofisi aramış. Ofisteki diğer insanlar cephesinde durum karışık. Birinin arabası bozuk, diğeri hasta olmuş. Sloganımızsa şu :" Müşterileriniz aradığında o sırada hattı müsait olan elemana telefon düşse ne hoş olmaz mı" Olur tabi şekerim de, bunu Aslı'nın bu sebeple hayatının aşkıyla tanışamamasına nasıl bağlıyorsunuz! Zaten biri yolda kalmış diğeri de hasta. Nasıl görüşsünler müşteriyle. Evet biz seyirciler gerzeğiz.

devamı >



sttrln

20
11 - 2007

bindik bi kıyamete gidiyoz alamete miydi, neydi. tam tersi de olabilir. durum ve koşullar itibariyle neye bindiğimizin bi önemi de olmayabilir tabi. bu yazı, sadece yazdıklarımla beni tanıyanlar için. uzun süre beni tanıdıktan sonra yazdıklarımı okuyanlardan bazılarına göre, bu yazılarla benim hiçbi alâkam yokmuş. alâka yazarken sadece ikinci a'da mı şapka var, bundan emin olmadığım gibi, bu söylenenin de doğruluğundan emin diilim. tabii ki bu, bunun bir yalan olduğu ya da bunu söyleyenin doğruyu söylemediği anlamına gelmiyo. aksine, herkesin kendi doğruluğunda ve doğrultusunda düşündüğü anlamına geliyo. yani gramerdekinin tersine, sözkonusu insan olduğunda hep birden fazla doğru var ve hiçbiri genelgeçer olamıyo.



bunun bi yandan güzel bişi olması, tam da beklendiği üzere, sadece güzel olması demek de diil üstelik. saçmasapan beklenti boşluklarına yol açabilecek şekilde, ya da karşılığı gelmeyen iyi niyet göstergeleri gibi, genelgeçer doğruların - en azından bu konuda - varolmaması - b.ktan bi sonuca da ulaşabiliyo.



çok yorucu olan ve eminim benimle birlikte başkalarının da daralmasına sebep olan insan davranışlarından biri de, işte bu noktada ortaya çıkan ve bu genelgeçer doğruların yokluğuna sığınıp kendinin en az zararı göreceği biçimde, bencilce, sözlerinin arkasında duramamaktır. elbette, burada bahsettiğim şey her zaman tasvip ettiğim bir yaklaşım olan chaotic neutral davranış modeli diil. bilinçli bi şekilde ne yaptığını bilen insan rollerine bürünüp, insan doğası, aşkın kanunu falan gibi söylemlerle g.t kesen, sonradan da bilerek ve isteyerek söylediği sözü hiçe sayan insan, aslında hiç varolmaması gereken ve hatta nazarımda o harekette bulunduğu andan itibaren hiç varolmayan insandır.



aa bak ne çalıo. ismini felan bilmiyorum ama seviyorum bu şarkıyı, ritm ve sözler (duyup anlayamasam da) şahane. vokal de çok artis. artis demişken bir başka ayar olduğum insan modeli de haybeye artislenen kişilerdir. dışı allı pullu kabartmalı içi fıs insanlardan bahsediyorum, evet: tiskiniyom kendilerinden, öle böle diil. bi de bunlara kıymet verince şımarır tepenize çıkarlar, burda kendilerine adam sandık eşşeği, altına serdik döşşeği adlı özlü sözümüzü armaan ediyorum.



bak yarım saat geçti bile, kaldı yarım saat daha. ne de güzel eğlendirdi - oyaladı beni bu yazı. sanki bir yere varacakmış gibi yapıp kandırdım sizi. tam bi ayarsızlık örneği diil mi? işte lafı toparlayamayıp hop diye çözüme kavuşturdum kendimce, deus ex machina'ya benzer bi yapı kullandım ve kendi gölgeme sığındım, shakespearean ending yaptım. oh mis.



hadi bu yazı da "yaşam" başlığı altında yayınlansın madem. siz de okuyun ve "aaa bu hiç benim tanıdığım wykka diil" diyin.



Sarsılan Toplumsal Bilinç

14
11 - 2007



Kuzey Irak'ta rehin tutulan 8 asker..  Dinleri, milliyetleri ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti için görev yapan 8 asker.  Terör örgütü tarafından tüm dünyaya güç gösterisi yapmak maksatlı rehin alındılar. Güçlerini dünyaya bu şekilde göstereceklerini zannettiler; ne kadar başarılı oldukları tartışılır.

Askerler geri yollandı ama tartışmalar bitmedi. Üstüne üstlük askerler tutuklandı, bu konuda haber yasağı getirildi!

Neydi bu konu?

Askerlerin milliyeti mi? Acaba askerler Kürt'e benziyorlar mıydı? Bu ağlamda vatan haini olabilirler miydi?

Ne zamandan beri vatan haini olmak Kürt'e benzeyip benzememekle değerlendirilir oldu?

devamı >



Neler Oluyor?

06
11 - 2007

Dünya kurulalı beri insanlıkla bu kadar alay edilmedi, insanlık bu kadar rencide edilmedi. Hem Ülkemiz üzerine hem de Dünya üzerine oynanan oyunların bu denlisi tarihin hiçbir döneminde görülmedi. Gözümüzün içine baka baka zulüm etmekte ısrar ediyorlar. Hem insanları soyuyorlar, hem zulüm yapıyorlar, hem de kendilerini haklı, başkalarını suçlu gösteriyorlar.

Cumhurbaşkanlığı süresince, hiçbir devletin ayağına gitmeyen, uluslararası kuruluşlar için R20;Bizleri davet ederlerse girerizR21; diyen ama hiçbir uluslararası kurumun TürkiyeR17;yi davet etmesi için yalvarmayan Mustafa Kemal AtatürkR17;ün torunlarına ne oldu böyle? Neler oldu?

Mustafa Kemal AtatürkR17;ün inancı; vatan ve millet inancıdır. Atatürk sevgisi sözle olmaz, konuşarak olmaz, milletleri kendisinden büyük görerek, karşılarında ezilerek veya küçük görüp zulüm etmekle olmaz. Atatürk sevgisi; icraatla olur, onurla, şahsiyetle, şerefle olur, ahde vefayla, sözünde durmakla olur. Bu iş yürek meselesidir, Atatürk ü yürekten sevenlerle, Milli Şuur deyince, vatan millet deyince yüreği kıpır kıpır olanlarla olur.

AtatürkR17;ü gerçekten sevenleri, vatanını milletini gerçekten sevenleri, ONURLU ve ŞEREFLİ olmaya ve buna uygun icraatler göstermeye davet ediyoruz.

www.ornekinsan.biz adresinden alınmıştır.



Delilik

06
11 - 2007

Ağzında tuttuğun metal kaşıkla taşıdığın ve düşürmemek için harap olduğun –dığın-diğin-düğün- yumurtadan kurtul hemen şimdi.
Tuttuğun bütün sayıları çıkar birbirinden; kalanı ise içinden… Sıfırın sihriyle deliksiz bir uyku çek.
Yorulmadın mı hala? Dizginlerin yaralar açmadı mı teninde? Merhemiyle gelip kanatanlara itimadın niye? Öldürsem ve tekrar diriltsem, sevecek misin yine beni?

Erkin bir ruh, zincirinin rengini ve boyunu kendisi seçen midir?
Çulpan tarafından güdülmeyi bekliyorsan, yolun güneşten çok öte ; ve evet, felaket tellallığı pek sevdiğim bir iştir.
Gregor Samsa çizmelerini çekti ayağına –bir çiftten fazlasına ihtiyacı vardı- ve attı kendini sokaklara; Fil Adam’la karşılaşması gayet dokunaklı oldu. Bay ve Bayan mükemmeller şimdi evlerinden çıkamayacak kadar kusursuzlar en nihayetinde. Kusurlarını bağışlasana sen de dünyaya!
Otuz kat şiltenin altındaki bezelye tanesinin dedikodusunu bırakıp, bezelyeyi direk muhatap alan delileriz biz. Dedemin adı Mendel’dir ve kendisi de esaslı bir delidir. Bizde delilik genetiktir. Dedeme de, kendini fasulye sanan bir bezelyeden geçmiştir.
Bir parça akılla en fazla 3 gün delirmeden yaşayabilirsin ama eksiksiz bir delilik bir ömür boyu uzak tutar seni akıldan; tercihini yap.
Elmalarla armutları toplatmadılar sana, meyve sepetlerinden mahrum kaldın ve tek yönlü beslendin. Bu cılız bakışla öyle dramatiksin ki, günah bahçeme alabilirim seni.
Ne gördüğünü nerden biliyorsun ki?
Tell me something funny and make me laugh!



Küstahlık!

31
10 - 2007



Milletimizin vekili sıfatıyla kendilerini meclise atan DTP ,  8 Kasım'da yapılacak genel kurul öncesinde Diyarbakır'da  'Demokratik Toplum Kongresi' gerçekleştirdi.

Sonuç bildirgesinde Kürt sorununun çözümü için 'Kürtlere demokratik özerlik ve muhtariyet' istendi. Bildirgede "Kürt Halk Önderi Öcalan'a yönelik İmralı uygulamaları çözümün önünü kapattığı gibi tarihsel kardeşlik duygularına da büyük zarar vermiştir" denildi. Bildirgede özerk yönetim için ayrı bayrak da talep edildi.

Bununla yetinmeyip bir de terörist başı Abdullah Öcalan'ın sağlık sorunları giderilerek İmralı'dan alınıp halkla bağ kurabileceği bir yere nakli istendi!

Harika! Halkla bağ kurma fikri benim çok hoşuma gitti. Mesela İstiklal Caddesinde bir sürü insan var, koyalım terörist başını ortalarına bağ kursunlar!
devamı >



Cumhuriyetle Gelen Hafta

29
10 - 2007



Cumhuriyet , sözlük anlamı olarak  "Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi"dir. 29 Ekim 1923'te kurulan cumhuriyetimizde ilk cumhurbaşkanı olarak Mustafa Kemal seçilmiştir.

Yönetim biçimleri irdelendiğinde kuşkusuz en iyi yönetim biçimdir Cumhuriyet. Kişisel hak ve özgürlüklere değer verilen, halkın söz sahibi olduğu bir yönetim biçimi ile yaşıyor olmaktan şahsım adına ben memnunum. Cumhuriyetin henüz anlamımı yitirmediğini düşündüğümü de eklemeliyim. Cumhuriyet kolay yıkılabilen bir yönetim biçimi değildir, halkın iradesinin olduğu bir güçten sözediyoruz, halkın tamamnının söz sahibi olduğu bir güçten.

Ancak,

Madalyonun öte tarafına baktığımızda hiç de masum görmüyorum bizleri. Atatürk'ün seneler öncesinden çizdiği ülkeye ne kadar benziyoruz? Ülke olarak ne kadar çaba sarfediyoruz ilerlemek için? Atatürk'ün bize sunduğu geleceği 20 yıl geriden takip ederek mi sahip çıkıyoruz geleceğimize? Cumhuriyet tarihimizi lise yıllarından beri kaç kere kurcaladık?

Yapmıyoruz.

Neredeyse 29 Ekim gününü tatil olarak geçirebildiğimiz için sevinir olduk cumhuriyetin ilanına. Oflayıp puflayarak giriyor çocuklarımız okullarına. Mecbur tutuldukları için okuyorlar İstiklal Marşı'mızı. Bu günü bir bayram olarak öğretmedik çünkü onlara. Asıl değerlerimize sahip çıkabilmek için haftaya onlarca şehit vererek mi başlamamız gerek? Alın size fırsat, 29 Ekim ile başlayan tüm haftayı bayram olarak geçirmek için.

Nice bayramlara...



Zaman çaldım...

27
10 - 2007

kim derdi ki yeşil sahalara kendimi eleştirerek döneceğimi.. ama yeşili çok severim ben, bi de kendimi.

boğmuşum ben meğer. tüm zamanlarını çalmışım onun, en değerli şeyini tüketmişim, evde ekmek bekleyen çocuklar aç kalmış. sanıldığı gibi evdeki sab-i sübyanlara üzülmüyorum. elbet başka birileri etle olmasa da ekmekle besler onları. açlığa kimse sırt çeviremez, komşusu aç yatarken kimse tok uyuyamaz, benim dışımda..

bencilliğim diz boyu. kadınlığım beni boğmakta. tüm zamanında gözüm vardı evet, tüm zamanı benim olmalıydı. bi başkasına harcanacak zamana tahammülüm yoktu. çünkü ben onu çok bekledim, bugünleri çok bekledim, herkesten çok bekledim. o çocuk açlığını bastıracak biçok şey bulabilirdi çevresinde, biçok insan onu besleyebilirdi, ayrıca onu oyalayacak oyuncaklar vardı birsürü, ama bi sevgili daha yoktu. sorun çocuğun açlığı değilmiş meğer, onun çocukları besleyecek zamanını benden rica etmesiymiş, zamanını çalan hırsızdan. hırsızın hiçmi suçu yok, var tabi. bencilliği gözünü doyursun.

anlayamayanlar için not: sab-i sübyan, çocuk, oyuncak, et, ekmek, hırsız metafordur. zaman ise çok gerçektir.