Beyin ölümü gerçekleşen ve aynı
zamanda hamile olan bir kadın, ismi Yıldız Alçı.
Adının hiç bir önemi yok aslında. Kendisini
gazetelere çıkaran mevzu karnındaki bebeği. Eşi
"bebeği istemediğini" söylüyor
"bakacak gücüm yok"
gerekçesiyle.. Daha 26 yaşında olan
genç bir kadının ölümü yeterince
acıyken çarpıtılmış detaylarıyla karnındaki
bebeğin yaşayıp yaşamaması gerektiği sorgulanıyor.
Babanın çocuğun doğmasını istememe gibi bir
hakkı var mı? Cahillik, düşüncesizlik belki
de insaniyet duygusundan yoksunluk sebep
gösterilebilir mi bu duruma?
Gösterilemez!
Sormazlar mı adama "Aklın nerdeydi o çocuğu
anne karnına düşürmeden önce?"
Nasıl bir hakla yaşama hakkını elinden alabilirsin ki
sen o bebeğin? Evet kendisi seçmedi anne karnına
düşmeyi, ama yaşamak ister misin sorusuna
"evet!" diyeceği aşikar. Kaldı ki hangi
canlıya "Yaşamak ister misin?" diye
sorulabilir
Cahillik... Düşüncesizlik.. Milletimiz daha
kaç kere bunları bahane edip insanlık dışı
şeyler yapacak. Çocuğu yaparenki akılları şimdi
ne yapacağım diye düşünmez mi? "İmkanım
yok, ölsün!" bu nasıl bir
insanlıktır?
Kabulenemem. Böyle kadın olmayı da, böyle
insanlarla yaşamayı da. Beyni sadece çocuk yapma
zamanında çalışan bir erkeğe değil kucağına
bebek vermek yüzüne bile bakmayacak kadın
dediğin. İmkanın yoksa o çocuğu anne karnına
düşürmeyeceksin.. Ölmüş karını
pişman ettirmeyeceksin, küfrettirtmeyeceksin
kendine! Erkek olacaksın!
Ana Haber bültenleri kendilerinden beklenilen
tüm yapaylığıyla bu akşam da karşımızdaydı.Benazir
Butto'nun öldürülmesi ve sınır
ötesi harekat arasına serpiştirilmiş bazı haberler
şöyleydi.
Efendim bildiğiniz üzere asgari ücrete zam
yapıldı. Yapılan bu zammın ne kadar tatminkar olduğu
tartışılır. Ancak bunu duygu
sömürüsü halinde ekrana taşıyan
haberciği hiç doğru bulmuyorum. Yapılan bu zammı
30a böldüklerinde günlük 0.56
kuruşluk bir zam olduğu sonucuna varılmış. Ve efendim
habercimiz elinde sepetle çarşı pazar dolaşıp bu
0.56 kuruşla neler alınabileceğini araştırıyor.
Araştırmacı gazeteci! Zannerdesin ki asgari
ücretle çalışan kişinin eline günde
sadece o kadar para geçiyor. Evet ben de memnun
değilim bu kadar komik bir zam yapılmasından ancak bunu
bu şekilde ifade edilmesine gülüp
geçiyorum.
****
Cihan Öldü!
Evet bizim Cihan. Hani kosssskoca Başbakanımızı
düşüren AT CİHAN! Başımızın bakanını
tepetaklak eden at böbreklerinden rahatsızlanıp
hayata gözlerini yummuş. E bize ne? Eşekten
düşmüş karpuzlara da haber yapılmasını talep
ederek ayrılıyorum bu konudan.
****
Geçenlerde yapılan yarışma, İstiklal Marşını en
güzel okuma yarışması idi. Mini mini birler ve bir
kaç üst sınıf çocuklar kendilerini
parçalarcasına İstiklal Marşı okudular.
Çocukların girdiği şekli , ailelerinin verdiği
gazı, kaybeden çocukların yaşadığı travmayı
izlerken en çok bu fikri akıl eden her kimse ona
sevgilerimi sundum.
****
Yayın akışımızın sonuna geldik efendim. Mutlu akşamlar
türkiye, her nerede yaşıyo ve yaşatıyorsanız,
yeterki sizin havanız iyi olsun.

Vodafone, Telsimden aldığı bayrakla son
sürat koşmaya devam ediyor. Tarifeleri olsun,
kapsama alanları olsun hiç ilgimi
çekmiyor açıkcası, benim dikkatimi
çeken Vodafone reklamlarındaki
gerzeklikler! Evet gerçekten her izlediğim
reklam sonrası aklımdan şüphe ediyorum ; ben salak
olmalıyım ki bana bu şekilde reklamlar
izlettiriliyor.
Ben bu satırları yazarken mesela, Barış, kız arkadaşına
tam da kızcağızın doğum gününde evlenme
teklifi edecekken, broşür bastıma
telaşına düşüyor. Barış o kadar gerzek ki!
Kızcağız önünde pastayla Barış'ı beklerken
oğlumuz Barış fellik fellik ucuz matbaa arıyor.
Hayatındaki öncelikleri beliryememeyen bir gerzek
olan Barış'ın kızla evlenenemesi (!) tamamen hayatında
Vodafone olmamasına bağlanıyor.
Öte yandan Aslı. Garibim sinemaya gidip hayatının
aşkıyla karşılaşacak. Ama o da ne? Tüm
müşteriler birlik olmuş ofisi aramış. Ofisteki
diğer insanlar cephesinde durum karışık. Birinin
arabası bozuk, diğeri hasta olmuş. Sloganımızsa şu
:" Müşterileriniz aradığında o sırada hattı
müsait olan elemana telefon düşse ne hoş
olmaz mı" Olur tabi şekerim de, bunu Aslı'nın bu
sebeple hayatının aşkıyla tanışamamasına nasıl
bağlıyorsunuz! Zaten biri yolda kalmış diğeri de hasta.
Nasıl görüşsünler müşteriyle. Evet
biz seyirciler gerzeğiz.
devamı >
bindik bi kıyamete gidiyoz alamete miydi, neydi. tam
tersi de olabilir. durum ve koşullar itibariyle neye
bindiğimizin bi önemi de olmayabilir tabi. bu
yazı, sadece yazdıklarımla beni tanıyanlar için.
uzun süre beni tanıdıktan sonra yazdıklarımı
okuyanlardan bazılarına göre, bu yazılarla benim
hiçbi alâkam yokmuş. alâka yazarken
sadece ikinci a'da mı şapka var, bundan emin olmadığım
gibi, bu söylenenin de doğruluğundan emin diilim.
tabii ki bu, bunun bir yalan olduğu ya da bunu
söyleyenin doğruyu söylemediği anlamına
gelmiyo. aksine, herkesin kendi doğruluğunda ve
doğrultusunda düşündüğü anlamına
geliyo. yani gramerdekinin tersine, sözkonusu
insan olduğunda hep birden fazla doğru var ve
hiçbiri genelgeçer olamıyo.
bunun bi yandan güzel bişi olması, tam da
beklendiği üzere, sadece güzel olması demek
de diil üstelik. saçmasapan beklenti
boşluklarına yol açabilecek şekilde, ya da
karşılığı gelmeyen iyi niyet göstergeleri gibi,
genelgeçer doğruların - en azından bu konuda -
varolmaması - b.ktan bi sonuca da ulaşabiliyo.
çok yorucu olan ve eminim benimle birlikte
başkalarının da daralmasına sebep olan insan
davranışlarından biri de, işte bu noktada ortaya
çıkan ve bu genelgeçer doğruların
yokluğuna sığınıp kendinin en az zararı göreceği
biçimde, bencilce, sözlerinin arkasında
duramamaktır. elbette, burada bahsettiğim şey her zaman
tasvip ettiğim bir yaklaşım olan chaotic neutral
davranış modeli diil. bilinçli bi şekilde ne
yaptığını bilen insan rollerine bürünüp,
insan doğası, aşkın kanunu falan gibi söylemlerle
g.t kesen, sonradan da bilerek ve isteyerek
söylediği sözü hiçe sayan insan,
aslında hiç varolmaması gereken ve hatta
nazarımda o harekette bulunduğu andan itibaren
hiç varolmayan insandır.
aa bak ne çalıo. ismini felan bilmiyorum ama
seviyorum bu şarkıyı, ritm ve sözler (duyup
anlayamasam da) şahane. vokal de çok artis.
artis demişken bir başka ayar olduğum insan modeli de
haybeye artislenen kişilerdir. dışı allı pullu
kabartmalı içi fıs insanlardan bahsediyorum,
evet: tiskiniyom kendilerinden, öle böle
diil. bi de bunlara kıymet verince şımarır tepenize
çıkarlar, burda kendilerine adam sandık eşşeği,
altına serdik döşşeği adlı özlü
sözümüzü armaan ediyorum.
bak yarım saat geçti bile, kaldı yarım saat
daha. ne de güzel eğlendirdi - oyaladı beni bu
yazı. sanki bir yere varacakmış gibi yapıp kandırdım
sizi. tam bi ayarsızlık örneği diil mi? işte lafı
toparlayamayıp hop diye çözüme
kavuşturdum kendimce, deus ex machina'ya benzer bi yapı
kullandım ve kendi gölgeme sığındım, shakespearean
ending yaptım. oh mis.
hadi bu yazı da "yaşam" başlığı altında
yayınlansın madem. siz de okuyun ve "aaa bu
hiç benim tanıdığım wykka diil" diyin.

Kuzey Irak'ta rehin tutulan 8 asker.. Dinleri,
milliyetleri ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti
için görev yapan 8 asker. Terör
örgütü tarafından tüm dünyaya
güç gösterisi yapmak maksatlı rehin
alındılar. Güçlerini dünyaya bu
şekilde göstereceklerini zannettiler; ne kadar
başarılı oldukları tartışılır.
Askerler geri yollandı ama tartışmalar bitmedi.
Üstüne üstlük askerler tutuklandı,
bu konuda haber yasağı getirildi!
Neydi bu konu?
Askerlerin milliyeti mi? Acaba askerler Kürt'e
benziyorlar mıydı? Bu ağlamda vatan haini
olabilirler miydi?
Ne zamandan beri vatan haini olmak Kürt'e benzeyip
benzememekle değerlendirilir oldu?
devamı >
Dünya kurulalı beri insanlıkla bu kadar alay edilmedi,
insanlık bu kadar rencide edilmedi. Hem Ülkemiz üzerine
hem de Dünya üzerine oynanan oyunların bu denlisi
tarihin hiçbir döneminde görülmedi. Gözümüzün içine
baka baka zulüm etmekte ısrar ediyorlar. Hem insanları
soyuyorlar, hem zulüm yapıyorlar, hem de kendilerini
haklı, başkalarını suçlu gösteriyorlar.
Cumhurbaşkanlığı süresince, hiçbir devletin ayağına
gitmeyen, uluslararası kuruluşlar için R20;Bizleri
davet ederlerse girerizR21; diyen ama hiçbir
uluslararası kurumun TürkiyeR17;yi davet etmesi için
yalvarmayan Mustafa Kemal AtatürkR17;ün torunlarına ne
oldu böyle? Neler oldu?
Mustafa Kemal AtatürkR17;ün inancı; vatan ve millet
inancıdır. Atatürk sevgisi sözle olmaz, konuşarak
olmaz, milletleri kendisinden büyük görerek,
karşılarında ezilerek veya küçük görüp zulüm etmekle
olmaz. Atatürk sevgisi; icraatla olur, onurla,
şahsiyetle, şerefle olur, ahde vefayla, sözünde
durmakla olur. Bu iş yürek meselesidir, Atatürk ü
yürekten sevenlerle, Milli Şuur deyince, vatan millet
deyince yüreği kıpır kıpır olanlarla olur.
AtatürkR17;ü gerçekten sevenleri, vatanını milletini
gerçekten sevenleri, ONURLU ve ŞEREFLİ olmaya ve buna
uygun icraatler göstermeye davet ediyoruz.
www.ornekinsan.biz adresinden alınmıştır.
Ağzında tuttuğun metal kaşıkla taşıdığın ve
düşürmemek için harap olduğun
–dığın-diğin-düğün- yumurtadan kurtul
hemen şimdi.
Tuttuğun bütün sayıları çıkar
birbirinden; kalanı ise içinden… Sıfırın
sihriyle deliksiz bir uyku çek.
Yorulmadın mı hala? Dizginlerin yaralar açmadı
mı teninde? Merhemiyle gelip kanatanlara itimadın niye?
Öldürsem ve tekrar diriltsem, sevecek misin
yine beni?
Erkin bir ruh, zincirinin rengini ve boyunu kendisi
seçen midir?
Çulpan tarafından güdülmeyi
bekliyorsan, yolun güneşten çok öte ;
ve evet, felaket tellallığı pek sevdiğim bir iştir.
Gregor Samsa çizmelerini çekti ayağına
–bir çiftten fazlasına ihtiyacı vardı- ve
attı kendini sokaklara; Fil Adam’la karşılaşması
gayet dokunaklı oldu. Bay ve Bayan mükemmeller
şimdi evlerinden çıkamayacak kadar kusursuzlar
en nihayetinde. Kusurlarını bağışlasana sen de
dünyaya!
Otuz kat şiltenin altındaki bezelye tanesinin
dedikodusunu bırakıp, bezelyeyi direk muhatap alan
delileriz biz. Dedemin adı Mendel’dir ve kendisi
de esaslı bir delidir. Bizde delilik genetiktir. Dedeme
de, kendini fasulye sanan bir bezelyeden
geçmiştir.
Bir parça akılla en fazla 3 gün delirmeden
yaşayabilirsin ama eksiksiz bir delilik bir
ömür boyu uzak tutar seni akıldan; tercihini
yap.
Elmalarla armutları toplatmadılar sana, meyve
sepetlerinden mahrum kaldın ve tek yönlü
beslendin. Bu cılız bakışla öyle dramatiksin ki,
günah bahçeme alabilirim seni.
Ne gördüğünü nerden biliyorsun
ki?
Tell me something funny and make me laugh!

Milletimizin vekili sıfatıyla kendilerini
meclise atan DTP , 8 Kasım'da yapılacak
genel kurul öncesinde Diyarbakır'da
'Demokratik Toplum Kongresi'
gerçekleştirdi.
Sonuç bildirgesinde Kürt sorununun
çözümü için 'Kürtlere
demokratik özerlik ve muhtariyet' istendi.
Bildirgede "Kürt Halk Önderi
Öcalan'a yönelik İmralı uygulamaları
çözümün önünü
kapattığı gibi tarihsel kardeşlik duygularına da
büyük zarar vermiştir" denildi.
Bildirgede özerk yönetim için ayrı
bayrak da talep edildi.
Bununla yetinmeyip bir de terörist başı Abdullah
Öcalan'ın sağlık sorunları giderilerek
İmralı'dan alınıp halkla bağ kurabileceği bir yere
nakli istendi!
Harika! Halkla bağ kurma fikri benim çok hoşuma
gitti. Mesela İstiklal Caddesinde bir sürü
insan var, koyalım terörist başını ortalarına bağ
kursunlar!
devamı >

Cumhuriyet , sözlük anlamı
olarak "Milletin, egemenliği kendi
elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için
seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı
yönetim biçimi"dir. 29 Ekim
1923'te kurulan cumhuriyetimizde ilk cumhurbaşkanı
olarak Mustafa Kemal seçilmiştir.
Yönetim biçimleri irdelendiğinde kuşkusuz
en iyi yönetim biçimdir Cumhuriyet. Kişisel
hak ve özgürlüklere değer verilen,
halkın söz sahibi olduğu bir yönetim
biçimi ile yaşıyor olmaktan şahsım adına ben
memnunum. Cumhuriyetin henüz anlamımı
yitirmediğini düşündüğümü de
eklemeliyim. Cumhuriyet kolay yıkılabilen bir
yönetim biçimi değildir, halkın
iradesinin olduğu bir güçten
sözediyoruz, halkın tamamnının söz sahibi
olduğu bir güçten.
Ancak,
Madalyonun öte tarafına baktığımızda
hiç de masum görmüyorum bizleri.
Atatürk'ün seneler öncesinden
çizdiği ülkeye ne kadar benziyoruz?
Ülke olarak ne kadar çaba sarfediyoruz
ilerlemek için? Atatürk'ün bize
sunduğu geleceği 20 yıl geriden takip ederek mi sahip
çıkıyoruz geleceğimize? Cumhuriyet tarihimizi
lise yıllarından beri kaç kere kurcaladık?
Yapmıyoruz.
Neredeyse 29 Ekim gününü tatil
olarak geçirebildiğimiz için sevinir
olduk cumhuriyetin ilanına. Oflayıp puflayarak giriyor
çocuklarımız okullarına. Mecbur tutuldukları
için okuyorlar İstiklal Marşı'mızı. Bu
günü bir bayram olarak öğretmedik
çünkü onlara. Asıl değerlerimize sahip
çıkabilmek için haftaya onlarca şehit
vererek mi başlamamız gerek? Alın size fırsat, 29 Ekim
ile başlayan tüm haftayı bayram olarak
geçirmek için.
Nice bayramlara...
kim derdi ki yeşil sahalara kendimi eleştirerek
döneceğimi.. ama yeşili çok severim ben, bi
de kendimi.
boğmuşum ben meğer. tüm zamanlarını
çalmışım onun, en değerli şeyini
tüketmişim, evde ekmek bekleyen çocuklar
aç kalmış. sanıldığı gibi evdeki sab-i
sübyanlara üzülmüyorum. elbet başka
birileri etle olmasa da ekmekle besler onları.
açlığa kimse sırt çeviremez, komşusu
aç yatarken kimse tok uyuyamaz, benim
dışımda..
bencilliğim diz boyu. kadınlığım beni boğmakta.
tüm zamanında gözüm vardı evet, tüm
zamanı benim olmalıydı. bi başkasına harcanacak zamana
tahammülüm yoktu. çünkü ben
onu çok bekledim, bugünleri çok
bekledim, herkesten çok bekledim. o çocuk
açlığını bastıracak biçok şey
bulabilirdi çevresinde, biçok insan onu
besleyebilirdi, ayrıca onu oyalayacak oyuncaklar vardı
birsürü, ama bi sevgili daha yoktu. sorun
çocuğun açlığı değilmiş meğer, onun
çocukları besleyecek zamanını benden rica
etmesiymiş, zamanını çalan hırsızdan. hırsızın
hiçmi suçu yok, var tabi. bencilliği
gözünü doyursun.
anlayamayanlar için not: sab-i
sübyan, çocuk, oyuncak, et, ekmek, hırsız
metafordur. zaman ise çok
gerçektir.
Eleştirel.com yazarı iseniz buradan giriş yapabilirsiniz, değilseniz yazarlığa başvurmak için lütfen formu doldurun.