Ulak

08
02 - 2008


Ulak filmi.. Büyük beklentilerin, olumlu önyargıyla gidildiği halde büyük hayalkırıklığı yarattığı bir Çağan Irmak filmi.
İzlemediyseniz, bu yazıdan hiçbirşey anlamazsınız.

Fragman, sloganlar, yapılan ilk eleştiriler, hepsi "zaman ve mekandan bağımsız" bir film iddasında. Doğru, mekandan bağımsız, herhangi bir şehir, herhangi bir ülke yok. Hatta öyle ki, biri bir ağızla konuşuyor, diğeri farklı bir ağız ile cevap veriyor (bkn. Nevşehir-Kütahya ağzı)

Enfes makyajlar, kostümler hazırlanmış. Köy, kendi halinde, bağımsız. Dekor süper. Kamera geçişleri ve ses tonları, insanı kaliteli birşeylerle karşılacağı ümidini veriyor ve Çağan'ın filmi başlıyor.

Aman, bir film izledikten sonra damağımda ucuz bir tad kalmasından nefret ediyorum. Hayaletlerin dile geldiği filmin ilk yarısındaki o komik sahneye kadar, hakikaten heyecanla bekliyordum. Ama beş kişinin beyazlara bulanmış ve çok az silikleştirilerek (bari azıcık uğraşsalardı) ortaya çıkıp aynı ağızdan çok etkili olduğunu sandıkları cümleleri kötü bir senkronla tekrar etmeleri ne yazık ki tüm heyecanımı tatsız bir şaşkınlığa çevirdi. Sonuçta Türk filmidir, efekt kaygım olmamalı diye devam ettim izlemeye,
devamı >



Lütfen Beni Öldürme - Stranger Than Fiction

12
09 - 2007

Gerçek dünya ile hayal dünyası arasında gezerken seyircide her an merak duygusu uyandırmayı başaran, komedinin inanılmayacak kadar başarılı şekilde harmanlandığı bir dram. Muhteşem bir seyir zevki.



Uzun süredir yavaş tempolu dram türü filmler seyretmekten zevk almıyorum. Uzun süredir arşivimde bekleyen bu film de henüz izlenecekler listesine girmemişti bile.  Beni izlemeye ikan eden şey belki de çok sevdiğim Dustin Hoffman'ı izleme isteğiydi, fakat beklentilerimin çok ötesinde bir eğlenceyle karşılaştım.



Filmde olayla , tam bir sayı ve rakam delisi olan Harold Crick  isimli kahramanın filmi anlatan ses de olan Karen Eiffel karakterinin sesini duymaya başlaması gibi ilginç bir olayla başlıyor. Aynı sesten öleceğini öğrenen ve ölümden kurtulmak isteyen  Harold Crick'in tüm hayatı bu garip başlangıç ile değişir.  devamı >



"Hayal Ettiğin Kadar Özgürsün"

28
08 - 2007

Pixar Animasyon Studyoları, çizgifilmleri gerçek boyuta taşıma ve hedef kitleye çocuklarla büyükleri aynı potada eriterek taşıma başarısı açısından her zaman kalbimde ayrı bir yere sahip olmuştur. Ratatouille sessiz bir dönemin ardından gelen nefis mesajlara sahip bir animasyon film.
 
Kısıtlı mıyız? 


Filmde fare Remy, Paris’in en saygın restoranının kurucusu olan Gustou adındaki bir aşçının yemek programlarını takip ederek yemek konusunda sınırları olmadığını öğrenen, koku alma yeteneği gelişmiş bir fare. Gustou’nun söylediği açık: Herkes yemek yapabilir. Fakat sadece korkusuzlar harika yemek yapar.
Korkusuz demek, kalıpların dışına çıkmayı denemeye cesareti olanların keşif gücüne yapılan bir gönderme. Gustou bir bölümde der ki “yemek bir müzik gibidir. Her tadın kendine ait bir ritmi vardır. Eğer iki farklı ritmi birleştirirseniz, ortaya çok daha renkli bir melodi çıkar. Kendinizi müziğe bırakın…” devamı >



Smokin Aces - Tehlikeli Asklar

17
08 - 2007

Cumartesi gecelerini film izleyerek geçirmeyi sevenler için biçilmiş kaftan bir film , ama yok ben ethernal sunshine'ı çok sevdim diyorsanız pek tavsiye etmem :)
Buddy Aces Israel ismindeki mafya babasının itirafçılık yapması ve diğer mafya babasının buna sinirlenip onu öldürmek için bir düzeine kiralık katil tutması üzerine kurulu ilk bakışta son derece sıradan, kurşunların havada uçuştuğu, iyi adamların sadece kollarını sıyırdığı ama kötü adamların kafalarını veya ciğerlerini patlattığı  bir holywood filmi izlenimi veriyor, aslında film için sıradan bir film değil demek biraz zor. devamı >



300 spartalı

28
06 - 2007

Biraz gecikmeli de olsa adı 300 spartalı olarak çevrilen filmi sonunda izledim. Beğenip beğenmediğim konusunda fazla yorum yapmak istemiyorum , çizgiroman atmosferli filmlere zaafım var. Beni bu nedenle fazlasıyla etkilemiş olabilir. Hem zaten filmin eleştirisini yapmak için de baya geç kaldım zaten.

 Fazlasıyla kan , şiddet ve aksiyon var, tıpkı her iyi filmde olması gerektiği gibi :) Hem zaten zaten filmi izlerken başka birşey dikkatimi çekti. Leonidas komutasındaki 300 kişilik ordunun modern dünya insanına biraz fazlaca abartılı gelen kahramanlığı. Bu kahramanlık öyle bir seviyeye gelmiş ki adama hepimiz öleceğiz diyorsun keh keh gülüyor. Filmin sonunda da "önce kahramanlar ölür" tezini doğrulamak istercesine mutlu mutlu ölüyor. Hem de üçyüz kişi ile perslilere o kadar zarar vermiş ve arkada daha onbin kişilik ordu beklerken. devamı >