Bir kaç yıl önce ağalı beyli diziler
revaçtaydı, hatırlarsınız. Şimdilerde
ise durum biraz yön değiştirmiş bir biçimde
huzurlarımıza dikiliyor. Türk Edebiyatı'nın
değerli örnekleri birer dizi olarak karşımıza
çıkıyor her gün.
Reşat Nuri Güntekin'in
Yaprak Dökümü ile
başlayan bu serüven ismini hatırlamakta
zorlandığım bir çok dizi ile devam ediyor.
Yaprak Dökümü zaten son derece
ağlak yapısı ile hiç hazetmediğim diziler
arasında ilk sırasını kaptırmıyor
kimselere, ancak başarısı bununla
sınırlı değil. Yayınlandığı saatlerde adeta bir TV
izlenme patlaması yaratan dizi öyle çok
tutmuş ki yapımcılar bir Reşat Nuri Güntekin
eseri olan Dudaktan Kalbe 'yi
gözlerine kestirmişler. Kurgu olarak Yaprak
Dökümü^nden daha haz alarak okuduğum bu
romanın diziye uyarlanmış halini izlemediğim
için yorum yapmayacağım. Yine geçen
sezon görüp izlemeliyim dediğim iki
dizi de bu klasmandalar.Hacı ve
Sinekli Bakkal. Aniden yayından
kaldırılmalarına anlam verememiştim. ( Bu iki diziyi de
"ne diziler sevdim zaten
yoktular" isimli yazıma
eklemeliymişim aslında) Bir Cüneyt Ülsever
romanı olan Hacı, bazı mecralarda problem yarattığı
için yayından kaldırıldı, Halide Edip Adıvar'ın
şahane eseri Sinekli Bakkal ise ne oldu da yayından
kalktı; çözemedim.
devamı >
Sevgili Günlük,
Bugün bir iş teklifi aldık. Merinos Mobilya
için reklam muziği yapmamız istendi. Sanki kırk
yıldır bu anı bekler gibi paldır küldür
atladık teklife. Şunca zamandır çizdiğimiz
çizginin hiç alakasız bir yerinde de
dursa bu fikir, bir şeyler olmuştu ve değişmiştik. Ve
öyle bir reklam muziği yaptık ki, tüm
kitlemiz perperişan oldu. Sanırım hiç de iyi
olmadı. Ama içimize bir yerlere sinsice
yerleşmiş olan bir medya maymunluğu var ki bir daha ne
zaman ortaya çıkacak merak etmiyor değilim.
Görüşmek üzere sevgili
günlük.
İmza:
Ezgi.
Geçenlerde Okan Bayülgen'in konuk olduğu bir programın
bir bölümünü izledim. Zaman zaman toplumsal bazı
haykırışlarını ve magazin "ko"medyası ile verdiği
amansız mücadeleyi takdirle karşıladığım Okan Bayülgen
televizyon Yapımcısı olmuş. Sanırım Gülben Ergen'in
programı ile gerçekleştirdiği bu adımla kendi ifadesi
ile "Show business" olduğunu düşündüğü TV dünyasına
farklı bir kanadından bodozlama bir dalış
gerçekleştirmiş Okan Bayülgen. Yolu açık olsun.
Gelelim işin şof biznıs kısmına... Bu ülkede herşeyin
şof, her işin biznıss olduğunu kabul edelim. Etmeyecek
değiliz. Gelgelelim buna mahkum edilmek zorunda olan
kitleler gün geçtikçe zavallılaşıyor bunu farketmiyor
mu Okan Bayülgen anlayamadım. Her fırsatta toplumsal
hareketlere destek veren Bayülgen; o program senin bu
program benim oraya okul, buraya kitap, lösemiliye kan,
doğuluya okul, kızlara gelecek dağıtırken salt ticari
bir kimlik edindi diye yaptığı "seviyesiz" programlara
böylesine bir kılıf uydurmak zorunda kaldıysa vay
halimize...
Gerçi kendime sanane be adam demiyor da değilim. Ancak
insanımızı küçük gördükçe küçülten tüm davranış
şekillerine ve kavramlara karşı derin bir karşıtlık
içinde olduğumdan yazayım istedim. Yazdım. İyi oldu.

Onca eleştiriye, onca inada rağmen Taraf
okumayı sürdürüyorum. Gazete
kisvesi adı altında önümüze sunulan
kağıt parçaları arasında hatrı sayılır bir yeri
var benim için. "Taraf Gazetesi
hangi tarafta?" ana temalı
bir yazı olmayacak bu. Ben gazetenin "gazete"
olmak için yeterli olan tüm donanıma
sahip olduğunu düşünüyor ve okuyorum.
Memnunum da.
Ancak internet sitesi için aynı dilekleri
beslememek son derece üzücü. Sitenin
yeni açılmış olmasını bir bahane
olarak göremiyorum. Madem henüz hazır değildi
yayına vermemeliydiniz siteyi. Haberler arasında
dolaşırken saniye başı "500 İç Sunucu
Hatası" almaktan gına geldi.
Fiyatını 1 YTL den 40 Kuruşa indirmiş olmasına
bağlayabilir miyim acaba bu
konuyu? "Ucuzladık da artık, ne yapacaksınız
interneti gidin alın okuyun" mu demek
istiyorlar?
Demeseler keşke. Üzülüyorum.
Ana Haber bültenleri kendilerinden beklenilen
tüm yapaylığıyla bu akşam da karşımızdaydı.Benazir
Butto'nun öldürülmesi ve sınır
ötesi harekat arasına serpiştirilmiş bazı haberler
şöyleydi.
Efendim bildiğiniz üzere asgari ücrete zam
yapıldı. Yapılan bu zammın ne kadar tatminkar olduğu
tartışılır. Ancak bunu duygu
sömürüsü halinde ekrana taşıyan
haberciği hiç doğru bulmuyorum. Yapılan bu zammı
30a böldüklerinde günlük 0.56
kuruşluk bir zam olduğu sonucuna varılmış. Ve efendim
habercimiz elinde sepetle çarşı pazar dolaşıp bu
0.56 kuruşla neler alınabileceğini araştırıyor.
Araştırmacı gazeteci! Zannerdesin ki asgari
ücretle çalışan kişinin eline günde
sadece o kadar para geçiyor. Evet ben de memnun
değilim bu kadar komik bir zam yapılmasından ancak bunu
bu şekilde ifade edilmesine gülüp
geçiyorum.
****
Cihan Öldü!
Evet bizim Cihan. Hani kosssskoca Başbakanımızı
düşüren AT CİHAN! Başımızın bakanını
tepetaklak eden at böbreklerinden rahatsızlanıp
hayata gözlerini yummuş. E bize ne? Eşekten
düşmüş karpuzlara da haber yapılmasını talep
ederek ayrılıyorum bu konudan.
****
Geçenlerde yapılan yarışma, İstiklal Marşını en
güzel okuma yarışması idi. Mini mini birler ve bir
kaç üst sınıf çocuklar kendilerini
parçalarcasına İstiklal Marşı okudular.
Çocukların girdiği şekli , ailelerinin verdiği
gazı, kaybeden çocukların yaşadığı travmayı
izlerken en çok bu fikri akıl eden her kimse ona
sevgilerimi sundum.
****
Yayın akışımızın sonuna geldik efendim. Mutlu akşamlar
türkiye, her nerede yaşıyo ve yaşatıyorsanız,
yeterki sizin havanız iyi olsun.

Vodafone, Telsimden aldığı bayrakla son
sürat koşmaya devam ediyor. Tarifeleri olsun,
kapsama alanları olsun hiç ilgimi
çekmiyor açıkcası, benim dikkatimi
çeken Vodafone reklamlarındaki
gerzeklikler! Evet gerçekten her izlediğim
reklam sonrası aklımdan şüphe ediyorum ; ben salak
olmalıyım ki bana bu şekilde reklamlar
izlettiriliyor.
Ben bu satırları yazarken mesela, Barış, kız arkadaşına
tam da kızcağızın doğum gününde evlenme
teklifi edecekken, broşür bastıma
telaşına düşüyor. Barış o kadar gerzek ki!
Kızcağız önünde pastayla Barış'ı beklerken
oğlumuz Barış fellik fellik ucuz matbaa arıyor.
Hayatındaki öncelikleri beliryememeyen bir gerzek
olan Barış'ın kızla evlenenemesi (!) tamamen hayatında
Vodafone olmamasına bağlanıyor.
Öte yandan Aslı. Garibim sinemaya gidip hayatının
aşkıyla karşılaşacak. Ama o da ne? Tüm
müşteriler birlik olmuş ofisi aramış. Ofisteki
diğer insanlar cephesinde durum karışık. Birinin
arabası bozuk, diğeri hasta olmuş. Sloganımızsa şu
:" Müşterileriniz aradığında o sırada hattı
müsait olan elemana telefon düşse ne hoş
olmaz mı" Olur tabi şekerim de, bunu Aslı'nın bu
sebeple hayatının aşkıyla tanışamamasına nasıl
bağlıyorsunuz! Zaten biri yolda kalmış diğeri de hasta.
Nasıl görüşsünler müşteriyle. Evet
biz seyirciler gerzeğiz.
devamı >
Cengiz Semercioğlu Hürriyet'in Kelebek ekinde
bugünkü yazısında Emre Altuğ'un Çağla
Şıkel'le çıkmaya başladığında hakkında "tek
gecelik ilişki diye görüyordum"
lafına Çağla'nın bozulması gerektiğini, Ayşe
Arman'ın dünkü yazısında kadınların
affediciliğinin gerçek bir durum olmadığını
savunmuş ve kadınlara sormuş. Bir kadın hakaret
yediğinde bunu ömrü boyunca unutmaz mı diye.
http://kelebek.hurriyet.com.tr/yazarlar
/7369136.asp?yazarid=105
İşte Cevabım:
Kadınlar tuhaftır Cengiz Bey. Tanrı vergisi mi
bilinmez, hisli yaratılmışız. İçimizde öyle
bir sevgi arayışı var ki.. Belki parçalanmış
ailelerimizin, ya da parçalanmayan ama
mükemmel olmayı başaramayan ailelerimizin sevgi
eksikliğiyle yürüyen ilişkilerinden mirastır
bize, belki de sevginin en yüce değer olduğunu
yaradılışta içimizde -biliçaltı
düzeyinde- hissettiğimiz içindir. Ne olursa
olsun, bizi besleyen şey, sadece sevgidir.
devamı >
Ve sonunda bir kaleyi daha düşürdüler. Cumhuriyetle
hesaplaşmaya and içen neo yıkıcılar ile, takkeli
liboşlar, entel dantel demokratlar bi muradlarına daha
erdiler. Emin Çölaşan 22 yıllık gazetesinden yalakalık
ve ihale diyeti olarak kovuldu. Merak etmeyin daha çok
kale ve kelle uçacak.
Neler olacak neler?
Doğan medyasının paçavralarını okumumakta ne kadar
haklıyız gördük.
Bu arada Yılmaz Özdil'i anlamakla birlikte Hürriyete
geçişini eleştiriyorum. Gönlüm yakıştıramadı ne
yapayım?
Yaz geldi. Yaz ortasında seçimi yaptık ve
tüm yazı siyaset konuşarak geçirdik. Biraz
da MODA dan bahsetmek istiyorum ben daha yaz bitmeden.
Evet bayanlar, bu yaz Paris Hilton
öncülüğünde bir akıma kapılmış
görünüyoruz. Paris Hilton'un
Türkiye şubelerinden Tuğba Özay da bugün
itibari ile bu modanın öncülerinden olduğunu
göğsünü gere gere gösterdi!
Yeni moda akımımız : Hapse Girmek!
"Rulet" adı verilen operasyon ile
Susurluk hükümlülerinden Yaşar
Öz ve saz ekibi hapse girer girmez Tuğba Özay
da tutuklandı! Tuğba Hanım'ın gözyaşı sel misali
aktı! Tuğba Hanım mağdur! Öğrendiğime göre
iki gündür kıyafelerini bile değiştirememiş!
Düşünebiliyor musunuz hanımlar, koskoca iki
gün!
Kendilerine buradan hicaz makamından "Oh
Olsun" adlı güzide eseri armağan
ediyorum.
fox tv'de yeni bir yarışma var, pek yeni değil sanırım
ama ben yeni tanıştım, bir kız iki yaşlı
adam arasında hangisinin babasını olduğunu bilmeye
çalışıyor, ve evet bu bir yarışma bildiğiniz
insanların ünlü olmak için
çıkıp türlü şaklabanlıklar yaptığı
yarışmalardan biri, hatta olay o kadar dramatik ki
buraya birşeyler yazmak için olayın dramatik
yönlerini anlatmaya gerek yok, olayı haber
halinde yazsak bile ortaya çıkan tablo neredeyse
komedi programlarından fırlamış gibi.
devamı >
Eleştirel.com yazarı iseniz buradan giriş yapabilirsiniz, değilseniz yazarlığa başvurmak için lütfen formu doldurun.