Digitürk reklamındaki erotik dede

14
06 - 2008

Reklam son derece normal ilerleyen bir Digiturk reklamı. Amcamızın biri Acun kardeşimizle pazarlığa tutuşuyor. Kurulum ücreti verilmeden, aylık 10 YTLden az bir miktarla Digiturk sahibi olacağımızı öğreniyoruz reklam sayesinde. Reklamın sonunda amcamız cozutuyor ve o talihsiz soruyu soruyor. - Erotik var mı?

Şimdi bu nedir?

Evet bizler bir pil reklamındaki ayıcıklar aracılığıyla bile cinselliğin çağrıştırılmasına alışık insanlarız. Evet bu ülkede erotizm hiç birşeyin olmadığı kadar çok sattı. Ama işin içinde dedemizi görmemiştik doğrusu. Sizi bilmem ama beni çok rahatsız etti o dedenin "Seviyorum n'apayım" demesi.

Doğruluk payını tartışmayacağım, erkek olmak hangi yaşta olunursa olunsun ayrı bir cumhuriyet olmak demektir zira. Bunu öğrenecek kadar büyüğüm. Kaldı ki hiç bir zaman bunu yadsımadım. Ancak bunun gözümüze sokulması çok rahatsızlık verici. Ben bu dedenin, bu arzusunu milyonlarla paylaşmasını BÜYÜK BİR AYIP olarak görüyorum. Geri kafalıyım belki, ama en azından böyle olmasını dileyerek sokakta daha rahat adımlarla yürüyebileceğim. DEDEM YAŞINDAKİ ADAMIN bana bakarken neler düşündüğünü bilmek istemiyorum. Kendinize saklayın bu bilgilerinizi.

"Kutu" açtırma meraklısı Acun Ilıcalı'nın kendi kendini bitirme kampanyasına en büyük desteği bu reklam vermiş. Hayrını görsünler, ne diyeyim.



Dumansız Hava Sahasını Destekliyoruz (mu?)

13
06 - 2008

Malum, hükümetimiz malumu ilam etti. Üstüne başka derdimiz kalmamış gibi sigara yasakları getirildi. Sigara içmemiş bir insan evladı olarak bu kararın arkasında durup, tüm yaptıklarıyla hükümeti eleştiren biriyken birden hükümet destekçisi kesilebilirdim. Ama kesilmiyorum. Beni iyiden iyiye rahatsız eden bir kaç husus var bu sigara yasakları konusunda.

Yasak olarak addedilen mevzu sigara olunca toplumun her kesiminde ufaktan kıpırdanmalar sezinlendi şüphesiz. Mahalle teyzelerimiz yolda gördükleri sigara içen "gençlere" artık doğru yola sevketmeye yönelik beyanatlarda bulunmak  yerine artık yasa ile tehdit ediyor! Eline tüm kozları almış durumdalar artık. Hayır yani, sigara dediğin nedir ki, içsen zararı olmaz içersen DEVLETE KARŞI GELMİŞ OLURSUN! ve biz bunu siz gençlerimize hiç yakıştıramayız. Bu işin bir sonraki aşaması ise SİGARA İÇMEK DİNEN CAİZ DEĞİLDİR! devamı >



türk kadını üzerine...

25
05 - 2008

efenim üye olduğum forum sitelerinden birinde, ki esasında bu, sözlük formatında işleyen ve çoğunluğunu eli kalem tutan üniversitelilerin ya da mezunların işgal ettiği bir sitedir, çok afedersiniz hayvanın biri "türk kızını alacağıma eşekle sevişirim daha iyi" şeklinde kendini bilmez bir başlık açmış. herkes de elinden ve dilinden geleni yazmış yanıtlamış, çok güzel. ha bu başlığı açanı muhatab alıp da ona yanıt yazmak doğru mudur değil midir, bunu tartışmadan, birtakım tespitlerde bulunarak şahsi görüşümü bildirdim ben de.

öncelikle diyeyim ki, bütün mesele ait olunan kültür ile başka kültürlerin çakışmasından, çatışmasından, kendi kültürünü anlamlandıramamaktan kaynaklanmaktadır esasen.

-------sosyal mesaj kaygısı ve yüksek dozajlı tespit içerir-------
devamı >



Engelliye Bakışımız Üzerine

15
05 - 2008

Toplumun engellilere bakışını saptamaya çalışan ankette katılımcıların yüzde 40.58’i bir engelliyle ‘duygusal bir ilişki yaşardım ama evlenmezdim’ dedi.

İSTANBUL - Toplumun engellilere bakışını saptamayı amaçlayan araştırmada erkek katılımcılar ‘engelli bir kadınla ilişkiniz nasıl olur?’ sorusuna yüzde 21.72 oranında ‘duygusal bir ilişki yaşamazdım’ cevabı verdi. Katılımcıların yüzde 40.58’i ise ‘duygusal bir ilişki yaşardım, evlenmezdim’ dedi.

Rehabcenter ve Pi Grup Araştırma şirketinin, toplumun engellilere karşı tutum ve davranışlarını ölçmek için yürüttüğü anket çalışmasında 714 erkek ve 507 kadın, toplam 1221 katılımcıyla görüşüldü

Toplumumuzca kabul görmüş engelli sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Engellilere karşı bırakın saygılı olmayı, bıyık altından gülerek bakıyoruz. Yaptığımız ayıbı çocuklarımıza örnek ediyoruz. Geçen gün daha yeni yürümeye başlamış ufak bir erkek çocuğu (kendisine yazının devamında velet diyeceğim) karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir engelliye bakıp "yürümeyii bilmiyooo" şeklinde alay edebiliyor. Annesi ise veledin elini bırakıp "Aferin anneme, bak sen ondan güzel yürüyorsun" diyor. Bu velet büyüdüğünde kendi veledine bunu öğretecek, bu şekilde toplumumuzdaki engelliyle dalga geçme hali gelecek nesillere aktarılacak!

devamı >



Sayyygı duyuyorum

11
05 - 2008

Sunucu:  Yeni kasetinizden dolayı size çok ağır eleştirilerde bulunuluyor ….. Bey. Hattâ bir izleyicimiz olaya annenizi de katarak (!) bize yeni kasetiniz hakkında bir eleştiri yollamış.
Şarkıcı:  Bütün eleştirilere, o arkadaşa da “Sayyygı duyuyorum” …
     diyerek başlıyor şarkıcı lafına. Tabi haklı. Neden? E adam demokrat düzeni yemiş yutmuş. Kraldan faza kralcı denir ya,  “demokraksi” nin özüne öz katmış bu adam. “Her şeye saygılıyım” diyor. Her şeye saygılıyım ne demek şimdi? Ben her dine eşit uzaklıktayım gibi bir şey. Her şeye saygı duyuyorsan hem adilsin hem zalim, hem haklısın hem haksız, hem kibarsın hem kaba…
     Gerekli tanımı yapılmadan televizyonlardan bas bas bağırılan “Demokrasi ve Özgürlük”, işte böyle anlaşılıyor ve anlatılıyor. Özgürlük, bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biten haklardır. Demokrası ise, özgürlükler ile sınırlı, halkın egemenliğine dayanan yönetim biçimidir.
     “Herkese acıma, acınacak duruma gelirsin” diyorlar ya, “herkese saygı duyma ……”



Bence bu caiz aaaaabi (!)

10
05 - 2008

Bir elektrik-elektronik mühendisine “Bence akım ile direncin çarpımı volta eşit değildir” demek, veya bir doktora “bence kanser grip kadar önemsiz,gelip geçici bir hastalık” demek, veya bir mimara “Taşıyıcı sistemin binada hiçbir önemi yoktur, hesabı gereksizdir” demek, veya veya veya …. demek ne kadar anlamsız ve absürt değil mi?
Bu meslek dallarının hepsi muhakkak ki başlı başına bir OLAY bir ilim. Belki bunlardan birine bir değil iki ömür bile yetmez. Hepsi insanoğlunun rahatı için yapılan şeyler. Fakat toplumdan bağımsız sürdürülmeyen şu hayatımızda bu rahatlıkları yaşayacak da bir ortam lazım. İnsanlarla beraber bir hayat. Pek tabi ilk insandan beri olduğu ve  olması gerektiği gibi kurallı bir hayat.
Kuralları kendi kafasında bitirip “Bence bu caiz aaaaabi” diyerek bitiren insan işte bu kurallı hayatı kuralsız hale getiren en önemli insandır.
Kuralların insanın kafasında değil vicdanında bitmesinin gerekliliğinin herkes tarafın ayan beyan görüldüğü kanaatindeyim. Çünkü insanı yalnızken bile frenleyebilecek kural insanın vicdanında biten kuraldır. Akıllı insan kurallarda duygularına göre değil aklına göre hareket eder. Fakat akıldaki sınırlayıcı, frenleyici etken vicdandır. “Vicdansız” diye tabir ettiğimiz kişilerin hayatlarına bir göz atın. Hiç birinin yaptıkları “akla” sığmaz. Demek ki akıldaki sınırlayıcı etken vicdandır. Bu vicdanla kurallara uyulur. Aklın söylediği değişir fakat aklını yitirmemiş bir vicdan sahibinin söyledikleri ASLA değişmez.
Onun için lütfen aklımızı yitirmeyelim, vicdan sahibi olalım ve en az ilk paragrafta saydığım ilimler kadar geniş olan din ilmini hafife almadan kurallarına saygı duyalım.
(Din ilminin genişliğine örnek olarak sadece birkaç alt başlığını söylemek gerekirse; Kur’an-ı Kerim, Hadis, Fıkıh, Akaid, Kelam, Siyer. Bu başlıkların hepsi alanında yüz binlerce eser yazılmış ve en az bir o kadar da eser yazılabilecek kadar geniş, bu üst başlıkların yüzlerce alt başlıklarından birine bir enstitü kurulacak kadar kapsamlı bilgi içeren muhteviyattadır.)



Tasavvuf ne DEĞİLDİR? Mutasavvıf ayaklarını nasıl anlarsınız?

09
05 - 2008

Eğer bu eleştiriyi 19 yy ın başlarında yazıyor olsaydım herhalde şöyle başlardım ;

"İşbu kelam, elân kezzap mutasavvıflara ve dahi tasavvufun nüvesini fehmden yoksun zevatadır. Umulur ki eyice okuyup anlayalar, mucibince amel edeler…

Tasavvuf saçma sapan yere herkese sempati beslemek değildir, aşk teması adı altında eserlerle bir albümün %90 ını doldurmak değildir, "…bana dandik neyzen deseler hiç kızmam" demek hiç değildir (bkz:Benlik [enaniyet, yani kendini beğenmek] nedir?), "yok canım estağfirullah" desinler diye bekleyerek mütavazilik yapmak değildir.

Bütün bu ayaklar ise mutasavvıf ayaklarıdır. Kişisel muhakemeden yoksun, çıkarcı zihniyetini terk edememiş, dünyada KENDİ için yaşayan, tasavvufu ve sözde mutasavvıfığını, yükselmek için bir basamak addeden, AŞAĞILIK özellikleri ile de bilinirler. Tasavvufa yeni bir açılım (!) getirmek adına (çok biliyor ya) yaptıkları işlerde muhakkak kendi imzalarınıda işin bir kısmına koyup kişisel çıkar elde etmekten geri kalmazlar. İşin özünden maalesef yoksundurlar.



Otostopçunun Tecavüz Rehberi

14
04 - 2008

Otostopla bütün Avrupa'yı dolaştıktan sonra Türkiye'ye uğrayan PİPPA, Gebze'de aracına bindiği şöför tarafından önce tecavüze uğradı, sonra katledildi.

Ne kadar tanıdık öyle değil mi?

Çocukluğumun bir Türk Filmi düştü hemen hafızama. Ayşecikli bir filmi yanılmıyorsam. İki genç kız bisikletleriyle tatile gidiyorlardı. Köylerden kasabalardan geçip eğleniyorlardı. Sonra başlarına olmadık şeyler geldi. O günlerde kafamda "otostop ve tek başına yolculuk hiç güvenli değil" mesajı yerleşmişti. Sonra da malum klişeler, "Bir kadının ne işi var bir başına sokaklarda!" Hep bu söylemlerle büyüdük. Akşam karanlığı çöktüğünde bırakın yalnız yürümeyi arabayla bile giremez olduk ıssız sokaklara.. Yalnızdık, savunmasızdık. Çünkü biliyorduk ki bizim erkeklerimiz ancak KENDİ karıları kızları söz konusu olduğunda ERKEK kesililirlerdi! Kendi karısı sokağa adım atamaz, ama sokaktaki tüm kadınlar onundur!

Ülkesindeki kadınlara bu kadar acımasız olan ERKEKLERİMİZ nazarında yabancı uyruklu tüm kadınlar birer fahişeydi! Öyle ya, ne işleri vardı yoksa ülkelerinden binlerce kilometre uzakta? Doktor olabilirlerdi, sanatçı olabilirlerdi, ama MÜSLÜMAN değillerdi. Ve Müslüman olmayan kadınlarla her türlü şey yapılabilirdi!

İçim daraldı. Daraldıkça babamı, ağabeyimi, eşimi , arkadaşlarımı düşündüm. Onlar da bu ülkenin erkeğiydi. Bu şerefsizlerden değillerdi ama. Ya biz başka türlüydük, ya ONLAR. Onlar herneyseler bir an evvel DEFOLSUNLAR.

Ah.. Bir de bizim o HARİKA yasalarımız var öyle değil mi? Bu ülkede kollanmak için ya katil olacaksın ya tecavüzcü zaten. PEH.




bekle dur, otobüsokrasi geliyor

25
03 - 2008

tamamen emekli sandığı ve ssk arasındaki kan uyuşmazlığından kaynaklanan şizoid kurumlar vakasının orta yerine saplandım kaldım. iki üniversitenin rektörlüğü arasındaki kavram kargaşasının yegane sebebi konu kısmında adımın ve soyadımın yazdığı birtakım resmi yazışmalar. elimde birbirinin aynı bilgileri içeren farklı formatlarda kağıt parçacıklarıyla şehrin bir ucundan diğerine koşuyorum. devamı >



Örtünme ve örtüler üzerine...

15
03 - 2008

İlkel toplumlardan beri insanların yaşamlarını incelediğimizde, inanç, eğitim, aile, ekonomi ve idare gibi beş temel çizgi üzerinde yaşamlarını sürdürebilmek için bu temel kavramlar doğrultusunda sürekli kendilerini yenileyip geliştirmekte olduklarını görürüz.

Bu kavramlar zaman zaman silik ve karışık devreler geçirmişse de insan için çok hayati beş temel çizgi oluşundan dolayı hiçbir zaman kaybolmamıştır.

Ülkemizde ise bu beş kavram ya hiç anlaşılmamış ya da bu kavramlara derinlik kazandırılıp ülkemiz insanlarına doğru yön verilememiştir. İnancın ne olduğunu, eğitimin nasıl olması gerektiğini, eğitimcinin hangi konularda varlığının hayati önemde olduğunu bilmek durumundayız. Bunu bildiğimiz takdirde bütün kavramlar "yerli yerinde" değerlendirilecek, ortak paydalar artacak bunun neticesinde de hoşgörü ortamı; bizi ulusal huzur ve mutluluğa götürecektir...

Örtünme bu hassasiyetlerin neticesinde değerlendirilmesi gereken ve "yerli yerine" oturtulması gereken bir kavram... Her bilginin ve kavramın olduğu gibi bu kavramında insana göre değerlendirilip hakettiği önemin verilmesi gerekmektedir.

devamı >