% 46.7 oyla iktidara gelen parti hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından  kapatma davası açıldı. Daha evvel benzer sahneleri Refah Partisi ve Fazilet Partisi örneklerinde gördük. İki kapatma olayında da sözkonusu partilerin reytinglerinin nasıl tavan yaptığına tanık olduk. Şimdiyse halkın ezici bir çoğunluğunun oyuyla gelen bir parti için alınan  bu karar tartışılıyor. Öncelikli olacak iki konu var bu durumda. Birincisi halkının %46sına ne derece saygı duyduğu tartışılan başsavcılık makamı diğeri ise zaten bunca oy alarak başa geçmiş bir partiye verilecek prim.

Başsavcılık makamının halkından ne derece uzakta durduğu sonucu çıkartmak mümkün. Halkının iradesine ters düşecek bir kararla AKPnin kapatılmasını istemesi belki demokrasiye uygun ancak halk iradesine aykırıdır. Parti kapatmanın uygarlık olmadığını savunan sözde demoktatikler için uygun bir zemin oluşmuş durumda. Netice itibariyle gördük ki bu tip söylemler ancak ve ancak partiye olan sempatiyi güçlendiriyor. Cumhuriyet mitingleri sonrası genel seçimlerdeki tabloyu örnek olarak sunabilirim önünüze.

İkinci konu ise tam bu noktada göz kırpıyor. Başsavcılık makamı halkın %46sının oy verdiği bir partiyi kapatma kararı alarak kalan %54ün de ilgisini bu yöne çekmek istemiş olabilir mi? Bu ülkede o kadar çok şey oldu ki olayların altında yatan gerçek sebebi bulmak çok zor olabiliyor. Mümkün gözüyle bakıyorum bu duruma üzülerek.

Öte yandan bu kapatma davaları ülke insanını kendi içinde bölmekten başka bir halta yaramıyor. Kapatıp da ne olacak yani? %46 bir anda "Ah hata etmişiz hemen doğru yola dönelim!" mi diyecek? Demeyecekler. İlk fırsatta gürül gürül yeniden gelecekler! Biz de oturduğumuz yerden ahkam keserek buna müsade edeceğiz.

Niye kapatılsın ki? Yerine daha beterleri gelsin diye mi?

merush 19 03 2008 - 05 : 42   
2582 Kişi okudu     14 Yorum yapldı   
Puan : 3.29 Oy : 7
Yorumlar :

"Halk istiyorsa rejimin değişmesinde bir mahsur yok" mu demek istiyorsunuz? O zaman halk istiyorsa yargıyı tasfiye etmek de başbakanın hakkı mı oluyor bu durumda? Ya da yuzde 47 oy almak, hukukun işlerliğini devre dışı bırakmak için yeterli bir güç mü oluyor? O zaman zengin birisi sizi dövdüğünde de karakola giderek şikayetçi olup, mahkeme köşelerinde hak arama hakkınız ortadan kalkar, haberiniz olsun.

Hayır.
Tüm bu kapatma davaları o başbakanı daha da yüceltip yargıyı tasfiye etme hakkını da elleriyle kendisine sunmaktır. Yeterince güç toplamışken daha fazla güçlendirmeye çalışmak dışında bir amacı yoktur bu davanın.
  merush 19 03 2008 - 07 : 05

peki.. cumhuriyete karşı eylemleri de olsa %47 oy alan bu partinin kapatılması demokrasiye-halk iradesine vs vsye aykırıdır diyen insanlar, neden doğu ve güneydoğuda %50 oranla öne çıkan bir partiyi kapatma davasında ses çıkarmaz? bu halk iradesine, demokrasiye aykırı değil midir? yoksa onlar halk değil midir? bu ne çifte standarttır?

peki.. halk iman gücüyle konuşan bir başbakan istiyor diye, ona oy vermeyen %53'ün hakkını kim koruyacaktır? kim azınlık kim iktidardır? muhalefet partisi çıkaramadık ya da muhalefette birleşemedik diye bu akp'yi iktidar mı yapar?

peki.. bu ülkede ne kadar demokrasi var da hangi demokrasinin kaybından bahsediyoruz? işine gelmeyen yazıları ve eleştirileri, tiyatro oyunlarını, karikatürleri dava eden veya uyaran bir başbakan ne kadar demokrat, ne kadar hoşgörülü?

yerinde bir davadır..
keşke ülkem gerçekten demokrat olsa..
veya en azından demokrasi olmasa da, demokrasiden bahsedebileceğimiz altyapıya sahip olsak..

fleneur 19 03 2008 - 10 : 04
Ortada çifte standart olduğu apaçık. Bunu hepimiz görüyoruz. Doğu ve Güneydoğu'da çoğunluğun oyunu alan parti kapatılması gündeme geldiğinde milletin duyguları sömürülerek söz konusu parti düşmanlığı aşılanmıştır. Peki AKP örneğinde durum böyle mi? Bir yandan "kapatılmalı bu parti" diyen insanlar diğer yanda da "Eğer şimdi seçim olsaydı AKP kaç oy alırdı" anketleri düzenleyen ana haber bültenleri..Bu kapatılma davası AKP nin ekmeğine yağ sürmüyor da nedir?

Bu açıdan bakıldığında hiç de yerinde bir dava değildir.
  merush 19 03 2008 - 11 : 10

Daha fazla güçlenmesin diye yargı işlemesin mi?

Anayasa şöyle der :

Madde 6 : Türk Milleti, egemenligini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenligin kullanılması, hiçbir suretle hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

Hemen arkasından anayasada bu organlar tanımlanmıştır.

oNLy_R 19 03 2008 - 12 : 08


Madde 7 : Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir. Bu yetki devredilemez.

Madde 8 : Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

Madde 9 : Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.


Yani nasıl ki seçimle gelen YASAMA ve YÜRÜTME organları halkın egemenliginin kullanıldıgı organlarsa, bir o kadar YARGI da halkın egemenliginin kullanıldıgı organdır. Ve bu egemenligin nasıl kullanılacagı da kanunlar ile belirtilmistir.

oNLy_R 19 03 2008 - 12 : 09

Madde 9 esas alınarak Anayasa Mahkemesine 2949 sayılı kanun ile, Yargıtaya ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına da 2797 sayılı kanun ile yetki verilmiştir. Yani nasıl ki Yasama Ve Yürütme gücünü anayasadan alıyorsa, YARGI organı da gücünü anayasadan almaktadır ve MEŞRUDUR. Ve ayrıca ANAYASA MAHKEMESİ İLE YARGITAY, yine ANAYASANIN ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜNDE detaylıca yetkilendirilmiş, bu yetkilerin sınırları net bir şekilde belirtilmiştir.

Ayrıca dikkat edildiyse Madde 8de Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. şeklinde bir tanımlama vardır. Bunun denetlenmesi de yine YARGIya bırakılmıştır. Ortada herhangi bir iddia varsa bunun hangi yollarla ne şekilde yargıya intikal ettirileceği ve kimler veya hangi kurumlar tarafından bu işlemin gerçekleştirileceği yine ANAYASAda belirtilmiştir.

oNLy_R 19 03 2008 - 12 : 09

Ayrıca ANAYASAda yukarıda da bahsi geçen her bir maddede belirtildiği üzere YETKİLER DEVREDİLEMEZ. Yani YASAMA VE YÜRÜTME, YARGI üstünde baskı oluşturamaz, onu ele geçirmeye, yetkilerini kendi üstüne almaya, yargıyı tasfiye etmeye, yargının bağımsızlığına gölge düşürmeye çalışamaz.

oNLy_R 19 03 2008 - 12 : 09

Ve yine belirtmek gerekir ki, YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ hazırladığı belge adı üstünde İDDİANAMEdir ve yetki kaynağını anayasadan ve kanunlardan alır. Bu iddiaların gerçekten var olup olmadığını ve varsa hangi cezai işlemlerin uygulanacağını belirleyecek olan ise bağımsız yargı organlarıdır. Aynı zamanda davanın yerinde olup olmadığına da karar verecek olan da şahıslar veya zümreler değil yine BAĞIMSIZ MAHKEMELERDİR. Ve bu da kanunlar dahilinde açık bir şekilde hiç bir tartışmaya meydan vermeyecek biçimde belirtilmiştir. Şayet iddianame yerinde bulunmazsa, anayasa mahkemesinin başvuruyu reddetme hakkı saklıdır. Ayrıca henüz ortada açılmış bir dava bile yoktur. Herkes bir dava tanımlamasıdır almış başını gitmektedir. Oysa ne zaman ki iddianameyi ANAYASA Mahkemesi yerinde bulur işte o zaman konu DAVA boyutuna taşınır. Yani henüz ortada dava bile yoktur, sadece iddianame vardır. Bununla ilgili dökümanları da yine 2949 sayılı kanunu inceleyerek elde edebilirsiniz.

oNLy_R 19 03 2008 - 12 : 09

Bu anlamda açılan dava tamamiyle ANAYASAnın verdiği yetkiye dayanarak açılmış ve kanuni sınırlar içinde gerçekleşmiştir. Asıl kanunsuz olan ise YARGInın işlememesi için çaba göstermek, yargının olması gereken işlerliliğini hiçe saymaya çalışmaktır ki işte bu egemenlige kastetmenin ta kendisidir. Çünkü gayrimeşru olan iddianamenin hazırlanması değil, yargıyı tasfiye etmeye çalışmaktır. Ve yine belirtmek gerekir ki, şayet bahsi geçen parti ve yöneticileri masumlar ise BAĞIMSIZ YARGI önünde suçsuzluklarını kanıtlarlar ve güven tazelemiş olurlar. Bu anlamda bu korku, bu gerginlik nedir? Madem o kadar dürüstsünüz ve madem ki anayasa ve kanunlara saygılı bir yönetim icra ettiniz ve demokrasiden bahsediyorsunuz, bu durumda neyden korkuyor, neyden kaçıyorsunuz?

oNLy_R 19 03 2008 - 12 : 10

Açılan davaya siyasi pencerelerden bakarak ve yasaları hiçe sayarak YARGININ işlerliliğini kaybettirmeye çalışmak, davalı tarafın çıkarları doğrultusunda yargıyı tökezletmeye çalışmak suç teşkil eder.

Unutulmamalıdır ki, anayasamızın ruhunda hesap verebilme ve denetim esasiyeti vardır. Ve bu ruh Atatürk ilke ve inkılapları çerçevesinde belirlenmiştir. Şimdi davalı taraf hesap verecek, suçsuzsa aklanacak, suçlu ise cezasını çekecektir. Davalı tarafın tutumları maalesef akla Korkularının nedeni suçluluktan kaynaklanıyor olsa gerek? gibi düşünceleri getirmekten öteye gitmemektedir.

oNLy_R 19 03 2008 - 12 : 10

Demokrasiden bahsederken YARGININ işlerliliğini kaybettirmeye çalışmak da niyetin ne olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir. Ve güçler ayrılığı ilkesini bertaraf etmeye çalışmaktan öte bir şey değildir. Demokrasiden bahsederken YARGIyı da ele geçirmeye çalışmak, yürütmenin tüm güçleri elinde toplamaya çalışması demektir ki, bu durumda hiç bir şekilde devredilemez diye belirtilmiş olan organlar, TEK BİR ZÜMRE altında toplanmaya çalışılmaktan öteye gitmiyor demektir. Bu da ZÜMREnin kuvvetleri elinde toplayarak baskıcı bir toplum yaratmaya çalıştığı endişelerinin oluşması için yeterlidir.

Halkın egemenliginin hiçe sayıldıgı iddiaları da yine ANAYASAya göre sadece saçmalıktan ibarettir. Çünkü EGEMENLİK sadece yasama ve yürütmeye ait değildir. Egemenlik YARGI da dahil olmak üzere, bu üç organ tarafından kullanılır. Yani yargı da en az yasama ve yürütme kadar halkın EGEMENLİGİNİ temsil etmektedir.

oNLy_R 19 03 2008 - 12 : 10

Biraz daha aklı selim olmaya , biraz daha kanunlar çerçevesinde eleştiriler getirmeye çalışmak bence bizlere daha çok yakışacaktır. Karar verecek olan merci YARGIdır. Bu gücü elinden almaya çalışanlar ve bu amaçla konuları farklı zeminlere ve temelini ANAYASAdan almayan düşüncelere başvuranlar ise ANAYASAya karşı gelerek yine suç işlemektedir. Herkes kanunlara ve ANAYASAya uymak ve saygı göstermeli, hatta özellikle bu konuda hassasiyet ortaya koymalıdır. Aksi durumda KADIların iki dudağının arasından çıkacak tek bir kelime ile hayatımızı kaybedeceğimiz süreçleri kendi ellerimizle getirmiş oluruz.

oNLy_R 19 03 2008 - 12 : 11

Bırakalım YARGI kararını versin. Yargıya intikal etmiş olaylarda KANUNLARDAN ve ANAYASADAN başka şeylerden konuşmak ne demokrasimizi ne de ülkemizi ileriye, aydın günlere taşır. Kanunların ve ANAYASAnın sınırları dışına çıkmamamız temennilerimle...

oNLy_R 19 03 2008 - 12 : 11
Yargı işlesin, yargı gerekliliğini yerine getirsin. Bunda hemfikir olmak güzel.
Ancak, tüm bu dedikleriniz şayet geçerliliğini korumuş olsaydı bugün bu sözleri sarfetmezdik. Öyle bir noktaya gömülmüş durumdayız ki varolan ANAYASAmızın anlaşılır olmasını bekliyoruz, uygulanabilirliği bir yana...

Yoksa elbette ben de isterim bu konuyu es geçebilmeyi.
  merush 19 03 2008 - 16 : 36

Yorumların parça pinçik bir şekilde aktarılmış olmasından dolayı affoluna. Sorun benden değil siteden kaynaklanmaktadır.

oNLy_R 19 03 2008 - 12 : 15
Konuyla en kısa süre içerisinde ilgilenecegim.
  merush 19 03 2008 - 16 : 37

Bu dava apaçık bir darbe girişimidir. Yargı kurumunun bir revizyona ihtiyacı vardır. Çünkü ideolojik davranan kişiler yargı kurumunu işgal etmektedirler.

Yılmaz Barış 26 04 2008 - 15 : 17

İsim *
Mail *
Web