
Ulak filmi.. Büyük beklentilerin, olumlu
önyargıyla gidildiği halde büyük
hayalkırıklığı yarattığı bir Çağan Irmak
filmi.
İzlemediyseniz, bu yazıdan hiçbirşey
anlamazsınız.
Fragman, sloganlar, yapılan ilk eleştiriler, hepsi
"zaman ve mekandan bağımsız" bir film
iddasında. Doğru, mekandan bağımsız, herhangi bir
şehir, herhangi bir ülke yok. Hatta öyle ki,
biri bir ağızla konuşuyor, diğeri farklı bir ağız ile
cevap veriyor (bkn. Nevşehir-Kütahya ağzı)
Enfes makyajlar, kostümler hazırlanmış. Köy,
kendi halinde, bağımsız. Dekor süper. Kamera
geçişleri ve ses tonları, insanı kaliteli
birşeylerle karşılacağı ümidini veriyor ve
Çağan'ın filmi başlıyor.
Aman, bir film izledikten sonra damağımda ucuz bir tad
kalmasından nefret ediyorum. Hayaletlerin dile geldiği
filmin ilk yarısındaki o komik sahneye kadar, hakikaten
heyecanla bekliyordum. Ama beş kişinin beyazlara
bulanmış ve çok az silikleştirilerek (bari
azıcık uğraşsalardı) ortaya çıkıp aynı ağızdan
çok etkili olduğunu sandıkları cümleleri
kötü bir senkronla tekrar etmeleri ne yazık
ki tüm heyecanımı tatsız bir şaşkınlığa
çevirdi. Sonuçta Türk filmidir,
efekt kaygım olmamalı diye devam ettim izlemeye,
devamı >
Gerçek dünya ile
hayal dünyası arasında gezerken seyircide her an
merak duygusu uyandırmayı başaran, komedinin
inanılmayacak kadar başarılı şekilde harmanlandığı bir
dram. Muhteşem bir seyir zevki.
Uzun süredir yavaş tempolu dram türü
filmler seyretmekten zevk almıyorum. Uzun süredir
arşivimde bekleyen bu film de henüz izlenecekler
listesine girmemişti bile. Beni izlemeye
ikan eden şey belki de çok sevdiğim Dustin
Hoffman'ı izleme isteğiydi, fakat beklentilerimin
çok ötesinde bir eğlenceyle karşılaştım.
Filmde olayla , tam bir sayı ve rakam delisi olan
Harold Crick isimli kahramanın filmi anlatan ses
de olan Karen Eiffel karakterinin sesini duymaya
başlaması gibi ilginç bir olayla başlıyor. Aynı
sesten öleceğini öğrenen ve ölümden
kurtulmak isteyen Harold Crick'in tüm
hayatı bu garip başlangıç ile değişir. devamı >
Pixar Animasyon
Studyoları, çizgifilmleri gerçek boyuta
taşıma ve hedef kitleye çocuklarla
büyükleri aynı potada eriterek taşıma
başarısı açısından her zaman kalbimde ayrı bir
yere sahip olmuştur. Ratatouille sessiz bir
dönemin ardından gelen nefis mesajlara sahip bir
animasyon film.
Kısıtlı mıyız?
Filmde fare Remy, Paris’in en saygın restoranının
kurucusu olan Gustou adındaki bir aşçının yemek
programlarını takip ederek yemek konusunda sınırları
olmadığını öğrenen, koku alma yeteneği gelişmiş
bir fare. Gustou’nun söylediği açık:
Herkes yemek yapabilir. Fakat sadece korkusuzlar harika
yemek yapar.
Korkusuz demek, kalıpların dışına çıkmayı
denemeye cesareti olanların keşif gücüne
yapılan bir gönderme. Gustou bir bölümde
der ki “yemek bir müzik gibidir. Her tadın
kendine ait bir ritmi vardır. Eğer iki farklı ritmi
birleştirirseniz, ortaya çok daha renkli bir
melodi çıkar. Kendinizi müziğe
bırakın…” devamı >
Cumartesi gecelerini film izleyerek
geçirmeyi sevenler için biçilmiş
kaftan bir film , ama yok ben ethernal sunshine'ı
çok sevdim diyorsanız pek tavsiye etmem :)
Buddy Aces Israel ismindeki mafya babasının
itirafçılık yapması ve diğer mafya babasının
buna sinirlenip onu öldürmek için bir
düzeine kiralık katil tutması üzerine kurulu
ilk bakışta son derece sıradan, kurşunların havada
uçuştuğu, iyi adamların sadece kollarını
sıyırdığı ama kötü adamların kafalarını veya
ciğerlerini patlattığı bir holywood filmi
izlenimi veriyor, aslında film için sıradan bir
film değil demek biraz zor. devamı >
Biraz gecikmeli de olsa
adı 300 spartalı olarak çevrilen filmi sonunda
izledim. Beğenip beğenmediğim konusunda fazla yorum
yapmak istemiyorum , çizgiroman atmosferli
filmlere zaafım var. Beni bu nedenle fazlasıyla
etkilemiş olabilir. Hem zaten filmin eleştirisini
yapmak için de baya geç kaldım zaten.
Fazlasıyla kan , şiddet ve aksiyon var, tıpkı her
iyi filmde olması gerektiği gibi :) Hem zaten zaten
filmi izlerken başka birşey dikkatimi çekti.
Leonidas komutasındaki 300 kişilik ordunun modern
dünya insanına biraz fazlaca abartılı gelen
kahramanlığı. Bu kahramanlık öyle bir seviyeye
gelmiş ki adama hepimiz öleceğiz diyorsun keh keh
gülüyor. Filmin sonunda da "önce
kahramanlar ölür" tezini doğrulamak
istercesine mutlu mutlu ölüyor. Hem de
üçyüz kişi ile perslilere o kadar
zarar vermiş ve arkada daha onbin kişilik ordu
beklerken. devamı >
Eleştirel.com yazarı iseniz buradan giriş yapabilirsiniz, değilseniz yazarlığa başvurmak için lütfen formu doldurun.