
Dünya tarihinin son yarım yüzyılına damgasını
vurmuş bir siyasetçi olan Fidel
Castro, önceki gün Küba yeni
parlementoya başkanlık edecek ismi seçecekken
verdiği demeçle siyaseti bırakacağını
söyledi. ABD'nin yarım yüzyıl boyunca
devirmeye çalışmasına , onlarca saldırıya rağmen
dimdik ayakta kalmasına rağmen kendi öz iradesiyle
siyaseti bırakacağını açıkladı.
1959 devriminin hemen ardından ülkeyi
yönetmeye başlayan Castro, tüm bu 49 yıl
boyunca hiç ara vermeden vazifesini
sürdürdü. "Beni devrimimizin kaderi
için son derece önemli anlaşmaların kabul
edileceği parlamentonun üyesi seçerek bana
muazzam bir onur bahşeden değerli yurttaşlarım,
sizlere, meclis başkanlığı ve başkomutanlık pozisyonunu
istemeyeceğimi ya da kabul etmeyeceğimi
bildiririm." sözleri ile halkına veda
eden Fidel Castro, peki gerçekten kendi
isteğiyle ayrılmamış olabilir mi? ABDnin bir oyunu
muydu bu?
devamı >
... ve avrupanın 49. ülkesi,ABD nin son
gözdesi,RUSYA nın bir yer de mat
edilişi......Hoşgeldin Kosova.
Bugün(18.02.08.)ilk kez bağımsız! uyandı
Kosovalılar köylerinde,şehirlerinde.ABD nin
desteklediği bu ileri uç elemanı,bir halkın
uyanışı,kazanılmış örgütlü bir zafer
gibi gelebilir kimilerine ABD bayrakları ile kutlanan
bağımsızlık,sevinç gösterileri ırak ta bye
bye saddam, hoşgeldin ABD,yaşasın
özgürlük gösterilerini hatırlatmadı
mı size de?.sistemli bi ilerleyiş sonucu bir halk daha
bağımsızlaştırılarak(!)emperyalizmin emri altına girmiş
oldu. şimdi soralım hem bağımsızlık hem emperyal ikisi
bir arada nasıl olur? diye.
Dünyanın tüm ideolojilerinin içinde
mutlak bi sol yan vardır.sol siyasetin terimleri
içinde kaybolan nutuk yarışları yapılan
siyasetin en güzel örneğidir.ülkemizde
de hemen tüm iktidarlar sol yanlarını işin
içine katarak hedefe ulaşmışlardır erdoğanın
mazlum sevdasına kömür dağıtması,madur olanı
koruma hevesi içindeki türban
mücadelesi hep sol düşünüp sağ
oynamanın örneklerinden şu an aklıma gelenleridir
sadece.
Bu kural örnek aldığımız ABD nin de en
güvenilir kozlarından biridir bu yüzdendir ki
özgürlük isteği göstermiş,petrole
konmuş savaşı sonlardırmak isteyip terör
örgütleri imal etmiştir. silahla ya da
silahsız son model taktiklerle ele geçirebiliyor
bir halkın beynini sol düşünüp sağ
oynatan siyaset.... Kosova da işgalin silahsız olması
bi yerde sevindirici olsa da,avrupanın ortasına
çarkın bir dişi daha eklenmiş oldu.
Rusyanın dikkatine ABD:1 RUSYA:0
Tüm alışkanlıklardan öte,bir zorlamadır
gider,usul usul sokulur yanı başımıza,aniden olur,geri
dönüşü çoğu zaman yoktur.
Bir pişmanlık,bir suçlululuk duygusu sarıverir
insanı.elde olan ne bir kayıp ne bi kalp kırıklığı ne
de gözyaşı olsada,kabul olunmayacak
özürler dilese de insan,kimimizi çok
yorar hatalar.
Her an olabilecek kadar sinsi,içimizde yaşayan
bi yeti,olmazsa olmaz...bi bakıma ölüm gibi
deva gibi...
Ama olmalıdır her yolun dönüşü,insan
nasıl özlemine yenik düşerde bi kenarda hazır
tutarsa dönüş biletini öyle geri gelmeli
sevenler arasında zaman.Yakınlaşmalı uzaklar mesafeler
kısalmalı.deniz ise deniz olunmalı dağlar tepeler
yollar vız gelmeli gökyüzü kırlar...
Açıkta yorulmuş,terkedilmiş,kıyıya vurmuş bir
sandal gibi dönmeli giden sevgili.... Kimi zaman
batık olur sandallar
asla kullanamazsın,bir daha onarılmaz,yüzmez ama
genede tutmak istersin kıyıda,gözünün
önünde,belki de hemen şuracıkta, kaldırıp
atmaya elin varmaz yüzemeyen sandallar hurdalığına
o kıyıda bekler sen ona bakarsın o sana...tepende
güneş bi elinde yalnızlıkların aklında geride
kalma korkusu.kum taneleri sıvazlarken yorgun ahşap
bedenini suya hasret insana uzak,denize toprağa suya
hasret... .koşup koşup itmekte gelir belki batacağını
bile bile ama yapazsın iştebatık ta olsa kırık da
olsa...
içimizden biridir hata birbirinin aynısı iki
zaman arası söz her an olabilecek kadar sinsi
içimizde yaşayan bi yeti olmazsa olmaz bi bakıma
ölüm gibi deva gibi...
Hata yapılır elbet sevgiliye,lakin bazen ta kendisidir
hatanın sevgili...
Günün en verimli haberi bir çok
internet "haber" sitesinin baş sayfalarında
yer aldığı üzere MSN üzerinde
"rahip" kelimesinin karşı tarafa iletilemiyor
oluşuydu. Hepimizin kullandığı iletişim aracı MSN
üzerinde içinde rahip geçen
cümleler kurmamız engellenmiş.
Sebebi ne olabilir peki bunun?
İletilemeyen başka hangi kelimeler var diye
karşımızdakine bi ton küfür yazıp
göndermemizi bir yana bırakıyorum, rahip
kelimesine benzer kelimeleri (misal papaz, imam..)
kullanabiliyoruz. MSN bize ne demeye çalışıyor
olabilir? Rahip muhabbeti yapamadığını öğrenen bu
insanların aklına bunu sokmak değil de nedir bu?
Son olarak rahipleri sevelim ama MSNde arkalarından
konuşmayalım. Herhangi bir rahip arkadaşla husumeti
olanlar lütfen gitsin yüzüne
söylesin.
İnternetin yeni modası birbirine, parkta bahçede
gizlice sevgilisiyle öpüşen
türbanlı kız fotoğrafları yollamak. Ne
eğlence ama!
Türbanlılar da öpüşür arkadaşlar,
sizin yaptığınız her şeyi onlar da yaparlar. Sizden
hiç farkları yoktur. Parklarda sevgilileriyle
öpüşebilirler onlar da!
Fazla uzadı bu konu artık. Türbanla değil
içindeki beyinle ilgileneceğimiz günleri de
görürüz umarım.

Ulak filmi.. Büyük beklentilerin, olumlu
önyargıyla gidildiği halde büyük
hayalkırıklığı yarattığı bir Çağan Irmak
filmi.
İzlemediyseniz, bu yazıdan hiçbirşey
anlamazsınız.
Fragman, sloganlar, yapılan ilk eleştiriler, hepsi
"zaman ve mekandan bağımsız" bir film
iddasında. Doğru, mekandan bağımsız, herhangi bir
şehir, herhangi bir ülke yok. Hatta öyle ki,
biri bir ağızla konuşuyor, diğeri farklı bir ağız ile
cevap veriyor (bkn. Nevşehir-Kütahya ağzı)
Enfes makyajlar, kostümler hazırlanmış. Köy,
kendi halinde, bağımsız. Dekor süper. Kamera
geçişleri ve ses tonları, insanı kaliteli
birşeylerle karşılacağı ümidini veriyor ve
Çağan'ın filmi başlıyor.
Aman, bir film izledikten sonra damağımda ucuz bir tad
kalmasından nefret ediyorum. Hayaletlerin dile geldiği
filmin ilk yarısındaki o komik sahneye kadar, hakikaten
heyecanla bekliyordum. Ama beş kişinin beyazlara
bulanmış ve çok az silikleştirilerek (bari
azıcık uğraşsalardı) ortaya çıkıp aynı ağızdan
çok etkili olduğunu sandıkları cümleleri
kötü bir senkronla tekrar etmeleri ne yazık
ki tüm heyecanımı tatsız bir şaşkınlığa
çevirdi. Sonuçta Türk filmidir,
efekt kaygım olmamalı diye devam ettim izlemeye,
devamı >
Evrim..
Hastasıyız. Hem canavarlar, hem mutanlar, hem de her
geçen gün yeni özelliklerini
keşfettiğim yeni canlı türleri geliştiriyor, insan
başlığı altında. İlginç olan, aslında kendi
sonunu hazırladığı.
Heroes'un 2. sezonunu geçen sezondan daha az bir
heyecanla izlemeyi sürdürüyorum.
Geçen sezonda NewYork'un patlamasını ve
milyonlarca insanın ölmesini durdurabilmişler,
"kahramanlar" olmuşlardı. Üstelik
geleceği resmedebilen ve çizdiği bütün
tablolar gerçek olan Isaac Mendez patlamayı da
resmettiği halde.
Bu noktada sevgili Hiro'nun birinci sezonda aşık olduğu
bir kızı kurtarmak için geçmişe gittiği
bölüm geliyor aklıma. Hiro kızın
çalıştığı yere gidip kızın katillerce
öldürülmesini, onu o anda orada kurtarak
engellemişti. Fakat bu defa kızcağız beyin
tümöründen ölmüştü. Hiro
kaç defa kızı kurtardıysa da,
"kader"in, yani o insanın ölme
gerçeğinin önüne
geçememişti. Peki. Bu sezonda ise, Hiro'nun
babası Kaito Nakamura, intikam almak için şirket
kurucularını teker teker öldüren Adam
tarafından, binanın üst katından itilerek
öldürülüyor. Hiro yine
hüzünle o zamana dönüyor ve babayı
kurtarmak istiyor. Baba, oğluyla yaptığı anlamlı
konuşmanın sonunda eğer ölme zamanı
geldiyse ölmesi gerekir düsturundan
ölümüne engel olmamasını istiyor ve Hiro
babayı ölüm zamanına geri
götürüp ölmesine müdahale
etmiyor. Bu da peki.
devamı >
Tarih öncesi dönemden kalma bir teknoloji
dikiş iğnesi..
bir metalin ucunda açılan, bir ipin
geçebileceği büyüklükte bir
delik..
düşünsene, bugün hala kullandığın ve
hiçbir şekilde değiştirmeden geliştirmeden
kullandığın bi alet..
bi de şunu düşün, bunu bulan da insan zekası,
bilgisayarı icat eden de..
ve bilgisayar defalarca ve defalarca geliştirildi; bir
dikiş iğnesi ilk nasıl icat edildiyse halen öyle..
bir kase, bir kaşık, bir makas, bir tarak da..
devamı >

Recep Tayyip Erdoğan geçen akşam haberlerde ne
de güzel sıralıyordu hükümetin
önceliklerini. Önce Eğitim diyordu. Bu yıl
içinde eğitime yapacakları yatırımları bir
güzel anlatıyordu. Sağolsun. Sonra konuşacak
birşey bulamadı olsa gerek yine bir türban mevzusu
giriverdi araya.
Ve İspanya'da bir basın toplantısında şu sözler
dökülüverdi dilinden , "Türban
siyasi simge olsa ne olur, olmasa ne olur?"
devamı >
Hatırlarsanız bir zamanlar meşhur olmak için bir takım
ablalar şov tivilerde orda burda çıkarlardı
soyunurlardı. Cumhurbaşkanına kadar arz-ı endam
etmişler zamanla da yok olup gitmişlerdir. Bir
çoğumuzun hala hafızalarında yer etmiştir bu
kareler.
Az gittik uz gittik gördük ki ekranları başında bizler
izlerken onları abiler ablalar saç saça baş başa
birbirlerine girmeye başladılar ve böylesine bir
şöhretler güruhu mantarlar gibi çoğaldılar.
Sevgilisini aldatanlar, orasını burasını açanlar derken
bir de baktık ki popüler kültürün yeni sevgilileri
biraz entellektüelleşti. Ampul akımından yükledikleri
voltajları ve yaklaşmayın çarparım güçleri ile
cumhuriyete atıp tutarak, milliyetçiliği yererek,
Atatürk'le hesaplaşmaya giderek kendilerine köşe
kaptıklarını izliyoruz.
Vahdettin'in yöntemleri, Adnan Menderes özentileri ile
bana dokunan yılanı ezerim bakışları atan ampulcülerden
ödü patlayan mütareke basını ne yazık ki bu çenesi
düşük takkesizlere her köşeyi açmış durumdalar.
Ben kendilerine sağlık mutluluk ve esenlik dilerken
reytinginiz bol olsun, köşelere gelesiniz diyorum.
Yesin sizi Mehmet Altan'lar, Murat Belge'ler, Fehmi
Koru'lar....
Eleştirel.com yazarı iseniz buradan giriş yapabilirsiniz, değilseniz yazarlığa başvurmak için lütfen formu doldurun.