Bülent Ersoy hakkında BOKSTAR yarışmasında
söylediği sözler yüzünden
soruşturma açılmış. "Halkımızı
askerlikten soğutmuş" ünlü diva(!)mız.
Bahaneyle medyamızın gözü bir az olsun
ülkede olan bitenlere kaydı.
Hanfendi diva "oğlum olsa askere
yollamaaaaaaaaaaaaammm" diye
hönkürdükçe saftirik kızımız Ebru
Gündeş evde kalmış ve doğuramamış olmanın verdiği
eziklikle "innşallah Allah bana bir oğul verir de
askere gönderirim" diye geri vokal yapadursun
ülkenin kendilerinin hiç bilmediği
yerlerinde canlar veriliyor, anneler ağlıyor.
BUNLAR da geviş getirerek yayıldıkları yerden
"milletimizin sesiyiz" nidalarıyla keselerini
yine dolduruyor, hep dolduruyor.
Medyadaki gözünüz Merush bildirdi.
İnternetin yeni modası birbirine, parkta bahçede
gizlice sevgilisiyle öpüşen
türbanlı kız fotoğrafları yollamak. Ne
eğlence ama!
Türbanlılar da öpüşür arkadaşlar,
sizin yaptığınız her şeyi onlar da yaparlar. Sizden
hiç farkları yoktur. Parklarda sevgilileriyle
öpüşebilirler onlar da!
Fazla uzadı bu konu artık. Türbanla değil
içindeki beyinle ilgileneceğimiz günleri de
görürüz umarım.
En iyi bildiğin şey nedir hayatta; kendin, o bile
yarım. Her anın kendinle geçer, nereye
gitsen seninledir. Sağa dönsen ordasındır, sola
dönsen yine karşındadır. Koşsan senle gelir,
uyusan da sendedir.
Bugünkü eleştiri konumuz mu? Tabi ki;
beni benden daha çok
tanıdığını zanneden mr and mrs
sarraf'lar. devamı >
mide yanmasından şikayetçiyseniz yiyeceklerinize
dikkat etmeli, sindirimi kolaylaştıran, yanma hissini
azaltan yiyecekleri unutmamalısınız. Midenin
salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideren
ekmeği öpüp başınıza koyduğunuz takdirde
ulaşacağınız sonuç, AKP iktidarının "karşı
takıma hakaret etme" çabasından öteye
gidemeyen seçim kampanyalarının alacağı
sonuçtan fazla değildir. İşte ben de
mümkün mertebe uzun cümle kuruyorum ki,
kitlenin kafası karışsın, kulak memesi kıvamına
geldiğinde fırına sürülmeye hazır olsun
hepsi, "wykka lan, zekâna hastayım"
cümlesini bir kez daha kursunlar.
öte yandan (bağlaçları seviyorum) aynı
ekmek, oh evet sevgili ekmek*, karbonhidrat
zenginliğine haiz olmasına karşın bununla
övünmeyecek kadar mütevazı ve bulantıyı
kesecek kadar dosttur da. bu bağlamda şu
bilinçaltı** şiiri tüm sevenner için
gelsin: "avucumda sicakligini duydugum ekmek /
ustumde hatirasi kadar guzel sonbahar / o bembeyaz, o
tertemiz bulutlara dalar / dusunurum bir cocuk turkusu
soyleyerek..." (o.veli)
* bir ismin başına "sevgili"
sözcüğünü eklemek, o ismi taşıyanı
yakınen tanıdığımızı ve onun ahbabı olduğumuzu
göstermek için sıklıkla kullanılmaktadır
günümüzde. oysa alt anlamlara
baktığımızda, çoğu kez iç edilmiş yapay
kimlikleri taşıyan birtakım alt-orta sınıf
entelektüeli görünümlü
paçozun medyatik şahsiyetlere yaptığı
yalakalığın bir numerolu göstergesidir
"sevgili" eki. yes, it iz.
** kahvaltı sözcüğü kahve + altı
bileşimiyle oluşmuştur ve kahve içmeden
önce yenilen öğünü kasteder.
eskilerin sabah kahvelerinin meşhurluğundan bahsetmeye
gerek yok sanırım diyip de aslında çoktan
bahsetmiş olmama ne diyosunuz peki.? [burada şair (ki
ben oluyorum) gerek yok sanırım söz öbeğiyle
"hepimiz biliyoruz bunu ama gençler felan
bilmiyosa öğrensinler maksatlı yine de
yazıyorum"; veya "sen ne bilcen benim
zihinsel sıçramalarımı, peşimden gel, falov dı
wayt rebit" cümlelerini içten
içe sezdirmektedir] konuya dönücek
olursak, bilinçaltı bu anlamda bilinçten
önce yenilen yemek olabilir mi? dolayısıyla
bilinçlenmeden önce yediğimiz (aslında
içtiğimiz ama beslenmeyi sağlayıcı araç
olarak "yediğimiz") tek şeyin anne
sütü olduğunu düşünürsek,
bilinçaltı yerine süt diyebilir miyiz? ya
da kısaca erkeklerin bilinçaltında varolduğu
öne sürülen oedipus kompleksini her
gün bir bardak süt içmeleri yoluyla
çözebilir miyiz? ve aslında hepimiz birer
oedipus değil miyiz; gözü kör, kalbi
yaralı? (oh enfes oldu)
Eleştirel.com yazarı iseniz buradan giriş yapabilirsiniz, değilseniz yazarlığa başvurmak için lütfen formu doldurun.